Refer to türkçesi Refer to nedir

Refer to ile ilgili cümleler

English: In present day Japan, "alchemy" is only used metaphorically; to refer to improper means of making money by politicians or religious hucksters with no morals or shame.
Turkish: "Simya" kelimesi günümüz Japonya'sında, inandıkları hiçbir ahlâk değeri olmayan siyasetçilerin veya din madrabazlarının gayr-ı ahlâki yollardan para kazanmalarını ifade etmek sadedinde münhasıran mecazi manasıyla kullanılır.

English: I often hear her refer to her childhood.
Turkish: Genelde çocukluğundan bahseder.

English: I often refer to the dictionary.
Turkish: Ben sık sık sözlüğe bakarım.

English: Jale didn't refer to the accident she had seen.
Turkish: Jale gördüğü kazayı ifade etmedi.

English: Nowadays, we often use the term "senior citizen" to refer to old people.
Turkish: Bugünlerde yaşlı insanları kastetmek için "kıdemli vatandaş" terimini sıklıkla kullanırız.

Refer to ingilizcede ne demek, Refer to nerede nasıl kullanılır?

Refer : Atfetmek. Bakmak. Danışmak. İma etmek. Ait saymak. Havale etmek. Sevketmek. Anmak. Kastetmek. Bahsetmek.

To : Arasında. Göre. Kala. Karşı. -mek -mak (mastar). Ye. Oranla. -e kadar. Kadar. -e göre.

 

Refer to a dictionary : Sözlükten yararlanmak. Sözlüğe bakmak.

Refer to arbitration : Hakeme başvurmak. Tahkime havale etmek.

Refer to drawer : Keşideciye müracaat.

Referable : Yararlanılabilir (sözlük vb.). Yararlanılabilir. Gönderilebilir. Başvurulabilir. Atfedilebilir. Bakılabilir. Sevkedilebilir.

İngilizce Refer to Türkçe anlamı, Refer to eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Refer to ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Give chapter and verse : Kaynak göstermek. Detaylı bilgi vermek. Kaynak vermek veya göstermek.

Connoting : Göstermek. Anlamına gelmek. Ayrıca bir anlam taşımak. Demeye gelmek. Delalet etmek. Demek istemek. Akla getirmek.

Arrogates : Benimsemek (haksız yere). İçselleştirmek. Üzerine atmak. Haksız iddiada bulunmak.

Discourses : Söylev. Söylem. Söylev vermek. Tez. Konuşmak. Söylemek. Ciddi ve ayrıntılı bir şekilde yazmak. Üzerinde durmak. Nutuk.

Emit : Yollamak. Salmak. Yayımlamak. Atmak. Çıkarmak. Belirtmek. Yayınlamak.

Couch : İninde uyumak. Çömelmek. Pusuya yatmak. İn. Kataraktı tedavi etmek. Belirtmek. Nakışlamak. Kanepe. Bildirmek.

Connotate : Çıtlatmak. Çağrıştırmak. Anlamına gelmek. Üstü kapalı söylemek. Demek istemek. İma etmek.

Apply to : Müracaat etmek. -i ilgilendirmek. -i içermek. Kapsamak. Uygulanacağı yer. Üstesinden gelmek. Geçerli olmak. Aşağıdakilere uygula. İçermek.

Advert : Değinmek. İlan. İlan (ingiliz ingilizcesi). Reklam. Reklam (ingiliz ingilizcesi). Zikretmek. İma. Duyuru (ingiliz ingilizcesi). Dokundurmak.

Beck : Baş işareti. Irmak. Dere. Çay. Birisini işaretle çağırmak.

 

Refer to synonyms : connoted, transfers, delegate, call, conceives, betoken, chew over, designate, discoursed, dismisses, dispatched, denotes, transfer, amounted, assign, betokened, expedite, delegating, endorses, make noises, breathes, consign, accredits, ascribes, arrogating, beckoned, certifying, accrediting, bundle off, vouches, discoursing, despatch, attribute to.