Geçirmek nedir, Geçirmek ne demek

"Geçirmek" ile ilgili cümle

  • "Odanın eşyasını öbür odaya geçirmek."
  • "Sırtına pembe, kolları tamamen çıplak bir bluz geçirmişti." - S. F. Abasıyanık
  • "Yem torbalarını hayvanların boyunlarına geçirdikten sonra arkadaşına sordu." - O. C. Kaygılı
  • "Ne yapar ne eder, günde iki üç saatini at üstünde geçirirdi." - N. Cumalı
  • "Kalanımızı peşine takarak Murat Suyu'nun karşı kıyısına geçirdi." - K. Bilbaşar
  • "Oralarda geçirdiğim günleri daima bir endişe, bir nevi hüzün ile derhatır ediyorum." - H. S. Tanrıöver
  • "Kılıçtan geçirmek. Dayaktan geçirmek."
  • "Benim bu işlerle geçirecek vaktim yok."
  • "Arkadaşımı geçirmeye gittim."
  • "Merkez, kadının dosyasına vefat kaydını geçirdi." - R. H. Karay
  • "Nezleyi bana geçirdin."
 

Yerel Türkçe anlamı:

Söndürmek.

Bilimsel terim anlamı:

Ağa çıkan karşı oyuncunun yanından, engellemesine yer bırakmadan topu geçirerek sayı almak.

İngilizce'de Geçirmek ne demek? Geçirmek ingilizcesi nedir?:

tp pass

Geçirmek kısaca anlamı, tanımı:

Kurşungeçirmez : Ateşli silahlardan atılan mermilerin girmesini engelleyecek yapıda ve özellikte olan (yelek, cam vb.).

Görmüş geçirmiş : Görgülü, geçmişte iyi günler yaşamış, güngörmüş, deneyimli.

Geçirme : Geçirmek işi.

Aklın süzgecinden geçirmek : Etraflıca düşünmek, çok iyi muhakeme etmek.

Aklından geçirmek : Bir şeyi yapmayı düşünmek, tasarlamak.

Ameliyat geçirmek : Ameliyat edilmiş olmak.

Ayağına geçirmek : Bir şeyi aceleyle giymek.

Bacağına geçirmek : Bir şeyi aceleyle giymek.

Baygınlık geçirmek : Çok sıkılmak. çok heyecanlanmak, telaşlanmak. bayılmak.

Boynuna geçirmek : Bir şeyi kendine mal etmek, zimmetine geçirmek.

Buhran geçirmek : Bunalım geçirmek.

Bunalım geçirmek : Herhangi bir sebeple oluşan bunalımı, bozgunu yaşamak.

Çember geçirmek : Çemberle kuşatmak.

Cinnet geçirmek : Delirmek, aklını kaçırmak.

Elden geçirmek : Eksiklik veya bozukluklarını gidermek veya denetlemek için incelemek.

Ele geçirmek : Yakalamak. gizlenmek istenen bir şeyi elde etmek. sahibi olmak.

Elekten geçirmek : Ayıklamak. elemek. araştırma sonunda doğruyu yanlışı, iyiyi kötüyü ayırmak.

Fenalık geçirmek : Kendini bilmeyecek veya bayılacak bir duruma gelmek.

Göğüs geçirmek : Üzülerek derinden soluk almak.

Gömleğinden geçirmek : Evlat olarak kabul etmek, evlat edinmek.

 

Gönlünden geçirmek : Düşünmek. bir şeyin olmasını veya bir şey yapmayı istemek.

Gözden geçirmek : Okumak. araç, motor vb.nin çalışıp çalışmadığını incelemek, denemek, denetlemek. niteliğini anlamak için bir şeyin her yanına bakmak, incelemek, muayene etmek.

Gün geçirmek : Boş şeylerle vakit geçirmek.

Haddeden geçirmek : Madenleri tel durumuna getirmek için haddeyi kullanmak. en küçük ayrıntısına kadar incelemek, dikkatle araştırmak.

