Görmek nedir, Görmek ne demek

"Görmek" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Bu ova çok savaş gördü."
  • "Baba hiç param yok, biraz görsen beni, dediği sabahı minnetle anımsar Ali Bey." - N. Meriç
  • "Ankara'yı gördün mü?"
  • "Teftiş görmek."
  • "Hangi memlekete gitsek resmî makamlar kadar halkın da rağbetini görürdük." - F. R. Atay
  • "Cebi para görmek."
  • "Ev güneş görüyor."
  • "Türk iradesinin ne demek olduğunu da sen göreceksin." - R. E. Ünaydın
  • "Gözü yalnız parayı görüyor."
  • "İş görmek. Masraf görmek."
  • "Bugün müdürü göreceğim."
  • "Birinden ders görmek."
  • "Körler parmaklarıyla görürler."

Yerel Türkçe anlamı:

Görmek (bk. gürmek)

Görmek, beslemek, bakmak; at görmek

 

Bilimsel terim anlamı:

Karşı oyuncunun yapacağı vuruşu önceden kestirip ona göre durum almak.

İngilizce'de Görmek ne demek? Görmek ingilizcesi nedir?:

to anticipate

Görmek kısaca anlamı, tanımı:

Gör : "işin sonucunu anla, anlarsın" anlamında kullanılan bir tehdit sözü.

Gör bak : "görürsün, göreceksin" anlamında kullanılan bir söz.

Göresi gelmek : Görmek isteğini duymak, özlemle görmek istemek, özlemek.

Gören gözün hakkı vardır : "yiyecek veya imrenilecek bir şeyi görene o şeyden vermek gerekir" anlamında kullanılan bir söz.

Göreyim seni : "sen bunu yaparsan karşılığını da görürsün" anlamında kullanılan bir tehdit sözü. senden başarılı sonuçlar bekliyorum.

Görme : Görmek işi, rüyet.

Görmediğe dönmek : Tam bir sağlığa kavuşmak. başından geçmemiş gibi olmak.

Görmezden gelmek : Görmemiş gibi yapmak, farkında değilmişçesine davranmak.

Görüp göreceği rahmet bu : "görülecek tek şey" anlamında kullanılan bir söz.

Görüp gözetmek : Korumak, yardım etmek, mukayyet olmak.

İçgöreç : Endoskop.

Uzgören : Uzgörür.

Sıtmagörmemiş : Gür ve kalın (ses).

Güngörmez : Güneş ışığı almayan (yer).

Dünya görmüş : Deneyimli. Çok gezmiş, çok yer görmüş.

Umurgörmüş : Deneyimi çok olan. Görgülü, olgun (kimse). Önemli görevlerde bulunmuş (kimse).

Irakgörür : Teleskop.

Uzgörür : Gerçeği önceden görebilen, ileri görüşlü olan, uzgören.

Acı görmek : Kötü günler yaşamak.

Acısını görmek : Bir yakınının ölümünü görmek.

Aşağı görmek : Küçük görmek, beğenmemek, hor görmek.

Atadan babadan görmek : Gelenek olarak eskiden beri bilmek, yapmak, uygulamak.

 

Az görmek : Azımsamak. umduğundan eksik bulmak.

Büyük görmek : Kendini veya başkasını olduğundan üstün saymak, yüceltmek.

Çatal görmek : Net görememek, bir şeyi iki görmek.

Cebi para görmek : Parası yokken para kazanmaya başlamak.

Ceza görmek : Kendisine ceza verilmek, cezalandırılmak.

Çift görmek : Sarhoş olmak.

Çoban kulübesinde padişah rüyası görmek : İçinde bulunduğu duruma uygun düşmeyen düşler kurmak.

Çok görmek : Yadırgamak.

Dava görmek : Açılan davaları incelemek ve sonuca bağlamak.

Ders görmek : Bir konu üzerinde bir öğrenci yetkili bir kimseden bilgi edinmek.

Destek görmek : Yardım edilmek.

Dokunca görmek : Zarara uğramak, harap olmak.

