Savu nedir, Savu ne demek

Savu; Hukuk alanında kullanılan bir sözcüktür.

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Yas, sağu.

Hukuk terimi olarak sözlük anlamı:

def’, defi (bk. kaçını).

Savu ile ilgili Cümleler

  • Ali itibarını savunmak zorunda kaldı.
  • “Yalana yakın palavralar savurmaktan kendini alamayan Ragıp Bey, bu sefer tamamıyla masumdu.”
  • Savunucular saldırganlar tarafından yapılan saldırıyı kontrol etti.
  • Savunma dinlenir.
  • Kendini daha fazla savunmaya çalışsan iyi olur.
  • Savunmasızdım.
  • Savunma avukatı doğru sorular sormadı.
  • Kendini savunmayı öğrenmelisin.
  • Savunmasızız.
  • “Yemek kotaracağım diye savuşup gitti.”
  • “Adam -bunu sizin yanınıza komam, ikinizi de temizleyeceğim- diye tehdit savuruyormuş.”
  • Savunmasız hissediyorum.
  • Savunma avukatları merhamet için yalvardılar.
  • Ali kendini savundu.
  • Ben bir savurgan değilim.
  • Birçokları, savunma bütçesindeki kesintilerin ordunun etkinliğini baltalayacağından korkuyorlar.
  • “Akşam vakti ırgatlarla beraber harman savururum.”
  • “Onlara ağza alınmaz birkaç küfür savurdu.”

Savu ile ilgili Atasözü veya Deyim

akşamdan kavur, sabaha savur : kazandığını günü gününe harcayan tutumsuz kimselerin durumunu anlatmak için kullanılan bir söz söylediği sözü tutmayan kişiler için kullanılan bir söz.

burnunun yeli harman savurmak : büyüklenmek, kibirlenmek çok öfkelenmek.

 

dağ başına harman yapma, savurursun yel için, sel önüne değirmen yapma, öğütürsün el için : “yapacağın iyi bir işi, sonunu hesaplamadan yapma” anlamında kullanılan bir söz.

gördün deli, savul geri : “dengesiz kimselerden uzak durmak gerekir” anlamında kullanılan bir söz.

harman savurmak : tahılı samandan ayırmak için dövülmüşünü rüzgâra karşı savurmak.

havaya savurmak : gereksiz yere harcamak.

kantarlıyı savurmak : ağır bir biçimde sövmek.

küfür savurmak : küfretmek.

külünü savurmak : bir şeyi bütünüyle bitirip yok etmek.

palavra atmak (veya savurmak veya sıkmak) : abartarak konuşmak, büyük başarılardan söz etmek uydurma, asılsız bir söz veya haberi gerçekmiş gibi ortaya atmak.

saçıp savurmak : parasını düşüncesizce, boşuna harcamak.

savul (veya savulun) : yol ver (yol verin), çekil (çekilin), dokunma (dokunmayın).

savunma yapmak : haklı olduğunu ortaya koymaya çalışmak oyunda rakip tarafın hücumlarına karşı koymak.

savunmasını almak : soruşturma sebebiyle suçlanan birisinin düşüncesine başvurmak.

savuşup gitmek : ilgi çekmeden gizlice, aceleyle ayrılmak.

tehdit savurmak : korkutmak, gözdağı vermek.

Savu tanımı, anlamı

Avurt savurt : Şarlatanlık

Çifte savunu : Bir savunma oyuncusunun, boş kalan alanda karşı takım oyuncusunun serbest devinimini önlemesi ve bu alanı savunması.

Esip savurmak : Düşüncesizce bağırıp çağırmak, sövmek. [Bakınız: esüp savurmak].

Esüp savurmak : Atıp tutmak, palavra savurmak.

Göğüs çaprazında savunma : Çapraza giren karşı güreşçiyi çene altından avuçla itip gövde ağırlığını geriye ve aşağıya yükletme.

 

Kendini savunma : Bireyin, çatışmalarını çözemediği zaman saygınlığını korumak için tepkide bulunması ya da kaçamak yollar araması.

Koç savumu : Erkek koyunu dişi koyundan ayırma zamanı.

Kol çekmede savunma : Kolu çekilmek istenen güreşçinin ayaklarını açıp geriye yaslanarak yaptığı oyun.

