Taban nedir, Taban ne demek

Taban; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de zarf olarak kullanılır. kökeni arapça dilinden gelmektedir.

  • Ayağın alt yüzü, aya.
  • Üstü kapalı bir yerin gezinilen, ayakla basılan yüzü, tavan karşıtı.
  • Bir cismin veya bir biçimin yüksekliğini ölçmek için aşağıdan yukarıya doğru başlama noktası olarak alınan yüzey veya çizgi, kaide
  • Bir toplumu, bir kuruluşu oluşturan, yönetime katılmadan etkili olan kitle.
  • Yaradılıştan.
  • Ayakkabının alt bölümü.
  • Üslü sayılarda kuvveti alınan sayı: 53 anlatımında 3 rakamı üstür, 5 ise tabandır.
  • Tarlanın düz ve verimli kesimi.
  • Bir ırmağın en derin olan orta yeri.
  • Huy bakımından.
  • Temel.
  • Dikey duran direk, çubuk, seren vb.nin alt bölümü.
  • Kılıç vb. yapımında kullanılan iyi cins demir.
  • Kaide.
  • Bir şeyin en alt bölümü.
  • Değerlendirmede en alt derece.

"Taban" ile ilgili cümleler

  • "Piramidin tabanı. Üçgenin tabanı."
  • "Partinin tabanının istekleri doğrultusunda..."

Yerel Türkçe anlamı:

1.bk. tapan. 2.Tekerlek çemberi.

Tohum ekildikten sonra tarlayı düzeltmeye yarayan yassı ağaç araç, sürgü

Döşeme

Tohum ekildikten sonra toprağı düzeltmeye yarayan ağaç merdane.

Topuk.

Temel, asıl.

1.Evlerin zemin katı. 2.Toprak tabanlı ev. 3.Direkler üzerine oturtulmuş tahta ambarın tabanına yerleştirilen kare biçimindeki ağaç kirişler.

 

1.Tarlanın çukur yeri. 2.Tarlanın düz yeri: Zeytin taban tarlada iyi yetişir. 3.Toprağı verimli tarla.

Bilişim alanındaki terim anlamı:

Genellikle kullanılan bilimsel sayılama dizgesinde, bir üst ile gücü alınan sayı. örn. 2,7x6,25 (1’5) = 42,1875 deyimindeki 6,25 sayısı. 2-Yerdeğişir bir bilgisayar izlencesinde, gerçek adresleri bulmak için göreli adreslere eklenmesi gereken değer.

Bilgisayar Terimi olarak kelime anlamı:

[Bakınız: temel]

Bir fizik terimi olarak tanımı:

Başlangıç ya da temel sayılan yer ya da nesne.

Transistorun salgıcı ile toplacını ayıran kesimi.

Geomteri'deki kelime anlamı:

Bir üçgenin “taban” ı, onun üzerinde durduğu düşünülen kenarlarından herhangi biridir. Şekil:27 Şekil :28

4

Gösteri Sanat terimi olarak anlamı:

Dekorda, oyun gereği kullanılan taban.

Güzel Sanatlar alanındaki anlamı:

Sütunların üzerine oturan taş kirişlerin alt yüzeyi.

Kapalı bir yerin, üzerinde gezinilen yüzeyi.

Gramer anlamı:

Kelime kök ve gövdelerinin çekim eki almamış yalın durumu: taş, işçi, bilgili, terbiye, ciltle-, ayakkabı, aktualite, plânlama ve benzeri

Matematik terimi olarak kelime anlamı:

[Bakınız: hamel tabanı, dikey taban, doğru-uzaysı tabanı, eşlek tabanı, ilinge tabanı, sayıtlama tabanı, süzgeç tabanı, tersüstel taban, üstel islav tabanı]

Verilen bir uzambiçim için, üzerine (dik olarak) bir yükselti çizilen ya da çizildiği varsayılan kıyı ya da yüz. Örnek. koni tabanı, yuvak tabanı.