Dünya gözü ile görmek : Ölmeden önce görmek.

Dünyayı tozpembe görmek : Üzücü durumlara bile iyimser gözle bakmak.

Eli para görmek : Eline para geçmek.

Eyyam görmek : İyi günler geçirmek, mutlu zamanlar yaşamak.

Ezbere iş görmek : İncelemeden gelişigüzel yapmak.

Faydasını görmek : Yarar sağlamak. kâr elde etmek.

Gerek görmek : Yapılmasını istemek.

Gerekli görmek : Yapılması icap etmek.

Gereksiz görmek : Lüzum görmemek.

Göz ucuyla görmek : Fark etmek.

Gözüyle görmek : Bir olaya tanık olmak.

Güneş görmek : Güneş ışığından yararlanır durumda olmak.

Gününü görmek : Çocuklarının iyi, mutlu günlerini görmek. kötü bir sonla karşılaşmak, cezaya çarptırılmak. aybaşı görmek.

Hacet görmek : Gerekli bulmak, gerekli saymak. alışveriş yapmak. tuvalete gitmek.

Hakaret görmek : Ağır veya küçültücü davranış görmek, aşağılanmak.

Hakir görmek : Önemsememek, değer vermemek, küçümsemek, küçük görmek, hor görmek.

Halüsinasyon görmek : Gerçekte olmayan birtakım olayları yaşadığını sanmak.

Hazırlık görmek : Hazır olmak için gereken şeyleri toplamak veya durumları sağlamak.

Hesabını görmek : Ücretini ödemek. alacağını verip ilişiğini kesmek. cezalandırmak.

Hesap görmek : Alacakla vereceği karşılaştırıp ödeşmek.

Himaye görmek : Biri tarafından korunmak, kayırılmak, gözetilmek.

Hizmet görmek : Birisinden yardım almak.

Hor görmek : Bir kimseye değersiz gözle bakmak.

Hoş görmek : Gücenilecek veya karşılık gelinecek bir davranışı hoşgörü ile karşılamak, anlayışla karşılamak, kusur saymamak.

İkram görmek : Ağırlanmak.

İleriyi görmek : Uzağı görmek.

İlgi görmek : İlgi çekmek.

İş görmek : İş yapmaya uygun olmak. iş yapmak.

İşini görmek : Dövmek. görevini yapmak. öldürmek.

İşlem görmek : Herhangi bir mal, kıymetli kâğıt, döviz vb. piyasada alınmak, satılmak, değiştirilmek.

İtibar görmek : Aranmak, istenmek. sayılmak, kendisine değer verilmek.

İyilik görmek : Maddi, manevi yardım görmek.

Kabul görmek : Kabul edilmek, onaylanmak.

Kendini aşağı görmek : Kendini başkalarından değersiz görmek.

Kendini dev aynasında görmek : Kendini olduğundan çok üstün görmek.

Kırmızı kart görmek : Dışlanmak. oyundan çıkarılma cezasına çarptırılmak. ciddi bir biçimde uyarılmak.

Korkulu rüya görmektense uyanık yatmak evladır : "tehlikeli bir işe girişmektense o işin sağlayacağı kazançtan vazgeçmek daha iyidir" anlamında kullanılan bir söz.

Korunma görmek : Anlayış veya hoşgörü ile karşılanmak.

Küçük görmek : Değer, önem vermemek.

Layık görmek : Yakıştırmak, uygun görmek.

Leyleği havada görmek : Çok gezmek.

Lüzumsuz görmek : Gereksiz bulmak.

Mahzur görmek : Sakıncalı bulmak.

Masraf görmek : Alışveriş veya ödeme işlerini yapmak.

Mazur görmek : Kusura bakmamak, hoş görmek, bağışlamak, affetmek.

Muamele görmek : İşlem uygulanmak, davranılmak.

Mübah görmek : Hoş görmek, sakıncasız bulmak.

Münasip görmek : Uygun ve yerinde bulmak.

Mürüvvetini görmek : Anne ve baba çocuklarının sevinçli günlerini görerek mutluluk duymak.

