Screws türkçesi Screws nedir
Screws ile ilgili cümleler
English: These screws need tightening.
Turkish: Bu vidaların sıkılması gerekiyor.
English: Lisa is so skillful that she can even make screws and similar small objects for herself.
Turkish: Lisa o kadar yeteneklidir ki kendisi için vida ve benzeri küçük nesneleri bile yapabilir.
English: Ali put the screws in a small plastic bag.
Turkish: Ali vidaları küçük bir plastik torbaya koydu.
English: This machine cranks out a thousand screws an hour.
Turkish: Bu makine bir saatte bin vida üretir.
English: Go to the hardware store and get screws.
Turkish: Hırdavatçıya git ve vidaları al.
Screws ingilizcede ne demek, Screws nerede nasıl kullanılır?
Put the screws on : Gaspetmek. Birini bir şeye zorlamak. Birisini sıkıştırmak. Koparmak. Birine baskı yapmak. (birini) sıkıştırmak. Tehdit etmek. Tehditle almak. Zor kullanmak. Güç kullanmak.
Airscrews : Pervane. Uçak pervanesi. Uçak pervanesi eski adı. Hava uskuru.
Capscrews : Civata.
Corkscrews : Tirbuşon. Sarmal. Helezon. Tapa burgusu. Spiral. Burgu. Sarmal olarak kıvrılmak. Burmaç. Tirbuşon hareketi yapmak.
Corkscrewstair : Helezon merdiven.
Jackscrews : Vidalı kaldırgaç. Kriko. Ağır nesneler kaldıran makine. Vidalı kriko.
Screw axis : Sarmal eksen. Hem dönme, hem ötelenme işlemleri altında görülen bakışım ekseni. Fizik, kimya alanlarında kullanılır.
Screw around : Önüne gelenle yatmak. Orada burada düzüşmek. Yiyişmek. Boş boş dolaşmak. Herkesle düşüp kalkmak. Aylaklık etmek.
Screw bolt : Vidalı cıvata. Vidalı civata.
Setscrews : Emniyet pimi. Ayar vidası. Tespit vidası. Saplama vidası.
İngilizce Screws Türkçe anlamı, Screws eş anlamlısı
Sözcükler, direkt olarak Screws ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.
Accent : Önem. Vurgu. Aksan. Üzerinde durmak. Ağız. Şive. Aksan işareti. Vurgulamak. Aksan vermek. Vurgulu okumak.
Annulling : Feshetmek. İptal etmek. Bozmak. Fesh etmek. Kaldırmak. Yürürlükten kaldırmak. İlga etmek. Sözleşme vb'ni bozmak. Hükümsüz kılmak.
Bears : Değmek. Katlanmak. Üstlenmek. Sineye çekmek. Memeliler (mammalia) sınıfının, etçiller (carnivora) takımının, köpeğimsiler (arctoidea) üst familyasından, büyük ve tıknaz yapılı, tüylü, beş parmakları olan ve tabanlarına basarak yürüyen, kuyrukları körelmiş, hantal görünmelerine karşın kolay hareket eden, ağaçlara tırmanan türleri içeren bir familya. Hazmetmek. Getirmek. Spekülasyon yapmak.
Bring out : Üzerinde durmak. Cesaret vermek. Belli etmek. Üretmek. -i açmak. Çıkarmak. Görülmesini sağlamak. Yapmak. Ortaya çıkarmak. Yayınlamak.
Cross : Kesişen. Eski romalılarda suçluyu öldürmek için kullanılan bir araç. hıristiyanlığın simgesi olan, birbirini dik kesen iki doğrunun oluşturduğu biçim, put. Haç. Dargın. Hilekar. Geçişmek. Yüksek organizmalarda, genetik olarak farklı dişi ve erkek bireyler arasındaki çiftleşme. mikroorganizmalarda genetik çaprazlama farklı eşey tiplerinin konjugasyonu ile yapılan, virüslerde ev sahibi hücrelerin farklı genotipteki viral parçalar ile enfekte olmasını gerektiren genetik madde değişimi. Çarmıh. Düzenbaz.
Prosody : Prozodi. Ölçübilim. Vezin tekniği. Şiir sanatı. Aruz. Bürün. Ölçü tekniği. Bürünbilim. Ölçü. Tartıbilim.
Background : Bir sayaç algıcına, incelenen bir ışımetkin kaynak dışından gelen asalak ışınların yol açtığı saymalar. Arka plan. Ardyöre. Taban sayımı. Bilgisayar, fizik, kimya, sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Işınım, ses, toz vb. niceliklerini ölçerek yapılan deneylerde, yayıldığı kaynaklar kapalı olduğu ya da çalışmadığı durumlarda da bunların ortamda her zaman bulunan nicelikleri. Bir olgu ya da kavramı hazırlayan bağlam, koşul ya da durum. Sosyal çevre. Dip. Artalan.
Emphasise : Vurgulamak. Daha açık bir şekilde açıklamak. Belirtmek. Üzerinde durmak. Daha belirgin bir şekilde ortaya çıkarmak (örneğin, the skirt she is wearing emphasises her waist {giydiği etek belini ortaya çıkarıyor}) (emphasize olarak da yazılır). Önemine vurgu yapmak. Üstünde durmak. Vurgu yapmak. Altını çizmek. Daha iyi bir şekilde açıklamak.
Evince : Açığa vurmak. Açıkça göstermek. Belirtmek. Açığa çıkarmak. Belli etmek. Göstermek.
Contorting : Çarpıtmak. Saptırmak. Eğmek. Buruşmak. Burma. Eğme. Bükmek. Kıvırmak. Buruşturmak.
Screws synonyms : re emphasise, point up, topicalize, re emphasize, tonic accent, press home, ram home, pitch accent, chop about, bonk, entwists, screw, communicate, come through, give something a wring, change into, carry, chop round, change to, circle, cants, budge from, word stress, underscore, entwisting, accentuate, drive home, averts, cant, avert, thread a screw, screw on, begird.
Screws zıt anlamlı kelimeler, Screws kelime anlamı
Play up : Daha yüksek sesle çalmak. Abartmak. Oyun oynamak. Yaramazlık etmek. Üzerinde durmak. Belirtmek. Elinden gelenin en iyisini oynamak (spor terimi). Sorun çıkarmak. Daha sesli çalmak. Vurgulamak.
Foreground : En öndeki görüntü. Görünçlüğün önündeki bölüm; öne düşen yerler. dip karşıtı. bazı ikinci, üçüncü sınıf sinemalarda görüntülüğe en yakın sıralar. Ön plana almak. Ön plan. Bilgisayar, sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Önplan. Ön. Önalan.
Gather : Kendini toplamak. Toplanmak. Büzmek (dikiş). İrin toplamak. Biriktirmek. Büyümek. Devşirmek. Büzgü yapmak. Büzmek. Tutmak.

Bu kısımda Screws kelimesinin türkçesi nedir? ingilizcede Screws ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik olarak hemen sorabilir, daha sonra kısaca ingilizce Screws anlamı, açılımı ya da türkçe kelime anlamı hakkında bilgiler verebilir veya dilerseniz Screws ile ilgili cümleler sözler yazılar ile ingilizce türkçe çeviri sözlük anlamları paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.