Kalak nedir, Kalak ne demek

  • Burun, burun ucu.
  • Tezek yığını
  • Gelin tacı.

Yerel Türkçe anlamı:

Yufka ekmek yığını.

Küçük taş.

Şapka siperliği.

İri soğan.

Şapka siperliği.

Öküzlerin boyunlarında oluşan yumru.

Burun, burun ucu.

Çocuk oyunlarında sayı.

Kesilen meşe ağacının kökü.

İnce sesli, hareketleri kadın gibi olan erkek.

Ağaçtan yapılmış sapı küçük kürek.

Buran.

Kadın fesi.

Artık, bundan sonra

Gelin tacı.

Bakırcıların kullandığı bir araç.

Tezek yığını.

Tahtadan yapılmış yemek tabağı biçiminde büyükçe bir kap.

Kat.

Ceviz ağacı kabuğundan yapılmış olan bir çocuk düdüğü.

Öbek, yığın.

Geniz.

Tezek yığını.

Kanat.

Boru biçiminde bir tarafı dar diğer tarafı geniş olan şey.

Erek, nişan.

Duvar örülürken büyük taşların arasındaki aralığı kapatmak için konulan küçük taşlar.

Ekin, ot yığını.

Boynuz.

1.bk. kalan.

Gurur, kibir : Kalaklı adam.

Büyük.

Aptal.

Hayvan burnu.

Fransızca'da Kalak ne demek?:

narine

Kalak anlamı, kısaca tanımı:

Kalakalma : Kalakalmak işi.

Burun : Karanın, özellikle yüksek ve dağlık kıyılarda, türlü biçimlerde denize uzanmış bölümü. Bazı şeylerin ön ve sivri bölümü. Kibir, büyüklenme. Alınla üst dudak arasında bulunan, çıkıntılı, iki delikli koklama ve solunum organı.

 

Tezek : Sıkışmış, kuru toprak parçası, kesek. Yakıt olarak kullanılan kurutulmuş sığır dışkısı.

Yığın : Birçok kimsenin veya nesnenin bir araya gelmesiyle oluşan kalabalık, küme, kitle, kütle. Bir şeyin yığılmasıyla oluşturulan küme, tepe.

Gelin : Aileye evlenme yoluyla girmiş olan kadın. Evlenmek için hazırlanmış, süslenmiş kız veya yeni evlenmiş kadın.

Kalak başlılar : Sürüngenler (Reptilia) sınıfından kertenkeleye benzeyen, bazı türlerinin nesli tükenmiş, bugün sadece bir tür ile temsil edilen birtakım.

Kalakalmak : Bir şey veya durum karşısında şaşırmak. İlgili cümle: "“Baktılar ve ani bir komutla dondurulmuşçasına öylece kalakaldılar.”" E. Şafak. Güç durumda kalmak. İlgili cümle: "“Arka tekerler alıp başını geçti gitti. Kırk yolcu yolun ortasında kalakaldık.”" B. R. Eyuboğlu. Bir şeyin üzerine aşırı düşmek, üstünde durmak.

Kalakbaşlılar : (zooloji) (Rhynchocephalia), (Yun. rhynkhos = hayvan burnu,Yun. kephale=baş), Omurgalı hayvanlardan sürüngenler (Reptilia) sınıfının bir takımı. Biçimleri kertenkeleye benzer. Çoğunun soyu tükenmiş ve bugün yaşayan bir türü kalmıştır: Noktalı kamadiş (Sphenodon punctatus).

Kalakçı : Durmadan gezen, kapı kapı dolaşan.

Kalaklamak : Kapı kapı dolaşmak, gezmek: Bu gün az kalaklamadık. Dalgalanmak

Kalaklanmak : Havalanmak, kendini yüksek görmek

Kalaklı : Gururlu. İriyarı, gösterişli

Kalaklu : Yüksek

Kalaköy : Trabzon kenti, Çarşıbaşı belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Diğer dillerde Kalak anlamı nedir?

İngilizce'de Kalak ne demek? : s.a. depressed