Nakzen görmek : Yargıtay tarafından bozulan bir karar üzerine bozma sebeplerini de göz önünde tutarak davaya yeniden bakmak.

Nankörlük görmek : Nankörce davranışla karşılaşmak.

Onarım görmek : Onarılmak.

Rağbet görmek : İstenilmek, beğenilmek, istekle karşılanmak.

Resti görmek : İleri sürülen paranın miktarını kabul edip aynı miktarda parayı ortaya koymak.

Reva görmek : Bir davranışı, bir olayı bir kimse için uygun görmek.

Sarı kart görmek : Oyun kurallarına aykırı hareket eden oyuncu sarı renkte kart cezası almak.

Tahsil görmek : Eğitim almak.

Tamir görmek : Onarılmak, düzeltilmek, yenilenmek.

Tasvip görmek : Birinin bir düşünce veya davranışı başkalarınca uygun, yerinde bulunmak.

Tedavi görmek : İyileşmek amacıyla sağlık uygulamalarından geçmek.

Tozpembe görmek : Aşırı iyimser olmak.

Üstünü görmek : Gebeyken aybaşı olmak.

Uygun görmek : Yakışır, yaraşır görmek, elverişli bulmak.

Uzağı görmek : İleride ne olacağını kestirmek.

Vazife görmek : Bir görevi yerine getirmek, sürdürmek.

Vidoyu görmek : Vidoyu kabul etmek.

Yakınlık görmek : İlgi, sevgi görmek.

Yardım görmek : Destek elde etmek, bağış almak.

Zam görmek : Ücreti artmak. fiyatı artmak.

Zarar görmek : Kötü sonuca uğramak.

Zulüm görmek : Kendisine eziyet edilmek.

Yardım : Bağış, iane. İşlerin daha etkin ve verimli olabilmesi için sağlanan katkı, destek. Etki. Bir ülkeye bağış veya ödünç olarak verilen para ve ihtiyaç maddeleri. Kendi gücünü ve imkânlarını başka birinin iyiliği için kullanma, muavenet.

Algılamak : Bir olayı veya bir nesnenin varlığını duyu organlarıyla kavramak, idrak etmek.

Seçmek : Birine oy vererek bir göreve getirmek. Üstün, iyi, uygun bularak yeğlemek. Ne olduğunu anlamak, fark etmek. Tercihini bir yönde kullanmak. Titiz davranmak, kolay kolay beğenmemek. Farklı görmek, üstün görmek. Benzerleri arasında hoşa gideni seçip almak veya yararlanmak için ayırmak.

Anlamak : Yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek sonuç niteliğinde başka bir bilgi edinmek. Bir şey hakkında bilgisi bulunmak. Sorup öğrenmek. Birinin duygularını, istek ve düşüncelerini sezebilmek. Bir şeyin ne demek olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak. Doğru ve yerinde bulmak. Yarar sağlamak.

Kavramak : Bir nesne veya düşünceyi her yönünü anlamak, iyice anlamak. Motorlu araçlarda debriyaj pedalı görev yapmak. Motorlu araçlarda lastik yolu kavramak. Elle sıkıca tutmak.

Sezmek : Anlamak, fark etmek. Açık bir kanıt olmaksızın, olmuş veya olacak bir şeyi anlamak, kestirmek, hissetmek.

Konuşmak : Konuşma dili olarak kullanmak. Belli bir konudan söz etmek. Gizli bir şeyi açığa vurmak, ele vermek. Flört etmek. Şık ve zarif görünmek. Oyuncak, hayvan vb. konuşmaya benzeyen birtakım sesler çıkarmak. Bir dilin kelimeleriyle düşüncesini sözlü olarak anlatmak. Söylev vermek, konuşma yapmak. Bir konuda karşılıklı söz etmek, sohbet etmek. İlişki kurmak veya ilişkiyi sürdürmek. Düşüncesini herhangi bir araç kullanarak anlatmak. Dargın bulunmamak. Geçerli olmak, etkin olmak. Becermek, uzman gibi yapabilmek.

