Situated türkçesi Situated nedir

Situated ile ilgili cümleler

English: Switzerland is situated between France, Italy, Austria and Germany.
Turkish: İsviçre Fransa, İtalya, Avusturya ve Almanya arasında yer almaktadır.

English: Indonesia is the largest country in the world situated only on islands.
Turkish: Endonezya dünyada yalnızca adalar üzerinde kurulu olan en büyük ülkedir.

English: My country is situated in North Africa, south of the Mediterranean Sea.
Turkish: Benim ülkem Kuzey Afrika'da ve Akdeniz'in güneyinde yer alır.

English: Andorra is a small principality situated between Spain and France.
Turkish: Andorra, İspanya ve Fransa arasında bulunan küçük bir prensliktir.

English: My house is situated on the other side of that bridge.
Turkish: Evim o köprünün diğer tarafında yer almaktadır.

Situated ingilizcede ne demek, Situated nerede nasıl kullanılır?

Be situated : Bulunmak. Olmak (yerinde). Bir yerde bulunmak.

Ideally situated : Uygun bir şekilde yerleşik. İdeal bir şekilde konumlu. Mükemmel bir finansal pozisyonda bulunan. İdeal bir sosyal konumda olan.

Thus situated : Bu durumda. O durumda.

Well situated : Durumu iyi. Varlıklı. Hali vakti yerinde.

Resituated : Yeniden konumlamak.

 

Situating : Yerini belirlemek. Tevdi etmek. Konumlanmak. Yerleştirmek.

Situate : Yerini belirlemek. Yerleştirmek. Konumlanmak. Tevdi etmek.

Resituates : Yeniden konumlamak.

Situation state : Bir süreç ya da bir oluşumun taşıdığı süreğen görüntü ya da belli bir zamanda aldığı kesit görünüş. Durum.

Situation : Halet. Memuriyet. Görev. Hal. Yer. Şartlar. Yağday. Vazife. Oyunda seyirciyi etkileyen görünüş. vaziyet.

İngilizce Situated Türkçe anlamı, Situated eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Situated ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Sedentary : Biyoloji, coğrafya alanlarında kullanılır. Serbest yaşamayan, bir zemine tutunup sabit yaşayan. Hep evde oturan. Serbest yaşamayan; bir zemine tutunup sabit yaşayan. Belli bir yerde sürekli oturarak tarım ve hayvancılıkla uğraşan insanların yarattığı kırsal bir yaşam biçimi. Sedanter. Hareketsiz. Oturularak geçirilen.

Lay : Türkü. Hal. Örmek (tuğla). Kaymak. Mevki. Koymak. Sevişme. Saldırmak. Yatma.

Resultant : Meydana gelen. Sonucunda ortaya çıkan. Sonuçta oluşan. Çıkan. Bileşke. -den doğan. -in sonucu olan. Sonuç olarak çıkan. Bir noktaya etkiyen, büyüklük ve yönleri ayrı, çeşitli kuvvetlerin net etkisini gösteren, belli yön ve büyüklükteki yöney.

Prescriptive : Zaman aşımına uğramış. Kuralcı. Zaman aşımı ile kazanılmış. Yapılagelen. Emreden. Buyuran. Sıkı kurallar koyan. Öngören. Kural koyucu.

Exposal : Açığa vurma. İfça. Maruz olma. Filmi veya fotografı ışığa tutma (fotografçılık). İptal duyurusu. Poz. Koruyucusuz olma. Açığa çıkarma. Terketme. Gözler önüne serme.

 

Position : Taneciğin yeri, bunu veren konsayılar. Fikir. Hal. Bir nesnenin seçilen bir başvuru noktasına, eksenine ya da eksenlerine göre yeri. Görev. Bir dizgide, bir damganın oturabildiği ve bir sıra sayısınca tanıtılabilen her bir yer. Statü. Oyuncuların alanda yer alış durumu. Vücudun, herhangi bir bölümü üzerinde, alıştırma için aldığı biçim.

Attitudes : Davranış. Duruş. Mal veya fikre karşı uzun süreli duygu. Düşünce ve tepki. Düşünce. Poz. Fikir. Durum. Bir eşya.

Configuration : Görünüm. Konfigürasyon. Doku. Yıldız kümesi. Suret. Kurgu. Kurulum. Düzenleniş. Bilgisayar, bilişim, kimya, veterinerlik alanlarında kullanılır.

Inhabitant : Yerli. Sakin. Oturan kimse. Oturan kimse (bir yerde). Oturan. Yerleşik halk.

Placed : Oturtmak. Yatırım yapmak. Vermek (sipariş). Görevlendirmek. Ismarlamak. Yerini belirlemek. Koymak. Yatırmak (para). Yerleştirilmiş. Yazdırmak (tel.).

Situated synonyms : built in, established, ingrained, location of, installed, ensconced, attitude, commorant, lays, prosperous, locations, well to do, entrenched, look in, localized, settled, well heeled, localised, residing, onboard, formed, well fixed, condition, acock, rich, permanents, inveterate, configurations, constituted, exposals, habitator, ex post, occupiers.

Situated zıt anlamlı kelimeler, Situated kelime anlamı

Unsettled : Huzursuz. Oturmamış. Yerleşmemiş. Ödenmemiş. Kararsız. Yerleşilmemiş. Henüz yerleşmemiş. Tedirgin. Değişken. Tedirgin edilmiş.

Poor : Şansız. Zayıf (az). Yetersiz. Yoksul. Kalitesiz. Adi. Düşük dozlu. Çorak. Mutlak yoksulluk durumunda olan kişi. Fakir.