Play maker türkçesi Play maker nedir

  • Voleybol alanında kullanılır.
  • Aktarıcı.
  • Öbür oyuncuların vurması için topu ağın üzerine yükselten oyuncu.

Play maker ingilizcede ne demek, Play maker nerede nasıl kullanılır?

Play : Oynama üzere yazılmış tiyatro yapıtı. Sözsüz ve müzikli ya da müziksiz (raks, pandomim ve benzeri), sözlü ve müzikli (tiyatro, opera, operet ve benzeri) olup sahnelerde oynanabilen ürünler. Kımıldanmak. Oyun. Oynaşmak. Uzak bir amacı ya da ileriye dönük bir memnunluk duygusu ile ilişkisi olmayan, amacı özünde bulunan zevk verici herhangi bir etkinlik. Çalmak (müzik terimi). Turneye çıkmak. Piyes. Eğitim, sinema, televizyon, tiyatro alanlarında kullanılır.

Maker : İmzalayan kimse. Fail. Bono imzalayan kimse. Yapıcı. Yaratan. İmalatçı. Yapan. Yapımcı. Keşideci.

Play a part : Bir rolü oynamak. Katılmak. Yer almak. Rol oynamak. Rol almak. Payı olmak. Rol yapmak.

Play a role : Payı olmak. Rol yapmak. Rol oynamak.

Play a script : Betiğin çalıştırılması.

Play act : Rol yapmak. Numara yapmak.

İngilizce Play maker Türkçe anlamı, Play maker eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Play maker ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Smasher : Çivici. Çarpan. Kırıcı eleştiri. Topu sert olarak karşı alana indiren oyuncu. Müthiş şey. Parçalayıcı. Darbe. Smaççı. Güzel kız.

 

Jersey : Kazak. Oyuncuların karşılaşma sırasında giydikleri giysi; bağlı oldukları birliğin renklerini taşır. Tişört. Örme kumaş. Kılık. (yün) kazak. Süveter. Jarse. Yün kazak.

Transmitter : İletici (telgrafa ait). Radyo tv vericisi. Telsiz. Radyo yinelenimlerindeki elektromıknatıs ışınımı yaymakta kullanılan donatım; radyo vericisi. eşeksenli kablo, telsiz bağlantısı ya da alıcı dalgalık yardımıyla elektrik gerilimi biçiminde resim ve ses imlerini alan, genlik ya da yinelenim değiştirimine uğramış bir taşıyıcı dalga üreten ve bu yolda işlenmiş olan televizyon imlerini verici dalgalıkla yayan donatım; televizyon vericisi. bir televizyon vericisinde ses imini gönderen bölüm; ses vericisi. bir televizyon vericisinde resim imini gönderen bölüm; resim vericisi. Nakledici. Aracılık yapan. Verici. Uzak bir alıcı için hazırlanmış aıkımmıknatıssal imlemleri ya da ses imlemlerini yayan aygıt. Gönderici.

Passer : Pas veren oyuncu. Geçen kişi. Serçe.

Hitting the ball : Vuruş. Kurallara aykırı düşmeden topa değme.

Transponder : Bir sinyali aldığında otomatik olarak nakleden cihaz. Uydu alıcı-vericisi. Elektromanyetik taşıyıcı. Uyduda bulunan ve alıcı frekans çevirici ve vericiden meydana gelen mikrodalga tekrarlayıcı cihaz. Yerdeki radar sistemi tarafından sorgulandığında kodlanmış belli bir sinyali gönderen cihaz. Kodlanmış belli bir sinyali gönderen cihaz.

Change of position : Pozisyonu değiştirme. Dönme. Görev değişikliği. Oyun sırasında başlama atışı kazanan taraf oyuncularının saat yönünde yer değiştirmeleri.

 

Volley ball : Uçantop. Yerden yüksekliği 2.40 m. (kadınlar için 2.20) olan 1 m. eninde bir ağla ortasından ikiye bölünmüş alanda altı kişilik takımlar arasında belli kurallara göre oynanan ve karşılıklı olarak vurulan topun kendi alanlarında yere düşürülmeden havadan elle karşılanması ve karşı taraf alanına düşürülmesi ile sayı kazanma temeline dayanan top oyunu.

Push : Enerji. Basmak (düğme vb'ne). İtme. Vuruşta elin toptan ayrılmadan bir süre kalması eylemi. Girişkenlik. Sürmek. Dayanmak. Devam etmek. Uğraşmak. Güç.

Tiler : Kiremitçi. Mason locası kapıcısı. Çatı ustası. Döşeme ustası. Masonlarda dış kapı gözcüsü.

Play maker synonyms : tilers, translative, transmissive, placing, transposer.