Yapmak : Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek. Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak. Salgılamak, çıkarmak. Yol almak. Bir durum yaratmak. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek. Olmasına yol açmak. Gerçekleştirmek. Olmak. Düzenli bir duruma getirmek. Edinmek, sahip olmak. Davranmak, hareket etmek. Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek. Evlendirmek. Onarmak, tamir etmek. Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek. Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek. Dışkı çıkarmak. Üretmek. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek.

Etmek : Demek, söylemek. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Birini bir şeyden yoksun bırakmak. Bulmak, erişmek. Kötülükte bulunmak. Eşit değer kazanmak. Herhangi bir değerde olmak. Küçük veya büyük abdestini yapmak. Bir işi yapmak.

Almak : İçine sığmak. İçecek veya sigara içmek. Bürümek, sarmak, kaplamak. Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak. Göreve, işe başlatmak. Kendine ulaştırılmak, iletilmek. Tat veya koku duymak. Başlamak. Görevden, işten çekmek. Yer değiştirmek. Satın almak. Soldurmak. Kazanmak, elde etmek. Kazanç sağlamak. Temizlemek. Erkek, kadınla evlenmek. Gidermek, yok etmek. Kabul etmek. Yutmak, kullanmak. Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek. Sürükleyip götürmek. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. Birlikte götürmek. Yolmak, koparmak. Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. İçeri girmesini sağlamak. Yol gitmek, mesafe katetmek. İçeri sızmak, içine çekmek. Ele geçirmek, fethetmek. Örtmek, koymak. Kısaltmak, eksiltmek. Çalmak. Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak.

Bir : Sadece. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Bir kez. Aynı, benzer. Eş, aynı, bir boyda. Sayıların ilki. Tek. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Beraber. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Bu sayı kadar olan. Ancak, yalnız.

Erişmek : Zaman gelip çatmak. Bir yere ulaşmak, varmak. Bitkiler veya bunların ürünleri olgunlaşmak. Varılması zamana, emeğe bağlı olan veya uzakta bulunan bir amaca varmak, ulaşmak.

Çok : Aşırı bir biçimde. Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı.

Değer : Üstün, yararlı nitelikleri olan kimse. Bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, bir şeyin değdiği karşılık, kıymet. Bir ulusun sahip olduğu sosyal, kültürel, ekonomik ve bilimsel değerlerini kapsayan maddi ve manevi ögelerin bütünü. Üstün nitelik, meziyet, kıymet. Kişinin isteyen, gereksinim duyan bir varlık olarak nesne ile bağlantısında beliren şey. Bir değişkenin veya bilinmeyenin sayı ile anlatımı. Bir şeyin para ile ölçülebilen karşılığı, bedel, kıymet, paha, valör.

Vermek : Doğurmak. Ödemek. Kazandırmak, katmak. Sahip olmasını sağlamak. Hepsini herhangi bir duruma sokmak. Yaymak. Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak. Bitki ve ağaç, ürün üretmek. Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek. Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek. Döndürmek, çevirmek, yöneltmek. Kızı, kadını biriyle evlendirmek. Cinsel yönden kendisini kullandırmak. Tespit etmek. Bırakmak veya bağışlamak. Bir şey üzerinde etki yapmak, biçimini değiştirmek. Herhangi bir duruma yol açmak. Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Ayırmak, harcamak. Ondan bilmek, atfetmek. Dayamak. Satmak.

İşleme : İslemek işi.

Uğramak : Yola devam etmek üzere, bir yerde kısa bir süre kalmak. Bir yerin yanından, yakınından, içinden geçmek. Kötü duruma konu olmak. Cin, peri çarpmak. Fırlayarak çıkmak, hızla çıkmak. Yaklaşmak.

Ziyaret etmek : Bir yeri görmeye gitmek. birini görmeye gitmek.

Ziyaret : Birini görmeye, biriyle görüşmeye gitme, görüşme. Bir yeri görmeye gitme.