Külünü havaya savurmak : Yok etmek, onmaz duruma getirmek: O kadar azıtmasın, adamın külünü havaya savururlar.

Kündede savunma : Kündeye alınan güreşçinin, ileriye fırlamak, bacak arasına bacak uzatmak, topuk ellemek, yere oturmak ya da karşısındakinin kol ve bacaklarını bağlayıp künde yapanı kündeye almak gibi oyunlarla karşı koyması ya da kündeye alana engel olması.

Milli savunma : Ulusal savunma.

Sağ savunucu : Bir takımın iki savunucusundan sağ yönde yer alanı.

Savu satmak : Ağıt söylemek, yas tutmak.

Savu savmak : Ölünün arkasından ağıt söylemek.

Savuca : Aydın şehrinde, Söke belediyesi, merkez bucağına bağlı bir bölge.

Savucak : Elâzığ ilinde, Başyurt nahiyesine bağlı bir bölge. Şanlıurfa şehri, Karacadağ bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Savucu : Koruyucu.

Savuç : Pekmez sucuğu.

Savuh : Soğuk.

Savuk : Issız, tenha. Suyu kesilmiş, çalışmayan değirmen. Soğuk. Savılmış, uzaklaştırılmış.

Savul : Çekül.

Savul yort : Çekil, uzaklaş.

Savula savul : Uzaklaş, çekil oradan.

Savulyort : Düzensiz, dağınık.

Savulyurt : Ahmak.

Savumak : Meyvenin zamanı geçmek.

Savun : “. “Karşı koy, kendini koru, müdafaa et” anlamında kullanılan bir isim. Şölen, ziyafet.”.

Savunabilme : Savunabilmek işi.

Savunabilmek : Savunmaya gücü yetmek.

Savunca : Bir kişiye ya da duruma kusur kondurulmasına karşı o kişiyi ya da durumu savunan yapıt. Bir şeye veya bir kimseye kondurmak istenilen bir kusurdan dolayı onu savunarak yükseltme (SAVUNCALI, Apologétique ou apologique; SAVUNCAR, Apologiste). Savlamak: iddia etmek anlamınadır. Bir şeye ya da bir kimseye kusur kondurulmasma karşı o şeyi ya da kişiyi savunmak. Bir yapıtta savunulan ve sonuca varılıp elde edilen, çoğu kez bir yargı olarak beliren düşün, bir kuramı, bir tutumu, bir görüşü kanıtlamak amacını günden sav. Ör.: Savuncalı roman.

Savuncalı roman : Bir kuramın gerçekliğini kanıtlamak amacıyla yazılan roman.

Savundurma : Savundurmak işi.

Savundurmak : Savunma işini yaptırmak.

Savunma bölgesi : Bir takımın akın bölgesi dışında kalan alanı.

Savunma düzenleşimi : Organizmanın, yeni bir durum karşısında bedensel güvenliğini, ruh ve zihin erincini korumak için seçtiği davranış biçimi.

Savunma eylemi : Kılıçoyunu vuruşma ya da yarışmalarında, karşı oyuncunun yaptığı saldırıları etkisiz bırakmak için girişilen koruma eylemi.

Savunma harcamaları : Askeri araç-gereç temini, askeri tesislerin yapımı, bakım, onarımı, sivil savunma gibi ülkenin ulusal güvenIiğini sağlamak amacıyla yapılan her türlü harcama.

Savunma katı : Görevi karşı takımın akıncılarına karşı kaleyi korumak olan oyuncuların kurdukları kat.

Savunma özdekleri : Bir ülkenin savunulması için gerekli olan ve savaş hazırlıklarından önce biriktirilmesi zorunlu olan ekonomik özdekler.

Savunma sanayii destekleme fonu : Türkiye’de savunma sanayine sürekli ve istikrarlı kaynak sağlayarak geliştirmek amacıyla 1985 yılında 3238 sayılı Kanun’la kurulan ve kaynağını tekel ürünleri, akaryakıt ve şans oyunlarına konan vergilerin oluşturduğu bütçe dışı fon.

Savunma söylevi : Bir avukatın mahkemede, bir davâyı savunmak için verdiği söylev. bk. Tüze sözenliği. Yargıç önünde yapılan savunma, bk. söylev.

