Höyüklemek nedir, Höyüklemek ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Küçük tepeler üzerinden çevreyi seyretmek, gözetlemek.

Taşları üst üste yığmak.

Ansızın korkmak.

Höyüklemek tanımı, anlamı

Höyük : Tarih boyunca türlü nedenlerle yıkılan yerleşme bölgelerinde, yıkıntıların üst üste birikmesiyle oluşan ve çoğu kez içinde yapı kalıntılarının gömülü bulunduğu yayvan tepe. Toprak yığını, küçük tepe

Gözetlemek : Birine veya bir şeye gizlice bakmak, dikizlemek. Birinin yaptıklarını belli etmeden izlemek.

Gözetleme : Gözetlemek işi, dikiz, dikizleme, erkete.

Seyretmek : Bir şeyin durumunu, oluşumunu gözlemek, bakmak. Bir olaya karışmadan bakmak. Taşıt, ilerlemek, yol almak. Eğlenmek, görmek, öğrenmek vb. için bakmak, izlemek. Hastalık vb. sürmek, devam etmek.

Üst üste : Çok kalabalık, sıkışık. Birbiri arkasından. Birbirinin üstüne konulmuş bir biçimde.

Üzerinde : Üstünde. ile ilgili, üzerine.

Seyretme : Seyretmek işi.

Korkmak : Korku duymak, ürkmek, dehşete kapılmak. Yapamamak, cesaret edememek. Çekinmek, sakınmak, saygı duymak. Kaygı duymak, endişe etmek.

Tepeler : Ardahan ilinde, Yalnızçam bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Ansızın : Hatıra gelmeyen bir sırada, ani, anide, aniden, ansız, apansız, apansızın, birden, birdenbire, dangadak, defaten, durup dururken, fücceten, gürpedek, larp, larpadak, patadak, pattadak, rappadak, şakkadak, şapadanak, şappadak, şırakkadak, bedaheten, fücceten, nagehan, vehleten.

 

Yığmak : Bir tepe oluşturacak biçimde üst üste koymak. Biriktirmek. Toplamak, bir araya getirmek.

Korkma : Korkmak işi.

Yığma : Yığmak işi.

Tepel : Biçilen ot ya da ekin bağlamı. Alnında ak leke olan (inek, öküz ve benzerleri hayvanlar): Bizim tepeli bulamıyorum. Ot yığını. Bir şeyin en üstteki kısmı. Küçük dağ.

Gözet : Baharda geceleri hayvan otlatılan yer. Gözetleme yeri.

Üzeri : Bir şeyin yukarı, göğe doğru olan yanı. Bazı tamlamalarda zaman bildiren bir söz. Vücut, beden. Artan, geriye kalan bölüm. Bir şeyin dış yüzü, yüzey.

Ansız : Anlayışsız, akılsız. (a'nsız) Ansızın.

Küçük : Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, mikro, büyük karşıtı. Geri aşamada. Değersiz, önemsiz. Niceliği az olan. Makam, rütbe, derece bakımından daha aşağı olan kimse. Yaşı daha az olan. Niteliği aşağı olan, bayağı. Kısık, parlak olmayan (ses). Küçük abdest.

Çevre : Bir şeyin yakını, dolayı, etraf, periferi. Bir birimden önce veya sonra gelen aynı türden birimlerin tümü, bunların oluşturduğu küçük grup, kontekst. Kişinin içinde bulunduğu toplumu oluşturan ortam. Hayatın gelişmesinde etkili olan doğal, toplumsal, kültürel dış faktörlerin bütünlüğü. Bir kimse ile ilişkisi bulunanlar, muhit. Yağlık. Düzlem üzerindeki bir şekli sınırlayan çizgi. Aynı konu ile ilgisi bulunan kimselerin tümü, muhit.

Seyr : Seyir, seyretme// seyr etmek: temaşa etmek.

Diğer dillerde Hörgüçkaya anlamı nedir?

İngilizce'de Hörgüçkaya ne demek ? : glaciated knobs