Make sure türkçesi Make sure nedir

  • Garantiye almak.
  • Temin etmek.
  • Garanti etmek.
  • Emin olmak için gerekeni yapmak.
  • Garantilemek.
  • Sağlama almak.
  • Unutmamak.
  • Sağlam kazığa bağlamak.
  • Bakmak.
  • Sağlama bağlamak.
  • Emin olmak.

Make sure ile ilgili cümleler

English: Ali checked to make sure all the doors were locked before he went to sleep.
Turkish: Ali yatmaya gitmeden önce tüm kapıların kilitli olduğundan emin olmak için kontrol etti.

English: Ali checked the list again to make sure he had done everything.
Turkish: Ali her şeyi yaptığından emin olmak için listeyi tekrar kontrol etti.

English: "Can you give this to Tom, it's very important." "I'll make sure he gets it."
Turkish: "Bunu Tom'a verir misin? bu çok önemli." "onun onu aldığına emin olmalıyım."

English: Ali checked to make sure he had his ticket and a passport.
Turkish: Ali biletini ve pasaportunu aldığından emin olmak için kontrol etti.

English: Ali checked the list to make sure he had everything.
Turkish: Ali her şeyi aldığından emin olmak için listeyi kontrol etti.

Make sure ingilizcede ne demek, Make sure nerede nasıl kullanılır?

Make : Çeşit. Meydana getirmek. Verim. Kazanç. Düzeltmek. Marka. Yapmak. Hazırlamak. Erişmek. Düdüklemek.

Sure : Sabit. Müspet. Elbette. Olumlu. Güvenilir. Emin. Mutlaka. Tabi. Muhakkak. Tabii.

 

Make sure of : Doğru olup olmadığından emin olmak. Mutlaka. Emin olmak. Kesinlikle bilmek. -den emin olmak. Eminim. Elbette. Sağlama almak. Sanırım. Kesinlikle.

Make sure that : Sağlama almak. Emin olun.

Make tracks : Acele gitmek. Sıvışmak.

Make good : Tazmin etmek. Yerine getirmek.

İngilizce Make sure Türkçe anlamı, Make sure eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Make sure ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Secures : Teminat vermek. Elde etmek. Sağlamlaştırmak. İyice kapamak. Korumak. Sıkıca kapatmak. Güvenceye almak. Sağlamak.

Cares for : Bakımını üstlenmek. İlgilenmek. - hakkında endişelenen. Hoşlanmak. Koruyan. Çocuk büyütmek. Sevmek. Çocuk yetiştirmek. İstemek.

Caters : Hitap etmek. Yiyecek tedarik etmek. Yiyecek ve içecek sağlamak. İhtiyacını karşılamak. Yemek sağlamak. Sağlamak. Yiyecek içecek sağlamak. Yemeklerin hazırlanmasını ve servisini üstüne almak.

Cast a glance : Gözetlemek. Dikizlemek. Bir göz atmak. Şöyle bir bakmak. Bir bakış atmak. Göz atmak.

Insuring : Sigortalamak. Sigorta etmek. Sigorta ettirmek.

Insure : Sağlamak. Sigorta yapmak. Sigorta etmek. Sigorta yapanın olası herhangi bir zararı parayla karşılayacağına önceden güvence vermesi. Sigorta olmak.

Anchor : Sunuculuk yapmak. Demirlemek. Dayanak noktası. (gemi) demir. Demir. Lenger. Demir atmak. Çapa atmak. Açık oturum yöneticisi. Çapa.

Hedging : Etrafını çevirmek. Önlem almak. Riskten korunma. Hedging. Sakınma. Döviz kuru rizikosuna karşı korunma. Dolaylı konuşmak. Kısıtlamak. Çitle çevirme.

Engages : İşgal etmek. Çatışmak. Bağlamak. İşe almak. Kullanmak. Söz vermek. (bir işle) meşgul olmak. Taahhüt etmek. Çarpışmaya girmek. Tutmak.

 

Make sure synonyms : be sure, make certain of, catered, keep in remembrance, entrenching, be certain of, assures, elicits, anchoring, battening, cater for, make certain, feel certain, confirms, guarantee, beholding, know for certain, guaranteeing, guarantees, lay on, elicit, battens, avouched, certifying, clinched, keep in mind, ensured, be positive about something, attends, kit out, avouches, certify, fend for.