Matter of fact türkçesi Matter of fact nedir

Matter of fact ile ilgili cümleler

English: She looks young, but as a matter of fact she is older than you are.
Turkish: O genç görünüyor ama aslına bakarsanız o sizden daha yaşlı.

English: As a matter of fact, bankruptcy is inevitable.
Turkish: İşin dorusu iflas kaçınılmaz.

English: As a matter of fact, he doesn't agree with me.
Turkish: Aslında o benimle aynı fikirde değil.

English: As a matter of fact, he did it by himself.
Turkish: Aslında onu kendisi yaptı.

English: Ali is not a lazy boy. As a matter of fact, he works hard.
Turkish: Ali tembel bir çocuk değildir, İşin aslına bakarsanız, o çok çalışır.

Matter of fact ingilizcede ne demek, Matter of fact nerede nasıl kullanılır?

Matter : Madde. Dert. İçerik. Sorun. Önemi olmak. İş. Sebep. Özdek. Önemli olmak. Yazılı şey.

Of : In. Karşı. Nin. -den. -nin. Den. Hakkında. İle ilgili. Yüzünden. -den övünerek bahsetmek.

Fact : Bilgi. Gözlenebilir ya da görgül işlemlerle kavranabilir olan ve kendine özgü bir örüntüsü bulunan olay. Gerçek durum. Olmuş şey. Durum. Olay. Çarpınım. Hakikat. Gerçek.

As a matter of fact : Şu bir gerçek ki. Zaten. Aslına bakarsan. Gerçek şu ki. İşin doğrusu. Doğrusunu isterseniz. Doğrusunu istersen. Nitekim. Doğrusu. Aslında.

 

Matter of : Neden. Bir sorunun. Bir konunun. Sorunu.

Matter of taste : Zevk meselesi.

Matter of death and life : Ölüm-kalım meselesi.

Matter of law : Kanun hükümleri uygulanarak çözümlenmesi gereken sorun. Hukuk sorunu. Hukuki mesele.

Matter of conscience : Vicdan meselesi.

Matter of opinion : Tartışma konusu.

İngilizce Matter of fact Türkçe anlamı, Matter of fact eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Matter of fact ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Bloodless : Ruhsuz. İnsanca duygulardan yoksun. Cansız. İlgisiz. Solgun. Öldürücü olmayan. Renksiz. Kansız. Hissiz.

Coldest : Üşümüş. Kesin olarak. Soğuk. Sakin. Baygın. Kaçınılmaz. En soğuk. Donuk.

Incidence : Yansıma. Tekrar oranı. Tesadüf. Oran. Etki alanı. İnsidans. Epidemiyolojide, belirli bir zamanda yeni hastalık vakalarının sayısı, prevalansın aksine bir oran ölçüsü. belirli bir popülasyonda hastalık vakalarının görülme sıklığı. Rastlantı. Etki.

Earthbound : Toprağa bağlı. Dünyaya doğru yönelen.

Hard headed : İşe elverişli. Dik başlı. İnatçı. Makul düşünen.

Affair : Dalga. İlişki. İş. Hadise. Şey. Maslahat. Sorun. Konu. Gönül macerası.

Incidences : Rastlantı. Etki alanı. Etki. Yansıma. Bir şeyin meydana gelmesi. Tesadüf. Oran. Tekrar oranı. İsabet.

Corporals : Bedeni. Cismen. Onbaşı. Vücuda ait. Bedensel. Gövdesel. Cismani.

Phenomenons : Olağanüstü şey. Doğal olay. Olay. Harika. Olağanüstülük. Fenomen. Görüngü. Bilince yansıyan olay. Algılanabilen şey.

 

Apathetic : Lakayıt. İlgisiz. Duyarsız. Apatetik. Hissiz, duyusuz, ilgisiz. Soğuk. Hissiz. Cansız.

Matter of fact synonyms : grounded, earthier, cold hearted, realistic, hylic, action, as cold as charity, episode, facts, allothermal, colds, materialistic, phenomenon, corporeal, earthly, earthy, concrete, happening, state of affairs, coldblooded, earthiest, earth bound, earthliest, calmest, clinical, affectless, factual, circumstance, blunts, disillusioned, down to earth, unsentimental, cold blooded.