Harekete geçirmek : Bir işin yapılmasına sebep olmak, kımıldatmak, canlandırmak.

Hayalinden geçirmek : Olmasını istemek, düşünmek.

Hayat geçirmek : Yaşamak, varlığını sürdürmek.

Hayata geçirmek : Uygulanır duruma getirmek, canlılık kazandırmak.

Heyheyler geçirmek : Büyük heyecanlar geçirmek.

İç geçirmek : Derin soluk alarak üzüntüsünü belli etmek.

İçinden geçirmek : Bir şeyi yapmayı düşünmek.

Kafasına geçirmek : Başına geçirmek.

Kafasından geçirmek : Belli belirsiz düşünmek.

Kalburdan geçirmek : Kalbur yardımıyla ayırmak, elemek.

Kayda geçirmek : İlişkili bulunduğu deftere yazmak.

Kaza geçirmek : Can ve mal kaybına veya zararına neden olan kötü bir olayla karşılaşmak.

Kılıçtan geçirmek : Çok sayıda insanı kılıçla öldürmek.

Kırıp geçirmek : Tuhaf söz ve davranışlarla herkesi çok güldürmek. yakıp yıkarak, öldürerek, baskı veya etki yaparak büyük zarar vermek. çok sert davranarak darıltmak. hayran etmek.

Kışı geçirmek : Kış mevsimini bir yerde geçirmek.

Kriz geçirmek : Bunalım içinde bulunmak. bir organda birdenbire fizyolojik değişiklik olmak.

Kütüğe geçirmek : Ana deftere yazmak.

Laf geçirmek : Söz geçirmek.

Ortalığı kırıp geçirmek : Çok kızarak çevresindekilere bağırıp çağırmak. herkesi heyecana sürüklemek.

Sansürden geçirmek : Her türlü yayını, sinema ve tiyatro eserini denetlemek.

Sarsıntı geçirmek : Beklenmedik bir olaydan çok etkilenmek, üzülmek.

Sıkıdan geçirmek : Dayak atmak.

Sinir buhranı geçirmek : Bunalım içinde olmak.

Sırtına geçirmek : Bir şeyi giymek.

Söz geçirmek : Söylediğini, istediğini yaptırmak.

Sudan geçirmek : Herhangi bir şeyi üstünkörü yıkamak. sabunlu çamaşırı durulamak.

Sünger geçirmek : Silip atmak, unutmak.

Süzgeçten geçirmek : Ayrıntılı bir biçimde incelemek.

Tahlilden geçirmek : Gözden geçirmek.

Tırpandan geçirmek : Tırpanlamak.

Üstüne geçirmek : Evlat edinmek. bir malın tapusunu kendi adına yazdırmak.

Vakit geçirmek : Oyalanmak, uğraşmak.

Yakadan geçirmek : Evlatlığa kabul etmek.

Yazıya geçirmek : Yazmak, yazılı duruma getirmek.

Zafiyet geçirmek : Zayıflayıp iyice kuvvetten düşmek.

Zaman geçirmek : Oyalanmak.

Zamanı geçirmek : Bir işin yapılması için tanınan süreyi doldurmak.

Zimmetine geçirmek : Bir hesabı birinin borcuna eklemek.

Geçme : Geçmek işi, mürur. Çakılmış, yapıştırılmış veya lehimlenmiş olmayıp gereğinde sökülebilecek biçimde parçaları birbirine takılıp kenetlenmiş olan. Birbirinin içine geçirilerek tutturulan iki şeyden birinde bulunan çıkıntılı parça.

Yaptırmak : Yapmasını sağlamak, yapmasına imkân vermek. Satın almak.

Sağlamak : Elde etmek, sahip olmak. Bir işin olması için gerekli durumu, şartları hazırlamak, temin etmek. Bir işlemin doğruluğunu ortaya koymak. Öndeki aracın sağından ilerleyerek önüne geçmek.

