Seyretmek nedir, Seyretmek ne demek

Seyretmek; kökeni arapça dilinden gelmektedir.

"Seyretmek" ile ilgili cümle

  • "Rabia biraz şaşkın, salapuryada arkadaş olduğu çocuklu tazenin kocasıyla buluşmasını seyrediyordu." - H. E. Adıvar
  • "İnsanlar, seyreden araçlara aldırmadan karşıdan karşıya sorumsuzca geçiyorlardı." - O. Aysu
  • "Gözlerini yumdu ve kendini ağır aksak seyreden bir rüyanın içinde buldu." - E. Şafak
  • "Ben, çok güzel bir şey seyrediyorsam tiyatroda, daha ne kadar sürecek piyes diye aklıma getirmem." - N. Hikmet

Yerel Türkçe anlamı:

Seyreltmek; seyrekleştirmek

Aralamak, seyreltmek.

Seyretmek anlamı, tanımı:

Seyret : Beklenmedik bir şey olacağını anlatan bir söz.

Seyretme : Seyretmek işi.

Alargadan seyretmek : Uzaktan bakmak.

Durum : Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Duruş biçimi, konum, tavır. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri.

Oluşum : Katman, kütle, gök cismi vb.nin biçimlenme süreci. Oluşma işi, teşekkül, teşkil.

 

Gözlemek : Dikkatle bakmak, gözlemlemek, tarassut etmek. Korumak, kollamak. Bir şeyin olmasını veya bir kimsenin gelmesini beklemek, intizar etmek. Gizlice bakmak, gözetlemek. İncelemek, araştırmak.

Bakmak : Uğraşmak, meşgul olmak. Hastayı muayene etmek. Anlamak, farkına varmak. Bir iş birinden beklenmek. Bir şeyin yüzü bir yöne doğru olmak. İlgilenmek. Yoklamak, incelemek, denemek. Beslemek, geçindirmek. Tedavi etmek için ilgilenmek. Başka bir şeyle ilgilenmeyip elindeki veya önündeki işle uğraşır olmak. Gözetmek, korumak. Renklerde benzemek, andırmak. Yapılabilmesi bir şeye bağlı bulunmak. Bir işi yapmak, bir işi yapmakla görevli olmak. Aramak. Bir şeyin gelişmesi veya iyi bir durumda kalması için emek vermek. Bakışı bir şey üzerine çevirmek.

Olay : Ortaya çıkan, oluşan durum, ilgi çeken veya çekebilecek nitelikte olan her türlü iş, hadise, vaka. Önemli tarihsel olgu, fenomen.

Karışma : Engelleme, araya girme, müdahale. Düzeni bozulma. Karışmak işi.

Eğlenmek : Oyalanmak. Bir kimsenin herhangi bir kusuru veya zayıf noktası ile alay etmek. Bir yerde durmak, beklemek, tevakkuf etmek. Neşeli, hoşça vakit geçirmek.

Bir : Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Ancak, yalnız. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Bir kez. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Eş, aynı, bir boyda. Tek. Sadece. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Bu sayı kadar olan. Sayıların ilki. Beraber. Aynı, benzer.

Taşıt : Otomobil, tren, gemi, uçak gibi taşıma araçlarının ortak adı, nakil aracı, nakil vasıtası, vasıta.

 

İlerlemek : Daha iyi, daha yüksek bir düzeye, aşamaya erişmek, gelişmek, terfi etmek, terakki etmek. Bulunduğu yerden daha ileriye gitmek, yol almak. Daha güçlü, daha etkili duruma gelmek. Vakit geçmek.

Yol : Genellikle yerleşim alanlarını birbirine bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi. Kez, defa. Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi. Yolculuk. Gaye, uğur, maksat. Bir amaca ulaşmak için başvurulması gereken çare, yöntem. Gidiş çabukluğu, hız. Karada insanların ve hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer. Karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık, tarik. Kumaşta bulunan çizgi. Düğünde, oğlanevinin kızevine verdiği para, mal veya armağan. İçinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer. Hile, tuzak. Uyulan ilke, sistem, usul, tarz, tarik.

Almak : Bürümek, sarmak, kaplamak. Ele geçirmek, fethetmek. Erkek, kadınla evlenmek. Örtmek, koymak. Çalmak. Görevden, işten çekmek. Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak. Soldurmak. Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak. Sürükleyip götürmek. Temizlemek. Yutmak, kullanmak. Kısaltmak, eksiltmek. Birlikte götürmek. Yolmak, koparmak. İçeri sızmak, içine çekmek. Başlamak. Gidermek, yok etmek. İçecek veya sigara içmek. Göreve, işe başlatmak. Kendine ulaştırılmak, iletilmek. Tat veya koku duymak. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. İçine sığmak. Yol gitmek, mesafe katetmek. Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek. Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. Kazanç sağlamak. İçeri girmesini sağlamak. Kazanmak, elde etmek. Kabul etmek. Satın almak. Yer değiştirmek.

Hastalık : Aşırı düşkünlük, tutku. Organizmada birtakım değişikliklerin ortaya çıkmasıyla sağlığın bozulması durumu, rahatsızlık, çor, dert, sayrılık, illet, maraz, maraza, esenlik karşıtı. Ruh sağlığının bozulması durumu. Bitkilerin yapılarında görülen bozukluk.

Sürmek : Dokundurmak, değdirmek. Olmaya devam etmek. Devam etmek. Olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak. Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak. Yönetip yürütmek, sevk etmek. Önüne katıp götürmek. Bitki, ot yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek. Zaman geçmek. Uzatmak, ileri doğru itmek. Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak, dökmek, serpmek. Pulluk veya sabanla toprağı işlemek. Herhangi bir durum içinde bulunmak. Yasal olmayan yolla piyasaya para çıkarmak. Zaman almak. Oturduğu, bulunduğu yerden, ülkeden ceza olarak başka bir yer veya ülkeye göndermek, nefyetmek.

Devam : "Kesme, sürdür" anlamında kullanılan bir söz. Sürme, sürüp gitme, kesilmeme, bitmeme. Bir yere belli bir amaçla, gereken zamanlarda gitme. Ek, parça.

Etmek : Herhangi bir değerde olmak. Küçük veya büyük abdestini yapmak. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Demek, söylemek. Bulmak, erişmek. Birini bir şeyden yoksun bırakmak. Eşit değer kazanmak. Kötülükte bulunmak. Bir işi yapmak.

Seyretmek ile ilgili Cümleler

  • Her gece yıldızları seyretmek bana mutluluk veriyor.
  • Bu filmi seyretmek zorundasın.
  • Başının üstünde uçan kuşları seyretmekten hoşlanır.
  • Seyretmek için favori sporun nedir?
  • Biraz televizyon seyretmek istiyorum sadece.
  • Annem televizyon seyretmekten nefret eder.
  • Tüm gün boyunca televizyon seyretmekten başka hiç bir şey yapmaz.
  • Bir film seyretmek için dışarı çıkmayı önerdi.
  • Seyretmekten başka bir şey yapamadı.

Diğer dillerde Seyretmek anlamı nedir?

İngilizce'de Seyretmek ne demek? : v. watch, look at, view, see, behold, contemplate

Fransızca'da Seyretmek : regarder, voir, visionner

Almanca'da Seyretmek : v. ansehen, beschauen, zusehen

Rusça'da Seyretmek : v. смотреть, просматривать, созерцать, доглядеть, посмотреть, просмотреть