Kucak nedir, Kucak ne demek

"Kucak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "On yıl var ayrıyım Kına Dağı'ndan / Baba ocağından, yâr kucağından" - F. N. Çamlıbel
  • "Kucağımdaki yavrumla yapayalnız kalmıştık." - S. M. Alus
  • "Oralar her saldırganlıktan korunmuş Türk kucağı idi." - R. E. Ünaydın

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Şanlıurfa ilinde, Viranşehir belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yer. Ağrı ilinde, Suluçem nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Ağrı ilinde, Sarısu bucağına bağlı bir yer.

Kucak tanımı, anlamı:

Kucak açmak : Sığınacak yer vermek. korumak.

Kucağına düşmek : Düşman, felaket, sefalet vb. kötü şeylerin veya durumların içine düşmek, onlarla karşılaşmak.

Kucağına kurulmak : Kucağına oturmak.

Kucağına oturmak : Dizlerinin üstüne oturmak. yaltaklanmak. birinin amaçlarına alet olmak.

Kucağında bulmak : Beklemediği bir durumla karşı karşıya kalmak.

Kucak çocuğu : Sürekli olarak kucağa almaya alıştırılan çocuk. Yürüyemeyen, kucakta gezdirilen çocuk.

Kucak dolusu : Pek çok, pek bol.

Kucak kucağa : Birbirine sarılmış veya birbirine yüz yüze sokulmuş bir durumda. İç içe, yan yana, beraberce.

 

Kucak kucak : Bol bol. Kucaklanabilecek miktarda olan.

Kucaktan kucağa : "Kadın, pek çok kişiyle yasal olmayan ilişkide bulunmak" anlamındaki kucaktan kucağa dolaşmak (veya gezmek) deyiminde geçen bir söz.

Karakucak : Kökeni Orta Asya'ya uzanan, serbest stilde, yağ sürülmeden yapılmış olan en eski, geleneksel Türk güreşi.

Ana kucağı : Annenin şefkati, sevecenliği. Bebeği yatırmak veya uyutmak için kullanılan, kendiliğinden sallanan bir tür araç.

Kucaklama : Kucaklamak işi.

Kucaklamak : İçine almak veya çepeçevre sarmak, kuşatmak. Kucağına almak, kucağında taşımak. Kollarla sarıp göğüs üzerine bastırmak.

Kucaklanış : Kucaklanma işi.

Kucaklanma : Kucaklanmak işi.

Kucaklanmak : Kucaklama işi yapılmak.

Kucaklaşma : Kucaklaşmak işi.

Kucaklaşmak : Birbirini kucaklamak.

Kucaklayış : Kucaklama işi.

Göğüs : Bu vücut bölümünün ön tarafı, sırt karşıtı. Bu bölümün içindeki organlar. Vücudun boyunla karın arasında bulunan ve kalp, akciğer vb. organları içine alan bölümü, sine. Meme.

Bölüm : Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan birimlerinden her biri, departman. Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, kısım. Çağ, devir. Bölme işlemi sonunda elde edilen sayı. Canlıların bölümlenmesinde filumların bir araya gelmesiyle oluşan birlik. Bir kuruluşun yönetim birimlerinden her biri, departman, seksiyon.

Miktar : Bir şeyin ölçülebilen, sayılabilen veya azalıp çoğalabilen durumu, nicelik. Ölçü.

Durum : Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Duruş biçimi, konum, tavır. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl.

 

Sınır : Değişken bir büyüklüğün istenildiği kadar yaklaşabildiği durağan büyüklük, limit. Uç, son. İki komşu devletin topraklarını birbirinden ayıran çizgi, hudut. Bir şeyin nicelik bakımından inebileceği veya çıkabileceği en alt ve en üst yer, limit. Bir şeyin yayılabileceği veya genişleyebileceği son çizgi, uç. Komşu il, ilçe, köy veya kişilerin topraklarını birbirinden ayıran çizgi.

Ortam : Nesnel ve toplumsal yönlerle bazen kişinin iç dünyasını da kapsayan yakın çevre, vasat. Bir kimsenin veya bir insan topluluğunun yaşayışını etkileyen ruhsal, toplumsal ve kültürel etkilerin bütünü. Bir topluluğun veya toplulukların hareket alanı, platform. Canlı bir varlığın içinde bulunduğu doğal veya maddi şartların bütünü.

Ocak : Yeniçeri teşkilatını oluşturan odalardan her biri. Kahvelerde, kuruluşlarda çay, kahve vb.nin yapıldığı yer. Ateş yakmaya yarayan, pişirme, ısıtma, ısınma vb. amaçlarla kullanılan yer. Ev, aile, soy. Halk hekimliğinde bir önceki kuşaktan el verme suretiyle aktarılan bilgileri kullanarak belirli bir şikâyeti veya hastalığı iyileştirdiğine inanılan aile. Şömine. Aynı amaç ve düşünceyi paylaşanların kurdukları kuruluş veya toplandıkları, görev yaptıkları yer. Yer üstünde veya yer altında cevher çıkarılan yer. Yılın birinci ayı, kânunusani. Isı vererek üzerine veya içine konulan maddeleri ısıtan, pişiren, kaynatan, eriten araç veya alet. Bahçelerde veya bostanlarda her tür meyve ve sebze tohumu veya fidesinin dikimi için ayrılmış toprak çukuru.

Kucaklaklık : Kucaklayarak

Kucaklaşabilme : Kucaklaşabilmek işi.

Kucaklaşabilmek : Kucaklaşma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Kucaklaştırma : Kucaklaştırmak işi.

Kucaklaştırmak : Kucaklaşma işini yaptırmak.

Kucaklayabilme : Kucaklayabilmek işi.

Kucaklayabilmek : Kucaklama imkânı veya olasılığı bulunmak.

Kucaklayıverme : Kucaklayıvermek işi.

Kucaklayıvermek : Ansızın veya çabucak kucaklamak.

Kucaklı uyarlama : Birinci dizeyi dördüncüsü ile, ve ikinciyi üçüncüsü ile (ve sonuna kadar böylece) uyaklı kılma şeklindeki uyak düzeni.

Kucak ile ilgili Cümleler

  • Ayrılmadan önce ailesiyle kucaklaştı.
  • Bütün çocuklar anne babalarıyla kucaklaştı.
  • Kucak dolusu sevgiler.
  • Onlar kucaklaştı.
  • Tom, Mary'yi kucakladı.
  • Onlar sevgi ile kucaklaştı.
  • Neden o artık beni kucaklamıyor?
  • Sadece hoş büyük bir kucaklamaya ne dersin?

Diğer dillerde Kucak anlamı nedir?

İngilizce'de Kucak ne demek? : n. bosom, lap, arms

Fransızca'da Kucak : giron [le], sein [le]

Almanca'da Kucak : n. Schoß

Rusça'da Kucak : n. объятия (PL), охапка (F)