Götürmek : Dayanmak, katlanmak, tahammül etmek. Birinin yanında yürüyüp ona bir yere kadar arkadaşlık etmek. Tümüyle sahip olmak. Bir kimseyi bir yere kadar yanında yürütmek. Bir sonuca vardırmak. Öldürmek. Kaybolmasına, yok olmasına yol açmak. Haksız kazanç sağlamak, mal veya para sahibi olmak. Herhangi bir yiyeceği tek başına ve hızlı bir biçimde yemek. Yerinden ayırıp uzağa atmak veya yok etmek. Taşımak, ulaştırmak veya koymak.

Taşımak : Bir şeyi bir yerden alıp başka bir yere götürmek. Üstünde bulundurmak. Boru, kanal vb. ile sıvı maddeleri bir yerden başka bir yere aktarmak. Sahip olmak, özellik olarak bulundurmak. Giymek. Katlanmak, üstlenmek, yüklenmek, çekmek. Bir nesnenin ağırlığını yüklenmek. Duymak, hissetmek.

Nakletmek : Anlatmak, aktarmak. Nakil işini yapmak, bir yerden başka bir yere geçirmek, iletmek.

Tespit : Belirleme. Bir şeyi sağlam bir biçimde yerleştirme, yerinden oynamaz duruma getirme, saptama. Sabitleme. Bir durumu kuşkuya düşürmeyecek biçimde gösterme.

Etmek : Birini bir şeyden yoksun bırakmak. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Demek, söylemek. Bulmak, erişmek. Herhangi bir değerde olmak. Bir işi yapmak. Küçük veya büyük abdestini yapmak. Eşit değer kazanmak. Kötülükte bulunmak.

Yazmak : Bir göreve almak. Yazar olarak görev yapmak. Sayaç vb. sayılarla niceliği belirtmek. Yazı ile anlatmak, yazıya dökmek. Bir bilim veya edebiyat eseri oluşturmak. Yazı ile bildirmek, haber vermek. Gelinin yüzünü süslemek. Kaydetmek. İnsanın geleceğini belirlemek. Söz ve düşünceyi özel işaret veya harflerle anlatmak. Açmak. Yaymak, sermek. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek yaklaşma bildiren birleşik fiiller oluşturur.

Kaydetmek : Elektronik veya sayısal araçlarda bilgiyi korumaya almak. Sesi veya resmi manyetik bant üzerine geçirmek. Sıcaklık, basınç gibi bir niceliğin değişkenliğini tespit etmek. Hatırlamak için yazmak, not etmek. Herhangi bir şeyi bir yere mal etmek, bir şeyin tarih, numara veya adını bir deftere geçirmek. Yazmak, bazı önemli noktaları tespit etmek. Belirtmek, söylemek. Olumlu sonuç almak.

Bir : Beraber. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Bir kez. Aynı, benzer. Ancak, yalnız. Sayıların ilki. Eş, aynı, bir boyda. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Bu sayı kadar olan. Sadece. Tek.

Süre : Kur'an'ın yüz on dört bölümünden her biri.

Yaşamak : Yasa koymak. Düzen vermek.

Oturmak : Toprak veya yapı çökmek, aşağı inmek. Uygun gelmek, ölçüleri tam olmak. Bu biçimde yerleştiği yerde kalmak. Yer almak, geçmek. Belli bir yörüngede dönmeye başlamak. Benimsenmek, yerleşmek, kökleşmek. Sıvı tortuları dibe çökmek, dipte toplanmak. Vücudun belden yukarısı dik duracak biçimde ağırlığı kaba etlere vererek bir yere yerleşmek. Hiçbir iş yapmadan boş vakit geçirmek, boş durmak. Bir yerde sürekli olarak kalmak, ikamet etmek. Bir işi yapmakta olmak, bir işe başlamak üzere olmak. Herhangi bir durumda belli bir süre kalmak. Biriyle beraber yaşamak.

