Makes sense türkçesi Makes sense nedir

  • Mantıklı olmak.
  • Akla uygun gelmek.
  • Anlamı olmak.

Makes sense ile ilgili cümleler

English: Everything makes sense now.
Turkish: Şimdi her şey mantıklı geliyor.

English: I suppose it makes sense to go ahead and pay the bill right now.
Turkish: İlerlemek ve faturayı hemen ödemek sanırım mantıklı olur.

English: It makes sense now.
Turkish: O şimdi mantıklı.

English: It no longer makes sense to do this.
Turkish: Bunu yapmak artık mantıklı değil.

English: It all makes sense now.
Turkish: Şimdi hepsi bir anlam ifade ediyor.

Makes sense ingilizcede ne demek, Makes sense nerede nasıl kullanılır?

Makes : Yapılış şekli. Kazanç. Verim. Biçim. Yapı.

Sense : Duygu. Anlamak. İnsan ve hayvanlarda dış dünyanın etkisini duyma yeteneği. Duyarlı olmak. Bir simge, kavram ya da bir ölçümün belli bir dizgeye göre taşıdığı içlem ya da içerim. Algılamak. His. Anlama yetisi. Kelimenin tek başına veya söz içindeki öteki ögeler ile bağlantılı olarak zihinde yarattığı kavramlardan her biri: kestirmek ağaç kestirmek, kumaş kestirmek, bir şeyi tahmin edebilmek: işin sonunda nereye varacağını kestiremiyorum; birazcık uyumak: bir saat kadar kestirirsem kendimi toplayabilirim vb. Akıl.

Makes difficulties : Zorluk yaratmak. Güçlük çıkarmak.

 

Makeshift : Derme çatma. Geçici çare. İğreti. Geçici (çözüm vb.). Geçici önlem. Geçici önlem türünden. Geçici. Geçici çözüm. Üstünkörü. Eğreti.

Makeshifts : Derme çatma. Geçici çözüm. Eğreti. Geçici. İğreti. Geçici (çözüm vb.). Üstünkörü. Geçici çare. Geçici önlem.

A man of sense : Sağduyulu kimse.

İngilizce Makes sense Türkçe anlamı, Makes sense eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Makes sense ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Make sense : Anlam taşımak. Anlaşılır olmak. Mantıklı gelmek. Anlam ifade etmek. Anlamlı gelmek. Anlamlı olmak. Bir anlamı olmak. Anlaşılmak.

Be wise to : Bilmek. Haberi olmak.

Figure : Rakam. Resmetmek. Çizge. Beden yapısı. Şahıs. Bilgisayar, kimya alanlarında kullanılır. Fiyat. İnanmak. Sayı. Sanmak.

Have a level head : Ne yapacağını bilmek. Soğukkanlı olmak. Soğukkanlılığını muhafaza etmek. Sakin olmak. Mantıklı kararlar vermek.