 

Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:

Üzerine, duyarkatı oluşturan kimyasal özdek sürülmüş selüloit kuşak.

Mıknatıslı kuşak ve mıknatıslı görüntü kuşağında, üzerine demir oksit sıvanan asetat, polivinilklorit ya da polyesterden kuşak.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Sabanla çekilen, sürülmüş tarlaların yüzeyini düzenlemek amacıyla kullanılan ağaç. (Adalıkuzu *Güdül -Ankara)

[Bakınız: tabak]

Diğer sözlük anlamları:

Ekincilerin tohumu örtmekve toprağı düzlemek için tarlaya gezdirkikeri ağaç veya demir.

Binalarda çatının, üzerine dayandığı ağaç.

Bilimsel terim anlamı:

Taban, dilbilim bakımından yapılacak açıklamalar için ele alınan kök ( KÖK TABAN, B. radicale ) veya gövde ( GÖVDE TABAN, B. suffixale ) den ibaret kelime parçasına denir. Tabanlarda, dışarı ile taşra'da, ve çağırmak ile çığırmak'ta görüldüğü gibi, bazen açınık almağımı bulunur; bu gibi tabanlara ALMAŞIMLI TABAN ( B. d'alternance ) adı verilir. Hint - Avrupa dili gramerinde tabanlar TEK HECELİ ( Monosyllabe ), İKİ HECELİ ( Disyllabe ) ve ÇOK HECELİ ( Polysyllabe ) diye ayrılır. 2.Sâmi dillerinde kelimelerin kökü durumunda olan iki veya üç abanığa da taban adı verilir. bk. İkili ve üçlü kök.

[Bakınız: gövde]

İngilizce'de Taban ne demek? Taban ingilizcesi nedir?:

base, ground-row, basis, floor, foot wall, support, backing, film base, emulsion support (carrier), tape base, semelle

Almanca'da Taban ne demek?:

boden, grund

Fransızca'da Taban ne demek?:

base

Osmanlıca Taban ne demek? Taban Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

maddei asliye, kaide

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Diyarbakır ili, Pirinçlik nahiyesine bağlı bir bölge.

Taban tanımı, anlamı:

Taban çıkmak : Futbolda topla oynayan oyuncunun hareketini engellemek için doğrudan doğruya tabanla müdahale etmek.

Taban tepmek : Uzun yol yürümek.

Taban yapmak : Fiyat, en aşağı duruma düşmek.

Taban tabana zıt : Birbirine son derece aykırı.

Tabana kuvvet : Bir yere yayan gitmekten başka çare olmadığını anlatan bir söz.

Tabana kuvvet kaçmak : Çok hızlı, koşarak kaçmak.

Tabanları kaldırmak : Koşarak kaçmak.

Tabanları patlamak : Çok yürümekten, çok ayakta durmaktan aşırı yorulmak.

Tabanları yağlamak : Uzak bir yere yayan gitmeye hazırlanmak. hızlıca koşmak, kaçmak.

Taban basma : Güreşçinin bir ayağının tabanıyla hasmının ayağına basıp eliyle çenesinden veya omuzlarından tutarak çevirmesi.

Taban düzeyi : Bir akarsuyun, aşındırma ile erişebileceği en alçak yer.

Taban fiyatı : Bir mala resmî kuruluşlarca konulan fiyatın en alt sınırı, en düşük satış bedeli.

Taban halısı : Tabana serilen büyük halı. Bin liralık bütün kâğıt para.

Taban lağımı : Eğimli bir cevher yatağının tabanındaki tabakalar içinde ve cevher yatağı doğrultusuna paralel olarak sürülen lağım türü.

Tabanvay : Yayan.

Tabanı yarık : Korkak, güven vermeyen (kimse).

Baştaban : Yunan ve Roma mimarlıklarında, sütunların üstüne oturan ve iki sütun arasındaki uzaklığın üstünü örten büyük, uzun taş kirişlerin oluşturduğu bölüm.

