On the mark türkçesi On the mark nedir

On the mark ile ilgili cümleler

English: The new model is expected to be put on the market early next year.
Turkish: Yeni modelin, önümüzdeki yılın başlarında piyasaya sürülmesi bekleniyor.

English: It's the most sophisticated model on the market.
Turkish: Bu, piyasada en gelişmiş model.

English: This is the best amplifier on the market.
Turkish: Bu, piyasadaki en iyi amplifikatör.

English: These are the best bags on the market.
Turkish: Bunlar piyasadaki en iyi çantalar.

English: These dictionaries are on the market.
Turkish: Bu sözlükler markette.

On the mark ingilizcede ne demek, On the mark nerede nasıl kullanılır?

On : Yanmak. Açık. Üstünde. Giyilmiş. Olmakta olan. Civarında. Devrede. Esnasında. E doğru.

The : Belli bir objeyi veya kişiyi veya yeri nitelemek için kullanılır. Belirli veya spesifik bir kimse veya şeyi ifade etmek veya tanımlamak için kullanılan betimleyici (gramer). Belgili tanımlık. Belirli durumlarda isimden önce kullanılır.

Mark : İm. Alamet. Marke etmek. Belirtmek. Hedef. İz bırakmak. Marka. Sinema ve televizyon çalışmalarında yapım takımının sessizce anlaşması, belli işlerin başlama ve bitişlerinin, gerçekleştirilmesinin belirtilmesi için el ve kolla, ışıkla, kulaklıklardan sesle verilen komutlar. İşaretlemek. İşaret etmek.

 

On the market : Satışta. Satın alınabilir. Piyasada.

Be on the market : Pazarda olmak. Satışa çıkarılmak. Satılmakta olmak.

Throw on the market : Piyasaya sürmek. Genel satağa sürme. Bir malı elden çıkarmak için genel satağa sürme.

Have a stronghold on the market : Piyasayı denetlemek. Alım ve satışı kontrol etmek. Piyasada büyük bir yetkisi olmak.

On the air : Radyoda. Radyo tv yayında. Yayında. Ünalgıda yayınlanmakta.

On the bias : Verev. Verevine. Diyagonal.

On the beam : Tam. Doğru yolda. Doğru fikirli. Doğru yönde. Doğru.

İngilizce On the mark Türkçe anlamı, On the mark eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak On the mark ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

In point : Yerinde. Uygun. Münasip.

Well directed : Hedefini şaşmayan.

Felicitous : Mesut. Uygun. Münasip. İsabet. Yerinde. Hümayun. Mutlu.

Pointed : Keskin uçlu. Sert. Kesin. İşaret edilen. Sivri uçlu. Sivri. İğneli. Tesirli. Yerinde.

Incisive : Sivri. Soruna doğrudan eğilen. Keskin. Zekice. Zeki. Direkt. Acı. Dokunaklı. Kesici.

Sagacious : Ferasetli. Bilge. Akıllı. Sağgörülü. Akıllıca. Sağ görülü. Zeki. Arif. Anlayışlı.

Accurately : Tam olarak. Kesin olarak. Kusursuzca. Doğru olarak.

To the point : Dibine kadar. Konunun özüne. Tam yerinde. Dip çizgisine kadar. Meselenin kalbine kadar. Beneği vuran. Tam yerinde isabetli. İşareti vuran. Ucuna kadar.

To the purpose : Amaca uygun. İlgi ve öneme göre. Münasebetiyle. Amaca göre. Faydalı olarak. Bir parçası olma. -a ait olma. Yerinde. Amaca yönelik.

Unerring : Tam. Yanılmaz. Mükemmel. Kesin. Hatasız. Şaşmaz. Emin. Hata yapmaz. Yanlışsız.