Lacivert pasaport nedir, Lacivert pasaport ne demek

  • Yurt dışına çıkmak için verilen pasaport

Lacivert pasaport hakkında bilgiler

[Bakınız: gri pasaport]

Lacivert pasaport kısaca anlamı, tanımı:

Pasaport : Yabancı ülkelere gidecek olanlara yetkili kuruluşça verilen, yabancı ülke yetkililerinin kimlik incelemesinde geçerli olan belge.

Lacivert : Bu renkte olan. Koyu mavi renk.

Yurt : Bir şeyin ilk veya çok yetiştirildiği yer, vatan. Diyar. Öğrencilerin kaldığı, barındığı yer. Bakıma ve barınmaya muhtaç bir grup insanın oturduğu, yetiştirildiği veya bakıldığı kurum. Memleket. Sahip olunan arazi, emlak. Bir halkın üzerinde yaşadığı, kültürünü oluşturduğu toprak parçası, vatan. Göçebe Türklerin oturduğu çadır. Yörüklerin yazın veya kışın oturdukları yer.

Çıkmak : Karşı gelebilmek, boy ölçüşmek. Yetişecek ölçüde olmak. Piyasaya sürülmek. Artırmak, fiyatı yükseltmek. Gelmek. Görünür veya belli bir durumda bulunmak. Bir meslek veya bilim kurumunda okuyup yetişmek, mezun olmak. Talihine veya payına düşmek, isabet etmek, vurmak. Ay veya mevsim geçmek. Giderilmek, yok olmak. Bitmek, büyümek, sürmek. Yeni yetişip satışa sunulmak. Flört etmek. Belirmek, tanınmak. Yayılmak, duyulmak. Ay, Güneş görünmek. Bulunduğu yerden fırlamak, kopmak. Binaya kat eklemek. Oyunda herhangi bir rolü oynamak. Bir iddia ile ortalıkta görünmek. Yayımlanmak. Büyük abdest bozmak. Bulunduğu yeri bırakıp başka yere geçmek, taşınmak, ayrılmak, ilgisini kesmek. Bulaşmak. Gerçekleşmek. Unutmak. Mal olmak. Bir inceleme, bir araştırma sonucu bulmak. Bir yere ulaşmak, varmak. Yetkili birinin makamına iş için gitmek. Bir konu yetkililerce karara bağlanmak. Eksilmek. Harcamak zorunda kalmak. Bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek. Meydana gelmek. Yayılmak. Sıyrılmak, ayrılmak. Niteliği sonradan anlaşılmak. Oluşmak, olmak. Verilmek. Herhangi bir durumda olduğu anlaşılmak. Bir sebeple bulunulan yerden ayrılmak. Yükselmek, artmak. Davranışta herhangi bir niteliği bulunmak. Bir şeyin yukarısına doğru yürümek. Karaya ayak basmak. Olmak, bulunmak, var olmak. Yapılmak, yürümek. Süresi dolduğunda ayrılmak. İçeriden dışarıya varmak, gitmek. Elde edilmek, sağlanmak, istihsal edilmek. Erişmek, görmek. Bir şeyin düzeni bozulmak, eskisinden daha değişik, kötü bir duruma girmek. Sesini yükseltmek. Yerinden oynamak. Vermeye katlanmak.