Daltaban : Aşağılık, serseri. Yalın ayak (kimse).

Düztaban : Uğursuz. Dar tabanlı bir rende türü. Doğal ayak kemerinin kaybolması ile oluşan yapısal bozukluk. Tabanı kemerli olmayan, düz olan (kimse).

Karataban : İpek böceklerinde geniş çapta ölüme yol açan kelebek hastalığı.

Ad tabanı : Ad kök ve gövdelerinin çekim eki almamış durumu, isim tabanı.

Ayak tabanı : Aya.

Devetabanı : Birleşikgillerden, geniş yapraklı bir süs bitkisi (Phlodentron).

Fiil tabanı : Fiil kök ve gövdelerinin çekim eki almamış hâli.

İsim tabanı : Ad tabanı.

Veri tabanı : Bilgisayar kullanımında çözüme erişmek için işlenebilir duruma getirilmiş bilgi ortamı.

Tabanca : Kısa, hafif, cepte veya belde taşınan ateşli silah. Boyacılıkta kullanılan, basınçlı hava yardımıyla boya püskürtmeye yarayan araç.

Tabanca boyası : Tabanca ile yapılmış olan boya.

Tabanca cilası : Tabanca ile püskürterek yapılmış olan cila.

Tabancaya davranmak : Ateş etmek için tabancayı bulunduğu yerden almaya kalkışmak.

Tabanlı : Tabanı olan.

Tabanlık : Üzerine rayların yerleştirildiği, yere enine konulmuş demir veya ağaç parçaların her biri, travers. Ayağın rahat etmesi için ayakkabı içine yerleştirilen, keçe, deri veya kumaş parçası.

Tabansız : Tabanı olmayan. Yüreksiz, ödlek.

Tabansızlık : Tabansız olma durumu. Korkaklık, yüreksizlik.

Beylik tabanca : Ordu veya emniyet mensuplarına görev dolayısıyla verilen tabanca.

Boya tabancası : Sıvı boyayı püskürtmek için kullanılan alet.

Çift tabanca : İşini kolaylaştırmak amacıyla gerekli olan şeyleri birden fazla bulunduran kimse.

Kırk gün taban eti bir gün av eti : "avcılar bir av avlayabilmek için dağ demez, taş demez, günlerce taban teperler" anlamında kullanılan bir söz.

Makineli tabanca : Bir tür otomatik silah.

Mantar tabancası : Borusunun ucuna içi barutlu mantar takılarak patlatılan, tabanca biçiminde bir tür çocuk oyuncağı.

Perçin tabancası : Levha olarak üretilmiş parçaları birbirine üst üste koyarak birleştirmek, kaynaştırmak için kullanılan el aleti.

Püskürtme tabancası : Vernik veya boya sıvılarını basınçlı hava yardımı ile püskürterek sürmekte kullanılan tabanca biçiminde araç.

Tek tabanca : Tek başına hareket eden kimse.

Toplu tabanca : Mermileri şarjöre değil bir eksen etrafında dönen top içerisine yerleştirilen tabanca.

Yarış tabancası : Yarışı başlatmak, yanlış çıkışları yarışmacılara bildirmek ve yarışı durdurmak için kullanılan ateşli silah.

Kapalı : Açık ve kesin söz kullanmadan söylenen, müphem. Gizli, saklı. Başı örtülü (kadın). Kapanmış olan, açılmamış, açık karşıtı. İçe dönük yaradılışta olan. Dış çevreyle ilişki içerisinde olmayan. Açık olmayan (giyecek). Çalışma süresi sona ermiş (iş yeri). Geçilmez durumda olan. Bulutlu, karanlık (hava).

Gezi : Ülkeler veya şehirler arasında yapılmış olan uzun yolculuk, seyahat. Gezilip hava alınacak yer. Gezinti yeri. Bu kumaştan yapılan. Pamuk ve ipekle karışık dokunmuş hareli kumaş. Gezmek, görmek, eğlenmek amacıyla yapılmış olan yolculuk.