Savunmacı açık piyasa işlemleri : Merkez Bankasının parasal tabanın cari düzeyini korumak amacıyla yapmış olduğu açık piyasa işlemleri. karşılığı dinamik açık piyasa işlemleri, arındırım.

Savunmacı esneklik : Rakipler, devlet, doğa koşulları, istem ve genel iktisadi düzeyde meydana gelecek değişmelerden kaynaklanacak riskler karşısında işletmelerin söz konusu riskleri ortadan kaldırma yönünde izledikleri iki politikadan biri. Bu tutumda nötrleştirme ve denkleştirme adı verilen güvenlik önlemleri izlenir.

Savunmacı fiyatlandırma : Firmanın mevcut piyasa payını kaybetme olasılığı durumunda piyasa payını korumak veya yeni firmaların piyasaya girişini önlemek amacıyla yapılan fiyatlandırma politikası. karşılığı saldırgan fiyatlandırma.

Savunmalı : Savunmayı esas alarak kurulan (oyun düzeni), defansif.

Savunmalı oyun : Ayaktopunda özel olarak kurulan ve daha çok savunmaya önem veren bir oyun biçimi.

Savunmasız plazmit : T-DNA genlerinin hepsi ya da bir kısmı uzaklaştırılarak bitkilerde kanser yapma özelliğini kaybetmiş Ti plâzmidi.

Savunucu tasarlama : Bir kamu kuruluşunun tasar ve tasarlama önerileri hazırlamasından vazgeçilerek, bir örgütün, bir çıkar kümesinin ya da yerleşme birimleri için tasarlamayı uğraş edinmiş bir kimsenin tasarlar ve tasarlama önerileri hazırlamasını öngören yaklaşım.

Savunulmaz önerme kümesi : Savunulur olmayan, başka bir deyişle hiç bir çözümleyici kümenin altkümesi olmayan önerme kümesi. savunulur önerme kümesi.

Savunulur önerme kümesi : Bilgisel sanısal mantıkta bir çözümleyici kümenin altkümesi olan, başka bir deyişle tutarlı olan önerme kümesi.

Savunum : Saldırı niteliğinde olan bir düşünceyi çürütmek, bozmak için yazılan koşuk ya da düzyazı.

Savunumcu : Savunum yazarı. bk. savunum.

Savunumlu : Dini savunan betik. bk. savunum.

Savurabilme : Savurabilmek işi.

Savurabilmek : Savurma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Savurarak vuruş : Yumruğun döngü biçiminde savrularak vurulması.

Savurcak : Elek.

Savurgu : Pekmez kaynatırken karıştırmaya yarayan delikli kepçe biçiminde sukabağı.

Savurkaç : Akşamüstü çıkan sert yel : Savurkaç çıkmadan buğdayı gözerledik.

Savurucu : Harman savuran kimse.

Savuşturabilme : Savuşturabilmek işi.

Savuşturabilmek : Savuşturma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Savuşuverme : Savuşuvermek işi.

Savuşuvermek : Çabucak savuşmak.

Savut : 1.Yemek kabı. 2.Su tası. 3.Bulaşık, kirli kaplar. Turşu küpü. 1.Tabanca, silah. 2.Aygıt. Burna çekilen bir çeşit toz, enfiye. Kılıçoyununda kullanılan "dürtücü kılıç", "delici kılıç", "kesici kılıç" diye türlendirilen kılıçlara verilen genel ad.

Savuta saldırılar : "Ezme", "bastırma", "çırpma" gibi doğrudan doğruya önce savutu etkileyen saldırılar.

Savutmak : Soğutmak. Uzaklaştırmak.

Savutturmak : Üflemek, savurtmak : Tütünü savutturun.

Sol savunucu : Bir takımın iki savunucusundan sol tarafta yer alanı.

Som savurmak : Dövülmüş harmanda, samanla karışık buğdayı savurmak.

Tek kapanda savunma : Kapan takılmak istenen kolun ileri uzatılması ve başın karşı güreşçinin pazısına dayatılmasıyle yapılan savunma.

Tozunu göğe savurmak : Tamamen mahvetmek, mahvedip eserini bırakmamak.

