Kubuz nedir, Kubuz ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Dolma tabanca, çakmalık tabanca.

Yalan, palavra.

Palavracı, övünen kişi.

Züğürt.

Hokkabaz.

Körüklü el armonikası, akordeon.

Bir çeşit saz.

Tüfeğin çakmak kısmı.

[Bakınız: kubur].

Yalan, gerçek dışı.

Teknik terim anlamı:

[Bakınız: kopuz].

Kubuz kısaca anlamı, tanımı

Kubuz atmak : Yalan söylemek

Kubuzcu : Kocaeli ili, Akçaova bucağına bağlı bir yer.

Kubuzçu : Yalancı, palavracı.

Gerçek dışı : Gerçeğin dışında olan, gerçek olmayan, gerçeğe aykırı, hilafıhakikat, irrealist.

Palavracı : Uydurma söz veya haber ortaya atan, yaptığı işleri abartan, bu davranışları huy edinmiş olan (kimse), tıraşçı, uydurmacı, baloncu.

Armonika : Yan yana sıralanmış deliklerden her biri üflendiğinde ayrı notada sesler çıkaran küçük ağız çalgısı, mızıka, armonik. Akordiyon.

Hokkabaz : El çabukluğu ile birtakım şaşırtıcı olaylar yapmayı meslek edinen kimse. Başkalarını aldatarak yalan dolanla iş gören.

Akordeon : Akordiyon.

Palavra : Herhangi bir konuda gerçeğe aykırı, uydurma söz veya haber, balon. Genellikle posta vapurlarında üst güvertenin altındaki güverte. Uzun ve boş konuşma, martaval.

Tabanca : Kısa, hafif, cepte veya belde taşınan ateşli silah. Boyacılıkta kullanılan, basınçlı hava yardımıyla boya püskürtmeye yarayan araç.

 

Çakmalı : İpek tül üzerine cin pulu denilen renkli pullar işlenmiş başörtüsü.

Körüklü : Körüğü olan. Körüklü otobüs.

Armonik : Armoni ile ilgili olan. Armonika.

Çakmak : Taşa vurulup kıvılcım çıkarılan çelik parçası. Vurarak sokup yerleştirmek. Anlamak, bilmek. Tabanca veya tüfeklerde bulunan tetik düzeni. Sınavda başarısız olmak. Vurmak. Çelik, taş, cam, plastik vb. maddeden yapılmış gaz veya benzinle dolu tutuşturma aleti. İçki içmek. Saplamak. Parıldamak, ışık vermek. Sezinlemek, anlamak, farkına varmak. Kazık çakıp hayvan bağlamak. Kuruduğunda kalın kabuk bağlayan kabarcıklarla beliren ve genellikle yüzde çıkan bir deri hastalığı. Bir şeyi başka bir şeye sürtmek, vurmak veya çarpmak. Çivi ile tutturmak. Kabul etmeyeceği bir şeyi kurnazlıkla kabul etmesini sağlamak.

Gerçek : Yalan olmayan, doğru olan şey, hakikat. Aslına uygun nitelikler taşıyan, sahici. Yalan olmayan. Doğruluk. Doğadaki gibi olan, doğayı olduğu gibi yansıtan. Düşünülen, tasarımlanan, imgelenen şeylere karşıt olarak var olan. Bir durum, bir nesne veya bir nitelik olarak var olan, varlığı inkâr edilemeyen, olgu durumunda olan, özbeöz, hakiki, reel. Yapay olmayan. Temel, başlıca, asıl. Gerçeklik.

Züğürt : Parasız, yoksul, meteliksiz olan (kimse).

Armoni : İki veya daha çok sesin aynı anda kulağa hoş gelecek bir biçimdeki uyumu, harmoni.

Övüne : Önce.

Taban : Ayağın alt yüzü, aya. Üstü kapalı bir yerin gezinilen, ayakla basılan yüzü, tavan karşıtı. Bir cismin veya bir biçimin yüksekliğini ölçmek için aşağıdan yukarıya doğru başlama noktası olarak alınan yüzey veya çizgi, kaide. Bir toplumu, bir kuruluşu oluşturan, yönetime katılmadan etkili olan kitle. Yaradılıştan. Ayakkabının alt bölümü. Üslü sayılarda kuvveti alınan sayı: 53 anlatımında 3 rakamı üstür, 5 ise tabandır. Tarlanın düz ve verimli kesimi. Bir ırmağın en derin olan orta yeri. Huy bakımından. Temel. Dikey duran direk, çubuk, seren vb.nin alt bölümü. Kılıç vb. yapımında kullanılan iyi cins demir. Kaide. Bir şeyin en alt bölümü. Değerlendirmede en alt derece.

 

Yalan : Doğru olmayan, gerçeğe uymayan söz, kıtır. Yalancı kimse. Uydurma.

Diğer dillerde Kubbemsidağ anlamı nedir?

İngilizce'de Kubbemsidağ ne demek ? : dome