Ayak : Altılı ganyanda yer alan her bir koşu. Bacak. Yürüyüşün ağırlık veya çabukluk derecesi. Bir doğrunun başka bir doğruyu veya bir düzlemi kestiği nokta. Futun küpü alınarak hesaplanan değer. Halk edebiyatında uyak. Vücudun belden aşağı bölümü. Yarım arşın veya 30,5 santimetre uzunluğundaki ölçü birimi, kadem, fit, fut. Halk edebiyatında koşuklarda kısa yedekli dizeler. Birtakım şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek veya bunlardan her biri. Basamak. Göl ayağı. Mayalardan önce, makama uygun olarak çalınan veya söylenen beste. Bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü. Kömür ocaklarında kömürün çıkarıldığı galeri. Karakucak ve yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden biri.

Tavan : Bir şeyi değerlendirmede kabul edilen en yüksek seviye veya fiyat. Bir yapının, kapalı bir yerin üst bölümünü oluşturan düz ve yatay yüzey, taban karşıtı. Çatı kiremidi.

Karşıt : Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, zıt, kontrast.

Ayakkabı : Genellikle sokakta giyilen ve altı kösele, lastik vb. dayanıklı maddelerden yapılmış olan giyecek, başmak, pabuç.

Bölüm : Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan birimlerinden her biri, departman. Canlıların bölümlenmesinde filumların bir araya gelmesiyle oluşan birlik. Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, kısım. Çağ, devir. Bir kuruluşun yönetim birimlerinden her biri, departman, seksiyon. Bölme işlemi sonunda elde edilen sayı.

Alt : Bir şeyin yere bakan yanı, zir, üst karşıtı. Birkaç şeyden aşağıda olan. Bir nesnenin tabanı. Birine göre daha aşağı mevkide olan kimse, madun. Oturulurken uyluk kemiklerinin yere gelen bölümü. Sınıflamalarda ikinci derecede olan. Bir şeyin yere yakın bölümü.

Aya : Yaprakların düz ve parlak bölümü. Ayak tabanı. Elin parmak dipleriyle bilek arasındaki iç bölümü, avuç içi.

Kaide : Kural. Kalça. Bir şeyin yere dayanan bölümü veya bir şeyin üzerine oturtulduğu nesne, ayaklık, duraç, taban, ayaklık.

Bir : Eş, aynı, bir boyda. Sadece. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Aynı, benzer. Beraber. Bir kez. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Bu sayı kadar olan. Sayıların ilki. Ancak, yalnız. Tek. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı.

En : Başına geldiği sıfatların üstün derecede olduğunu gösteren kelime. Hayvanlara veya eşyaya vurulan damga, işaret. Bir yüzeyde boy sayılan iki kenar arasındaki uzaklık, genişlik, boy, uzunluk karşıtı.

Derece : Sıcaklıkölçer. Başarı gösterme. Ölçü aletlerinin ölçeğinde belirtilmiş bulunan başlıca bölümlerden her biri. Denli, kadar. Bir çemberin üç yüz altmışta birine eşit olan açı birimi. Bir süreç içindeki durumlardan her biri, basamak, aşama, rütbe, mertebe. Bir çözeltinin yoğunluğunu ölçmede kullanılan birim.

Temel : Bu bölümleri yapmak için kazılan çukur. En önemli, belli başlı, ana, taban, esas, asıl, baz. Bir yapının toprak altında kalan ve yapıya dayanak olan duvar, taban vb. bölümlerinin tümü. Bir şeyin gelişimi için gereken ilk ögeler.

Düz : Kıvrımlı olmayan, doğru, stabil. Yüzeyinde girinti çıkıntı olmayan, müstevi. Kıvırcık veya dalgalı olmayan (saç). Düz rakı. Yayvan, altı derin olmayan. Yalın, sade, süssüz. Çizgisiz, desensiz ve tek renkli. Kısa ökçeli, ökçesiz (ayakkabı). Yatay durumda olan, eğik ve dik olmayan. Engebesiz olan yer, düzlük, ova.