Kalmak : Yetinmek. Eğleşmek. Bir işi belli bir noktada bırakmak, ara vermek. Sınıf geçmemek. Olduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek. Sınırlanmak. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e), -ıp (-ip) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Herhangi bir durumu sürdürmek. Yapamamak. Belli bir gelirle geçinmek zorunda bulunmak. Konaklamak, konmak. İleriye atılmak, ertelenmek. Olmak, herhangi bir durumda bulunmak. Oyalanmak, vakit geçirmek. Zaman, uzaklık veya nicelik belirtilen miktarda bulunmak. Bir şeyle kaplanmak, bir şeye bulanmak. Hayatını sürdürmek, yaşamak. İşlemez, yürümez duruma gelmek. Miras olarak geçmek. Varlığını korumak, sürdürmek. Oturmak, yaşamak.

Giymek : Ağır söz veya hakareti, küçültücü davranışı ses çıkarmadan dinlemek. Örtünüp korunmak için bir şeyi vücuduna geçirmek.

Giyinmek : Ağır bir söze veya davranışa, sesini çıkarmadan içerlemek. Giymek. Giysiyi belli bir yerden almak veya belli bir yerde diktirmek.

Herhangi : Belli olmayan, özellikleri iyice bilinmeyen, rastgele.

Olmak : Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Sürdürmek, yürütmek. Yaklaşmak, gelip çatmak. Yitirmek, elinden kaçırmak. Yetişmek, olgunlaşmak. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Geçmek, tamamlanmak. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Yol açmak. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Bulunmak. Herhangi bir durumda bulunmak. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Uymak, tam gelmek. Sarhoş olmak. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Gerçekleşmek veya yapılmak.

Yapmak : Edinmek, sahip olmak. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek. Yol almak. Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek. Olmak. Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek. Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek. Bir durum yaratmak. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek. Düzenli bir duruma getirmek. Onarmak, tamir etmek. Olmasına yol açmak. Üretmek. Dışkı çıkarmak. Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak. Davranmak, hareket etmek. Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek. Evlendirmek. Salgılamak, çıkarmak. Gerçekleştirmek.

Hastalık : Ruh sağlığının bozulması durumu. Aşırı düşkünlük, tutku. Organizmada birtakım değişikliklerin ortaya çıkmasıyla sağlığın bozulması durumu, rahatsızlık, çor, dert, sayrılık, illet, maraz, maraza, esenlik karşıtı. Bitkilerin yapılarında görülen bozukluk.

Bulaştırmak : Bulaşmasına yol açmak.

Zaman : Yer kabuğunun geçirdiği gelişimde belirlenen ve fosillere göre dörde ayrılan geniş evrelerden her biri. Dönem, devir. Bu sürenin belirli bir parçası, vakit. Belirlenmiş olan an. Olayların oluş ve akış sırasını belirleyen, düzenli ve dönemli gök olaylarını birim olarak kullanan sanal bir kavram. Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit. Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler, vakit. Fiillerin belirttikleri geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman kavramı. Çağ, mevsim.

Harcamak : Birinin değer ve onurunu kırıcı bir durum yaratmak. Bir şey yapmak için kullanmak, tüketmek. Bir iş görmek veya bir şey satın almak için parayı elden çıkarmak, sarf etmek. Yok olmasına, ölmesine sebep olmak. Manevi yönden kötü duruma düşürmek, feda etmek.

Karşılamak : Masrafı ödemek. Boksta karşı oyuncunun yumruklarını savmak. Söylenen, yapılan, bildirilen bir şeyi olumlu veya olumsuz bulmak. Karşılık olmak, denk gelmek, tekabül etmek. Dışarıdan gelen bir kimseye karşılayıcı olarak çıkmak, istikbal etmek. Önlemek, durdurmak.

