Lessoning türkçesi Lessoning nedir

  • Ders çıkarma.

Lessoning ingilizcede ne demek, Lessoning nerede nasıl kullanılır?

This was a lesson to me : Bana ders oldu.

Dance lesson : Dans dersi.

Dancing lesson : Dans dersi.

Demonstration lesson : Örnek ders. Ya bir öğretmen okulu öğrencisi, ya bir usta öğretmen ya da bir denetmen tarafından meslek yönünden yetişmeye, bilgi alış verişine ve bilimsel tartışmaya olanak hazırlamak için bir uygulama sınıfında ve öğretmen adayları ya da tecrübeli öğretmenler karşısında verilen ders.

Driving lesson : Trafik dersi. Direksiyon dersi.

Gymnastics lesson : Vücut alıştırmalarının yöntemine göre öğretildiği ders. Cimnastik dersi.

Language lesson : Dil dersi.

Object lesson : Uygulamalı ders. İbret. Ders. Örnek.

Practice lesson : Öğretmen adaylarınca verilen ve sonra ilgili öğretmen ya da öğretmenlerin de katılmasıyla değerlendirilen ders. bk. örnek ders. Uygulama dersi.

Scripture lesson : Din dersi.

İngilizce Lessoning Türkçe anlamı, Lessoning eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Lessoning ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Argument : Belge. Tartışma. Münakaşa. Bir tiyatro yapıtının baş tarafına yazılan oyun özeti bk. baş özet; inandırıcı söz, sahne. Değiştirgen. Tez. Kanıt. Delil. Anlaşmazlık. Sav.

 

Analysis : Çözümleme. Geçmiş yıllarla karşılaştırma yapabilmek için bilançonun ayrıntılı biçimde hazırlanması. İnceleme. Analiz. Analiz etme. Ayrım. Sayışım dökümü. Bilgisayar, bilişim, eğitim, fizik, gümrük, kimya, madencilik, ekonomi, sosyoloji, veterinerlik alanlarında kullanılır. Kimyasal çözümleme. Karmaşık bir bütünü, yapısını anlamak amacıyla parçalarına, öğelerine, birleşenlerine ayırma.

Casualty : Kayıp. Zayiat. Yaralı. Arıza. Felaket. Kaza. Kazazede. Acil servis. Yaralı veya ölü. Şehit.

Analytic thinking : Analitik düşünce.

Illation : Çıkarım. Sonuç çıkarma. Anlam çıkarma. Çıkarılan sonuç.

Argumentation : Kanıtlama. Uslamlama. Münakaşa. Tartışma. Yargılama.

Sinking : Azalan. Yavaş yavaş ödeme (borç vb). Halsizlik. Düşüş. Amorti eden. Dermansızlık. Zamanla azalan. Batma. Yavaş yavaş ödeme (borç). Yavaş yavaş kaybolan.

Intellection : İdrak. Anlayış. Anlama.

Change : Dönüşmek. Tebdil etmek. Değiştirmek. Takas etmek. Çoğunlukla liradan küçük ufak madeni para. Aktarmak. Değişiklik. Değişikliğe gitmek. Çiftlerde başlama atışı yapan oyuncunun bundan sonra karşıdakilerin yapacağı 5 atışı karşılayacak olan takım arkadaşı ile yer değiştirmesi. Bozmak.

Mentation : Düşünme. Zihinsel aktivite.

Lessoning synonyms : thought process, logical argument, dwindling away, logical thinking, synthetic thinking, line of reasoning, reasoning backward, prevision, shrinking, line, deduction, prediction, inference, anticipation, shrinkage, waning, deductive reasoning, abstract thought, drop off, decrease, alteration, conjecture, attrition, dwindling, thinking, regress, modification, thought, cerebration, ratiocination, synthesis.

 

Lessoning zıt anlamlı kelimeler, Lessoning kelime anlamı

Synthesis : Birden çok öğenin bağımsızlığını yitirerek yeni bir bileşim oluşturan birliği ya da birden çok öğeyi bireştirme işlemi. Basit yapılı moleküllerden karmaşık yapılı maddelerin elde edilmesi. İstenen bir kimyasal özdeğe, daha olağan ayıraçlardan başlayarak birkaç kimyasal adım sonunda erişme işlemi. Bilgisayar, biyoloji, eğitim, fizik, kimya, sosyoloji alanlarında kullanılır. Çözümleme yoluyla soyutlanan parçaların, özelliklerin ve ilişkilerin tek bir bütün içinde birleştirilmesi işlemi. İstihbarat sentezi. Sentez. Bileştirme. Bir birleşiği öğelerinden ya da daha yalın yapıdaki birleşiklerden elde etmeye yarayan tepkileşim ya da tepkileşimler dizisi. Bileştirim.

Increase : Yükselmek. Artış. Yükseklik, herhangi bir mal ya da nesneye ilişkin değerin arttırılması. Büyümek. Artışa geçmek. Çoğalmak. Artırmak. Üremek. Eder artırımı.

Waxing : Mumlama. Mumla kaplama. Cilalama. Özgür yaşam. Balmumu. Yükselen. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Güçlenen. İşlemelikten çıkmış bir filmin, çeşitli aygıtlarda kolayca dönmesini sağlamak üzere, iki kenarına ince bir balmumu katı çekme. Büyüyen.