Situation state türkçesi Situation state nedir

  • Durum.
  • Bir süreç ya da bir oluşumun taşıdığı süreğen görüntü ya da belli bir zamanda aldığı kesit görünüş.

Situation state ingilizcede ne demek, Situation state nerede nasıl kullanılır?

Situation : Durum. Mevki. Yer. Memuriyet. Kişiler arasındaki ilişkide önemli bir durumu getiren ve seyirciyi etkileyen görünüm. tema, uygun bir durum üzerine oturtularak işlenir. Oyunda seyirciyi etkileyen görünüş. vaziyet. Görev. Yağday. Şartlar. Vazife.

State : Saptamak. Duru. Debdebe. Yağday. Stres. Tantana. Beyan etmek. Açıklamak. Eyalet. İhtişam.

Situation comedy : Günlük deneyimlere dayanan komedi programı. Durum komedisi. Sitkom.

Situation play : Gülünç olanı karakterden değil, durumlardan geliştiren komedya biçimi. nesnel bir bakışla, yani toplumsal olguların yansıtılması ile ele alındığından içerik açısından yoğun olabilen bu komdeya biçimi, öznel açıdan, salt güldürmek amacıyla işlendiğinden daha çok kurgu ustalığı ile belirir. Durum komedyası.

Situational : Bir duruma bağlı veya bir durumun sebep olduğu. Duruma bağlı. Belirli bir durumla alakalı. Durumsal.

Situational context : Bir gözlem ya da ölçme sürecinin sonuçlarını değişik doğrultu ve ölçülerde etkileyen, durumdan duruma değişen koşul ve etkilerin tümü. Durumsal bağlam.

 

İngilizce Situation state Türkçe anlamı, Situation state eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Situation state ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Attitudes : Tutum. Poz. Mal veya fikre karşı uzun süreli duygu. Tavır. Düşünce ve tepki. Düşünce. Tutumlar. Konum. Fikir.

Estate : Malikane. Bir özel ya da tüzel kişinin iyeliğindeki taşınmaz. Konak. Varlık. Arsa. Olancamal. Sınıf. Yurtluk.

Circumstance : Şart(lar). Vaka. Keyfiyet. Ayrıntı. Olay. Koşul. Varlık. Şart. Teferruat.

Cases : Dava. Valiz. Kasa. Olay. Husus. Vukuat. Görüş. Kap. Kılıf.

Capacity : Sıfat. Toplumbilimde başlıca ölçüm konularından biri olan ve bireyin belli bir alandaki öğrenme ve yetişme olanaklarının sınırını gösteren yeti. Akarsuyun taşıyabileceği ve sürükleyebileceği maddelerin miktarı. Yetenek. Güç. Kapasite. Verim. Akarsuyun taşıma gücü. Bilgisayar, bilişim, hukuk, fizik, kimya, ekonomi, tiyatro, jeoloji alanlarında kullanılır. Kabiliyet.

Conjuncture : Belli bir zaman dilimi içinde belli bir olayı. Konjonktür. Ekonomik hayatın gelişmesi. Şartlar. Eylem ya da etkinliği çevreleyen şartların tümü. Kriz. Kritik durum. Kritit durum. Buhran.

Condition : İyi bir kondisyona getirmek (oyuncuyu). Alem. Vaziyet. Genel sağlık durumu. Kondisyon. Konum. Alıştırmak. Mevki. Şart. Koşul.

Ball game : Top ile oynan oyunun (uk). Top oyunu. İş. Vaziyet. Eski meksika yerlilerinin dikdörtgen biçimindeki özel alanlarda, topa elle dokunmadan dinsel amaçla oynadıkları oyun. Basketbol veya beysbol veya amerikan futbolu (us). Beysbol.

Context : Ortam. Bir sözcüğün, tümce içinde birlikte geçtiği ve anlamının belirmesi için incelenmesi gerekebilen tümce kesimleri. bir bilgisayar dizgesindeki görevlerin işletilebilmeleri için işletim dizgesinin sağladığı ortam. Kaynak. Bir olay ya da anlatımın anlamını belirten ve içerimlerini saptamaya yarayan olgusal, kavramsal ya da dizgesel çerçeve. Bağlam. Genel durum. Şartlar. İçerik. Bilgisayar, bilişim, gramer alanlarında kullanılır.

 

Attitude : Tavır. Davranış. Bakış açısı. Uyumlu duruş. Tutum. Dansçının gövdesini tek bacağı üzerine durdururken, öbür bacağını doksan derecelik bir açıyla kaldırması ve dizden bükerek geriye getirmesi. Belli nesnelere, olaylara, kişilere karşı belli biçimde davranma yolunda toplumsal olarak kazanılmış eğilim ya da yönelim. Fikir. Davranışları güdüleyen kalıplı ve kazanılmış eğilim ya da yatkınlık. Tüm gövdenin uyumlu bir biçimdeki duruşu. dansçının bir bacağı üzerinde dururken, öteki bacağını doksan derecelik açıyla kaldırarak ve dizden bükerek arkaya götürmesi. çeşitli biçimleri vardır.

Situation state synonyms : contexts, case, estates, conjunctures, configuration, conditions.