Ve : İki kelime veya iki cümle arasına girerek aralarında bir bağ olduğunu anlatan söz. Türk alfabesinin yirmi yedinci harfinin adı, okunuşu.

Verimli : Kendisinden beklenen sonucu veren, semereli. Verimi iyi ve bol olan, bitek, randımanlı, mahsuldar, mümbit, müsmir, verimkâr. Çok yazan, velut.

Huy : Alışkanlık. İnsanın yaradılış ve ruh özelliklerinin bütünü, mizaç, tabiat.

Bakımından : -e göre. Bakış veya görüş açısı yönünden, değerlendirme açısından.

Yaradılıştan : Doğumla beraber, yaradılıştan beri, doğuştan, kudretten, fıtraten, hilkaten.

Taban açıları : Bir üçgen için, tabanın iki ucundaki iç açılar. Bir üçgen için, tabanın iki ucundaki iç açılar. (matematik)

Taban adresi : Adresi oluşturmak üzere göreli adrese eklenmesi gereken adres birleşeni.

Taban alanı : Bir yapının, tasar ve yönetmeliklere göre düzenlenmiş yerbölümde kapladığı alan.

Taban alanı katsayısı : Bir yapının taban alanının bulunduğu yerbölüm alanına oranlanmasından elde edilen sayı. Yerbölüm yüzölçümünün katları olarak olur verilen en geniş alanı gösteren bir katsayı kullanılarak, yapı oylumunu ve yoğunluğunu sınırlandırmakta kullanılır.

Taban alanı ölçünleri : Konutlarda ya da tecimsel yapılarda, kişi ya da oda sayısı başına düşen, ya da önerilen taban alanı büyüklüğü.

Taban aşındırma maliyeti : Enflasyonun yol açtığı aşınmayı gidermek amacıyla parasını kısa vadeli yatırım araçlarına yönlendiren bireylerin para çekmek için birçok kez bankaya gitmeleri nedeniyle uğradıkları iş gücü kaybı.

Taban : Ayakların yere değen alt yüzü.

Taban basıncı : (fizik)

Taban berkitmek : Ayak diremek, metanet göstermek, metin davranmak.

Taban bildirmelik : İki sütunlu özerk bildirmeliklerde, antlaşmalı ülkeler mallarına uygulanan vergi.

Taban ile ilgili Cümleler

  • Ali bir tabanca satın aldı.
  • Chavacano, İspanyolca tabanlı kreol dilidir.
  • Tabancada parmak izlerin bulundu.
  • Onun nehre iki tabanca attığını çok açıkça hatırlıyorum.
  • Tabancayla, tüfekle atış yapmak istiyorum ayrıca öğretilirse pazartesi el bombası atmak istiyorum.
  • Ali düz tabandı.
  • Tabancaların yasadışı yapılması gerektiğini düşünüyor musunuz?
  • Çocuklar yaz aylarında serin kalmak için su tabancalarıyla oynamayı severler.
  • Ali üç kez şok tabancasıyla vuruldu.
  • Tabancan var mı?
  • Bu bir roman tabanlı film.
  • Tabanca kime ait?
  • Tabanca aniden patladı.

Diğer dillerde Taban anlamı nedir?

İngilizce'de Taban ne demek? : [Tabán] adj. bedrock

n. sole, girder, base, basement, floor, fundament, sill, substratum, substructure

Fransızca'da Taban : plante du pied, plancher [le], base [la], semelle [la]

Almanca'da Taban : n. Ballen, Basis, Boden, Fuß, Fußboden, Grundfläche, Grundlinie, Sockel, Sohle

Rusça'da Taban : n. подошва (F), ступня (F), подметка (F), дно (N), основание (N), пол (M), подножие (N), постамент (M), фундамент (M), тумба (F), цоколь (M), устой (M), равнина (F), плоскогорье (N), фарватер (M), булат (M)

adj. первичный, сияющий