Harcamak nedir, Harcamak ne demek

  • Bir iş görmek veya bir şey satın almak için parayı elden çıkarmak, sarf etmek.
  • Yok olmasına, ölmesine sebep olmak.
  • Manevi yönden kötü duruma düşürmek, feda etmek.
  • Birinin değer ve onurunu kırıcı bir durum yaratmak
  • Bir şey yapmak için kullanmak, tüketmek.

"Harcamak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Çoluk çocuğu uğruna kendini harcadı."
  • "İki maaşımı hastalığına harcadığım talebe, sonbaharla beraber ölmüştü." - S. F. Abasıyanık
  • "Bir bütün günü mutfakta harcayıp çeşitli yemekler yapıyor." - E. Işınsu
  • "Bir delilik yaptı ve otobüsteki kız uğruna Arzu'yu harcadı." - M. Uyguner

Harcamak anlamı, kısaca tanımı:

Harcama : Harcamak işi, sarf. Bir şey almak için elden çıkarılan para, gider.

Bozuk para gibi harcamak : Değerini düşürecek biçimde bir kimseden yararlanmaya kalkışmak.

Çaba harcamak : Bir işi yapabilmek için elinden geleni yapmak.

Cepten harcamak : Bir başkasının söylemediği bir sözü söylemiş gibi aktarmak.

Emek harcamak : Çaba göstermek.

Görmek : Bir işleme uğramak. Anlamak, kavramak, sezmek. Gezmek. Vermek. Kendisine yapılmak, bir davranışla karşılaşmak, maruz kalmak. Yanına gidip konuşmak. Gözlerin görmediği durumlarda başka duyu organlarıyla algılamak. Takım arkadaşlarından en uygun olanına pas atmak. Yapmak, etmek. Almak. Karşılaşmak, rastlaşmak. Çok değer vermek. Bir şeye erişmek. Göz yardımıyla bir şeyin varlığını algılamak, seçmek. Ziyaret etmek. Saymak, herhangi bir şey gibi görmek. Belirli bir zamanın içinde bir olaya tanık olmak, yaşamak. Yüzü bir yöne doğru olmak, bakmak. Sahne olmak, geçirmek. Bir şey hakkında bir yargıya varmak, değerlendirmek.

 

Para : Devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı, nakit. Kuruşun kırkta biri. Kazanç.

Çıkarmak : Sağlamak, elde etmek. Boşaltmak. Yayımlamak. Bir müzik parçasını notalarıyla çalmak. Sonunu getirmek. Sunmak. İlgisini keserek uzaklaştırmak. Giysi, ayakkabı vb.ni vücuttan ayırmak, soymak. Söylemek. Fotoğraf çektirmek. Bulmak, ortaya koymak. Gibi göstermek, bir davranış yüklemek. Yollamak, göndermek. Üçüncü bir sayı elde etmek üzere belli bir sayıdan, daha az değerli başka bir sayı kadar birim eksiltmek, tarh etmek. Hatırlamak. Yapmak, üretmek. Gidermek. Resim yapmak. Birinin veya bir şeyin çıkmasını sağlamak, çıkmasına sebep olmak. Öfke, hırs, acı vb.nin zararını çektirmek. Anlamak, ne olduğunu bilmek, sezmek. Sindirim yolundan dışarı atmak, kusmak. Göstermek.

Yapmak : Evlendirmek. Bir durum yaratmak. Gerçekleştirmek. Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek. Salgılamak, çıkarmak. Üretmek. Yol almak. Olmak. Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek. Edinmek, sahip olmak. Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek. Onarmak, tamir etmek. Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek. Olmasına yol açmak. Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak. Dışkı çıkarmak. Düzenli bir duruma getirmek. Davranmak, hareket etmek.

 

Kullanmak : Harcamak, sarf etmek. Giymek, takmak. Bir şeyin gereklerini yerine getirmek. Araç veya aleti işletmek, yönetmek. Kelimeyi yazmak, söylemek. Sigara, içki vb. şeylere alışmış olmak, içmek. Bir kimseyi bir hizmette bulundurmak, çalıştırmak. Amacına ulaşmak için birinden veya bir şeyden yararlanmak, onu amacına alet etmek, sömürmek, istismar etmek. İşletmek, değerlendirmek. Bir şeyden belli bir amaçla yararlanmak.

Tüketmek : Güçsüzleştirmek, bezdirmek. Yürüyerek aşmak, bitirmek. Kullanarak, harcayarak yok etmek, bitirmek, yoğaltmak.

Değer : Üstün, yararlı nitelikleri olan kimse. Bir şeyin para ile ölçülebilen karşılığı, bedel, kıymet, paha, valör. Bir değişkenin veya bilinmeyenin sayı ile anlatımı. Bir ulusun sahip olduğu sosyal, kültürel, ekonomik ve bilimsel değerlerini kapsayan maddi ve manevi ögelerin bütünü. Üstün nitelik, meziyet, kıymet. Kişinin isteyen, gereksinim duyan bir varlık olarak nesne ile bağlantısında beliren şey. Bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, bir şeyin değdiği karşılık, kıymet.

Yok : Bulunmayan, mevcut olmayan (nesne, kimse vb.), var karşıtı. "Hayır" anlamında kullanılan bir söz. Birinin söylediği sözlerden genel olarak kuşkulanıldığında veya sözler hafifsendiğinde kullanılan bir söz. Birbirine karşıt iki cümleden, ikincisinin başına getirilen bir söz. Yasak. Savunulan bir düşünceyi doğrulayan sözün başına getirilir. Olmayan, bulunmayan şey.

Sebep : Bir şeyin olmasına veya belli bir hâlde bulunmasına yol açan şey.

Olmak : Uymak, tam gelmek. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Sürdürmek, yürütmek. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Sarhoş olmak. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Geçmek, tamamlanmak. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Herhangi bir durumda bulunmak. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Yol açmak. Gerçekleşmek veya yapılmak. Yaklaşmak, gelip çatmak. Yetişmek, olgunlaşmak. Yitirmek, elinden kaçırmak. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Bulunmak. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak.

Harcamak ile ilgili Cümleler

  • Bunun için zamanımı boşa harcamak istemiyorum.
  • Zamanımızı boşa harcamak demek hayatımızı boşa harcıyoruz demektir.
  • Harcamak için gereğinden fazla zamanımız var.
  • Bu konuda zamanımı boşa harcamak istemiyorum.
  • Evi temizlerken harcamam gerekenden daha fazla zaman harcamak istemiyorum.
  • Mutfak zeminini temizlemek için daha fazla zaman harcamak istemedim.
  • Birlikte daha fazla zaman harcamak isterdim.
  • Evi temizlerken gereğinden daha fazla zaman harcamak istemiyorum.

Diğer dillerde Harcamak anlamı nedir?

İngilizce'de Harcamak ne demek? : v. consume, spend, expend, use up, lay out, waste, dally away, employ, exert, spin out, swallow up

Fransızca'da Harcamak : dépenser, manger, mettre, abattre, détruite, sacrifier

Almanca'da Harcamak : v. aufwenden, begeben, verausgaben, verbuttern, verfahren, verschießen

Rusça'da Harcamak : v. расходовать, тратить, затрачивать, проживать, девать, израсходовать, потратить, истратить, затратить, прожить, задевать