Make up türkçesi Make up nedir

  • Sinema, televizyon, tiyatro alanlarında kullanılır.
  • Resmegiderliği sağlamak, belli bir tipi yaratmak ya da yalnızca bazı düzeltmeler yapmak üzere oyuncunun yüzünde ve başka örgenlerinde yapılan boyama ve değiştirmeler.
  • Telafi etmek.
  • Oyuncuların rollerine uygun bir anlamda yüzlerini boyamaları, (bk. yüz boyama.).
  • Makyajı uygulama işi.
  • Sallamak.
  • Makyaj yapmak.
  • Düzmek.
  • Düzenlemek.
  • Oyuncuların rollerine uygun biçimde yüz anlatımlannı değiştirmek amacıyla yüzlerini boyamaları işlemi.
  • Tamamlamak.
  • Makyaj.
  • İcat etmek.
  • Uydurmak.
  • Ödemek.
  • Toparlamak.
  • Oluşturmak.
  • Yüz boyama.
  • Hazırlamak.
  • Toplamak.
  • Kıvırmak.
  • Uyduruvermek.
  • Boyanmak.
  • Barışmak.

Make up ile ilgili cümleler

English: Ali couldn't make up his mind right away.
Turkish: Ali hemen kararını veremedi.

English: Ali can't ever seem to make up his mind.
Turkish: Ali karar vermiş gibi görünemiyor.

English: Ali can never seem to make up his mind.
Turkish: Ali asla karar verebilecek gibi görünmüyor.

English: Ali can't make up his mind.
Turkish: Ali karar veremez.

English: Ali can't get Mary to make up her mind.
Turkish: Ali Mary'ye karar verdiremiyor.

Make up ingilizcede ne demek, Make up nerede nasıl kullanılır?

Make : -e neden olmak. Yapı. Erişmek. Yapmak. Verim. Biçim. Olmak. Düdüklemek. Marka. Yapılış şekli.

 

Make up a deficiency : Bir eksikliği tamamlamak. Bir eksikliği gidermek.

Make up a prescription : Reçete hazırlamak.

Make up a purse for : Para biriktirmek (için). Parası biriktirmek.

Make up a story : Hikaye uydurmak. Bir hikaye uydurmak.

Make up artist : Makyajı gerçekleştiren kimse. Oyuncuların yüzlerini rollerine uygun biçimde boyayan uzman. Makyajcı. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Yüz boyama uzmanı.

İngilizce Make up Türkçe anlamı, Make up eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Make up ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Crinkles : Karıştırmak. Kırışmak. Kırıştırmak. Katlamak. Kırışık. Buruşmak. Büzüşmek. Hışırdatmak. Hışırdamak.

Crinkling : Kırışmak. Buruşmak. Kırıştırmak. Katlamak. Büzüşmek. Hışırdatmak. Hışırdamak. Buruşturmak. Karıştırmak.

Coach : Çalıştırıcı. Araba ile gezmek. Antrenörlük yapmak. Taşımak. Otobüs. -e özel ders vermek. Fayton. At arabası. Yolcu otobüsü.

Collates : Derleyip düzenlemek. Harman etmek (formaları). (yazı) karşılaştırmak. Toplayarak sıralamak. Dizmek. Karşılaştırarak okumak. Karşılaştırmak. Sıraya koymak. Sıralamak (sayfaları). Karşılaştırmak (yazı).

Extemporize : İrticalen söylemek. Hazırlıksız söz söylemek. Hazırlıksız yapmak. Doğaçtan söylemek. Doğaçlama konuşmak. Doğaçlama çalmak.

Clearing up : Çözümlemek. Açıklamak. Bilgi vermek. Halletmek. Aydınlığa kavuşturmak. Bulmak. Aydınlanmak. Aydınlatmak. Çözülmek.

Put together : Birleştirmek. Kurmak. Monte etmek.

Acquit : Beraat etmek. Tenzih etmek. Ayrıcalık tanımak. Temize çıkarmak. Beraat ettirmek. Aklamak. Muaf tutmak. Suçsuz çıkarmak. İbra etmek.

 

Constitute : Teşkil etmek. Tevkil etmek. Seçmek. Yürürlüğe koymak. Kurmak. Atamak. Tayin etmek.

Build up : Övmek. Elektronun serbest kalması sonucu, soğrulan doz debisinin derinliğine artması. Kurmak. Birikim. Biriktirmek. Toparlanmak. Güçlenmek. Geliştirmek. Kuvvetlendirmek.

Make up synonyms : array, brew, carry through, smoke the peace pipe, crimps, atone, anted, brandish, fling, attemper, improvise, coin, prepares, condones, acquitting, concocted, cleared, collect together, codifies, prepare, assembled, ante up, anteed, do out, coaches, assimilates, atoned, agitates, rallied, fabricates, complement, atoning, appoint.