Has nothing to do türkçesi Has nothing to do nedir

  • Canı sıkkın.
  • Yapacak bir şeyi yok.
  • İle iştigal edecek bir şeyi yok.

Has nothing to do ile ilgili cümleler

English: He has nothing to do with it.
Turkish: Onun onunla işi bitti.

English: As far as I know, she has nothing to do with that scandal.
Turkish: Bildiğim kadarıyla, onun skandalla bir ilgisi yok.

English: Cervical cancer has nothing to do with cervical vertebrae. It's a cancer of the cervix.
Turkish: Rahim ağzı kanserinin servikal vertebrayla bir ilgisi yoktur o bir rahim ağzı kanseridir.

English: He has nothing to do here.
Turkish: Onun burada yapacak bir şeyi yok.

English: Ali says he has nothing to do with the matter.
Turkish: Ali sorunla ilgili yapacağı bir şeyi olmadığını söylüyor.

Has nothing to do ingilizcede ne demek, Has nothing to do nerede nasıl kullanılır?

Has : Bkz.have. Dolandırmak. Olmak. Aldatmak. Sahip olmak. Etmek. Almak. Bulunmak. Elde etmek. Göz yummak.

Nothing : Sıfır. Yok. Hiçlik. Önemsiz (şey). Hava. Önemsiz şey. Yokluk. Boş söz. Önemsiz kimse. Hiçbir şey.

To : İla. -e göre. Ye. Göre. Arasında. Kadar. -e kadar. E doğru. Ya. Karşı.

Do : Yetmek. Yetişmek. Başarmak. Düzeltmek. Temizlemek. Tamamlamak. Etmek. Parti. Eylemek. Büyük toplantı.

Has nothing to do with me : Benim yapabileceğim bir şey yok. İlgilendirmez beni.

 

Nothing to do with : İle alakası olmamak. İle ilgisi yok. İle hiçbir bağlantısı olmamak.

Has nothing to lose : Risk alırsa kaybedilecek değerli veya önemli bir şeyi yok. Kaybedecek bir şeyi yok.

Had nothing to do : Zamanını alacak bir şey yoktu. Yapacak bir şey yoktu.

Has nothing to hide : Saklayacak bir şeyi yok. Gizleyecek bir şeyi yok. Yanlış bir şey yapmadı.

İngilizce Has nothing to do Türkçe anlamı, Has nothing to do eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Has nothing to do ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Het up : Telaşlı. Ateşli. Isıtılmış. Sıkıntılı. Sinirli. Heyecanlı.

Depressed : Morali bozuk. Durgun. Keyifsiz. Darboğazda olan. Üzgün. Basık. Düşürülmüş. Çökmüş. Bunalımlı.

Down in the mouth : Keyifsiz. Cesareti kırılmış. Depresyonda. Neşesiz. Karadenizde gemileri batmak. Karamsar. Mutsuz. Üzgün. Üzgün görünmek.

Blue : Çivit. Blue. Muhafazakar partili. Keyifsiz. Açık saçık. Çarçur etmek. En iyi doğrusal yansız tahminci. Maviye boyamak. Deniz. Sınav.

In the doldrums : İçi sıkılan. Üzüntü içinde. Durgun. Morali bozuk. Neşesiz. Keyifsiz.

Down in the dumps : Asık surat ile. Mutsuz. Üzüntülü. Sıkıntıda. Hüzünlü. Keyifsiz. Üzgün. Depresyonda. Çökmüş.

Bluest : Mavi yapmak. Maviye boyamak. Mavi. Çarçur etmek. Keyifsiz. Hüzünlü. Çivitlemek. Morali bozuk. Çürümüş.

Have nothing to do : Yapacak bir şeyi olmamak. Yapacak bir şeyi kalmamak.

Fretted : Endişeli. Perde demiri bulunan telli çalgı türü. Telli çalgılarda perde boğumu. Yenime uğramış. Perdeli. Tedirgin. Aşınmış. Süsleyici modeller ile dekore edilmiş. Süslenmiş.

Has nothing to do synonyms : having nothing to do, bothered, harried, bluer, heart sick, disgruntled.