Vurmak : Bir şeyi başka bir şey üzerine koymak. Elini veya elinde tuttuğu bir şeyi bir yere hızla çarpmak. Kalp, vuru durumunda olmak, çarpmak. İçki içmek. Desteklemek, dayamak. Herhangi bir biçimde haksız yoldan para almak, soymak. Dokunmak, hasta etmek. Ses çıkarmak, ses vermek, çalmak. Kadeh tokuşturmak. Ses çıkarmak için bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca çarpmak. Hızla değmek, çarpmak. Olumsuz yönde etkilemek. Hızla çarpmak. Batıcı veya kesici cisimleri saplamak, kakmak. Sırtına, omzuna yerleştirmek. Üzerinde görünmek, üzerine düşmek, yansımak, aksetmek. Bağlama, ilişkilendirmek. Sürmek. Silahla yaralamak, öldürmek. Piyango vb. çıkmak, isabet etmek. Etkisi bir yere kadar uzanmak. Uygulamak, basmak, koymak. Takmak, koymak, bağlamak. Tavla oyununda pulu kırmak. Çıkmak. Olduğundan başka biçimde görünmek. Manevi olarak yaralamak. Duyulmak, hissedilmek. Amaçladığı şeye rast getirmek. Soğuk, dolu vb. ürünlere zarar vermek. Çarpma işlemini yapmak.

Kötü : Kişi veya toplum üzerinde olumsuz etkileri olan. Korku, endişe veren. Aşırı, çok. İstenilen, beğenilen nitelikte olmayan, hoşa gitmeyen, fena, iyi karşıtı. Kaba ve kırıcı. Zararlı, tehlikeli.

Söz : Bir düşünceyi eksiksiz olarak anlatan kelime dizisi, lakırtı, kelam, laf, kavil. Bir işi yapacağını kesin olarak vadetme. Bir veya birkaç heceden oluşan ve anlamı olan ses birliği, kelime, sözcük. Kesinlik kazanmayan haber, söylenti. Bir konuyu yazılı veya sözlü olarak açıklamaya yarayan kelime dizisi. Müzik parçalarının yazılı metni, güfte.

Söylemek : Türkü, şarkı vb. okumak. Önceden bildirmek, tahmin etmek. Haber vermek. Yazmak, düzmek. Düşündüğünü veya bildiğini sözle anlatmak. Yapılmasını istemek. Herhangi bir şeyi bildirmek, anlatmak, demek istemek, hatırlatmak. Bir düşünceyi ileri sürmek, ortaya atmak. Sipariş etmek.

Geçirmek ile ilgili Cümleler

  • Babamı geçirmek için Kyoto Garı'na gittim.
  • Ali hayatının geri kalanını Tom'la geçirmek istiyor.
  • Birlikte vakit geçirmek benim için önemli.
  • Raporu gözden geçirmek için vaktiniz var mıydı?
  • Birlikte zaman geçirmek önemli.
  • Söylemek zorundayım ki, balayımı geçirmek için Gandrange'dan daha iyi bir yer yoktur.
  • İşleri gözden geçirmek istiyorum.

Diğer dillerde Geçirmek anlamı nedir?

İngilizce'de Geçirmek ne demek? : v. see smb. to the door, make pass, show smb. to the door, pass, carry, transfer, transmit, see off, bash, come through, communicate, conduct, dot smb. one, extrude, fetch, get through, pass on, scarf, screw, slip, spin out, stick, swipe, take in

Fransızca'da Geçirmek : passer, aliéner, transporter, imprimer, mener, mettre, reconduire, transmettre

Almanca'da Geçirmek : v. abbrummen, anstecken, bestehen, einlegen, infizieren, überspielen, übertragen, verbringen, verleben, vorbeilassen, zuschreiben

Rusça'da Geçirmek : v. проводить, переводить, переключать, переправлять, пропускать, переносить, перебрасывать, пересаживать, провозить, перегонять, продевать, вдевать, вдергивать, протаскивать, надевать, набрасывать, завертывать, вносить, вставлять, переживать, претерпевать, подвергаться, перечувствовать, прожить