Karşılaşmak : İki sporcu veya iki takım yarışmak. Karşı karşıya gelmek, rastlaşmak.

Rastlaşmak : Birbiriyle karşılaşmak, birbirine rastlamak, tesadüf etmek. Aynı zamanda olmak, üst üste gelmek.

Sahne : Tanık olunan, gözlenen olay. Bir oyun veya filmin başlıca bölümlerinden her biri. Bir konu veya çalışma çevresi, çalışma dalı. İzleyicilerin kolayca görebilmeleri için genellikle yerden belli bir ölçüde yüksek yapılan, oyun, müzik vb. gösteri yapmaya uygun yer, oyunluk. Görüntü.

Olmak : Herhangi bir durumda bulunmak. Geçmek, tamamlanmak. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Yitirmek, elinden kaçırmak. Sarhoş olmak. Yetişmek, olgunlaşmak. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Yaklaşmak, gelip çatmak. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Sürdürmek, yürütmek. Uymak, tam gelmek. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Gerçekleşmek veya yapılmak. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Bulunmak. Yol açmak. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Hastalığa yakalanmak, tutulmak.

Geçirmek : Bir işi birden çok kişi üzerinde uygulamak. Alışverişte aldatmak, kötü mal satmak, kazıklamak. Bir şeyi kendisine ayrılmış olan yere yerleştirmek, takmak. Geçme işini yaptırmak, geçmesini sağlamak. Birine kötü söz söylemek. Hastalık bulaştırmak. Bir gereksinimi eldeki imkânla karşılamak. Tespit etmek, yazmak, kaydetmek. Bir süre yaşamak, oturmak, kalmak. Bir şeyi bir yandan öbür yana götürmek. Vurmak. Etmek, yapmak. Herhangi bir durumu yaşamış olmak. Giymek, giyinmek. Bir şeyi bir yerden başka yere taşımak, nakletmek. Zaman harcamak. Yola çıkan birini uğurlamaya gitmek, selametlemek, teşyi etmek.

Gezmek : Bir yerde gezi yapmak. Herhangi bir biçimde gezinmek. Bir yerde dolaşmak, yürümek. Gitmek, başvurmak. Bulunmak. Hava alma, hoş vakit geçirme vb. amaçlarla bir yere gitmek, seyran etmek. Bir yeri görüp incelemek. Hasta ayağa kalkmak.

Görmek ile ilgili Cümleler

  • Görmek inanmaktır.
  • Bana Marika'mı getir. Onu görmek istiyorum.
  • Biz leylakları görmek için birkaç hafta beklemeliyiz.
  • Sadece yerli Amerikalıları görmek için Amazon ormanını ziyaret etmek istiyorum.
  • Görmek için çok şey yok.
  • Tom'u bunu yaparken görmek bizi çok şaşırttı.
  • Seni görmek isteyen bir adam sen dışarıdayken geldi.
  • Orada kim olduğunu görmek için mutfağa girdi ama orada hiç kimse yoktu.
  • Görmek için ne vardı?
  • Görmek istediğim başka biri var.
  • Görmek için hiçbir şey yoktu.
  • Görmek için epeyce ilginç şeyler vardı.
  • Görmek için daha çok şey var.
  • Birisi seni görmek için burada.

Diğer dillerde Görmek anlamı nedir?

İngilizce'de Görmek ne demek? : v. see, observe, spot, view, catch sight of, get sight of, consider, wake to, waken, sight, see into, behold, experience, espy

Fransızca'da Görmek : voir, apercevoir; visiter, rencontrer; constater, entrevoir, considérer

Almanca'da Görmek : v. bemerken, bewandern, einsehen, erkennen, erleben, ersehen, erspähen, merken, schauen, sehen, sichten, unterscheiden

Rusça'da Görmek : v. видеть, смотреть, обозревать, высматривать, наглядеться, терпеть, посещать, навещать, видеться, осознавать, усматривать, замечать, примечать, знать, считать, пользоваться, нести, повидать, увидеть, посмотреть, обозреть, высмотреть, вытерпеть, потерпеть, навестить, осознать, усмот