Ulusal savunma alanında işletme : Bulguların, gerektiğinde ulusal savunma araçlarına uygun olarak işletilmesi ve kimi zaman bu amaçla zoralımı.

Ulusal savunma için zorunlu işletme : Yasalarda gösterilen nedenlerle, bulguların ulusal savunma amacıyla kullanılması.

Yakından savunma : Bir takımın, baskı yönetimini tüm alanda, ya da belli bir bölgede uygulayarak yakın ara ile yaptığı savunma.

Yort savul : Koş, çekil.

Adam adama savunma : Futbol, basketbol, hentbol vb. oyunlarda karşı takımdan tutmakla görevli olduğu oyuncuyu kollamaya, rahat hareket etmesini ve sayı yapmasını engellemeye dayalı savunma biçimi.

Alan savunması : Takım sporlarında rakip takıma kendi yarı alanını kontrol edip birey veya takım olarak hareket alanı bırakmama durumu.

Savulma : Savulmak işi.

Savulmak : Bir şeyden çekinerek bulunduğu yerden uzaklaşmak.

Savunma : Saldırıya karşı koyma, müdafaa. Bir kişiyi, bir düşünceyi doğru, haklı göstermeyi amaçlayan yazı veya konuşma, savunu, müdafaaname. Bir takımın, kalesini korumak için gösterdiği çaba, defans.

Savunma oyuncusu : Kalecinin önünde yer alan, kaleyi savunan oyunculardan her biri, savunucu, bek (II).

Savunmak : Herhangi bir saldırıya karşı koymak, saldırıya karşı korumak, müdafaa etmek. Hareket veya düşünceyi söz ve yazı ile doğru, haklı göstermeye çalışmak. Futbolda bir takım kendi kalesini korumak için oyun süresince çaba göstermek. Yapılan bir suçlamaya veya ithama karşı kendi haklı gösterecek sebepler ileri sürmek. Bir kişiyi desteklemek, ona arka çıkmak.

Savunmalık : Savunmaya yarar, tedafüi.

Savunmasız : Savunma gücü olmayan.

Savunmasızlık : Savunmasız olma durumu.

Savunu : Savunma.

Savunucu : Bir şeyi savunan kimse, müdafi. Savunma oyuncusu.

Savunuculuk : Savunu yapma işi.

Savunulma : Savunulmak işi.

Savunulmak : Savunma işi yapılmak.

Savunuş : Savunma işi.

Savur : Mardin iline bağlı ilçelerden biri.

Savurgan : Tutumsuz.

Savurganca : Tutumsuzca.

Savurganlık : Tutumsuzluk.

Savurma : Savurmak işi. Kol, bacak vb. vücut bölümlerinin ağırlıklarından yararlanarak omuz ve uyluk eklemleri çevresinde türlü yönlere doğru hızla çevirme.

Savurmak : Havaya atıp dağıtmak, saçmak. Sallamak, uçurmak, dalgalandırmak. Boşuna ve çok miktarda harcamak, israf etmek. Rüzgâr, şiddetle eserek bir yeri, bir şeyi altüst etmek, havaya kaldırmak, dağıtmak. Şiddetle döndürerek sallamak, kaldırarak vurmak. Yalan, küfür vb. söylemek. Kaldırıp atmak, fırlatmak. Bir sıvının havalanmasını veya kaynayan sıvının taşmasını önlemek, soğutmak amacıyla alıp yine kendi kabına dökmek.

Savurtma : Savurtmak işi.

Savurtmak : Savrulmasına sebep olmak, savrulmasını sağlamak.

Savurtuş : Savurtma işi.

Savuşma : Savuşmak işi.

Savuşmak : Bulunduğu yerden aceleyle, gizlice veya dikkati çekmeden ayrılmak. Hastalık veya başka kötü bir durum geçmek, iyileşmek.

Savuşturma : Savuşturmak işi.

Savuşturmak : Geçiştirmek, atlatmak.

Sivil savunma : Barışta doğal afetlere karşı, savaşta sıcak çatışma içinde sivil halkı korumaya yönelik önlemler bütünü.

Ulusal savunma : Bir milletin kendine özgü savunma yöntemi, millî savunma, millî müdafaa.

Diğer dillerde Savsaklayıcı soru anlamı nedir?

İngilizce'de Savsaklayıcı soru ne demek ? : omitting question