Spotlights türkçesi Spotlights nedir

  • Sahne ışıkları.
  • Uzun hüzmeli far.

Spotlights ingilizcede ne demek, Spotlights nerede nasıl kullanılır?

Spotlight accesories : Işıldak takıları. Değişik amaçlar için ışıldaklara sonradan takılan işlevsel araçlar.

Spotlight room : Işıldakların saklanıp korunduğu yer. Işıldak korunağı.

Front of house spotlight bridge : Salon ışıldak köprüsü. Seyirci salonunun tavanında bulunan ışıldak köprüsü.

Based spotlight : Dipli ışıldak. Dip tarafından bir duya oturtulan ışıldak türü.

Be in the spotlight : Sahne ışıklarının altında olmak. İlgi odağı ya da ilginin odağında olmak. Tüm gözler üzerinde olmak.

Spotlit : Spot ışıklarıyla aydınlatılmış.

Spotlight : Yaygınlık. Işıldak. Spot. İlgi. Montaj kiti spot lambası. Projektör ışığı. Projektör. Halkın ilgisi. Spot lamba. Çok güçlü ışık veren ve araçlarda ek olarak kullanılan ışıtaç.

Dipped spotlight : Kendine özgü bir mandalla tutturulan ışıldak türü. Mandallı ışıldak.

Elipsoidal spotlight : Elipsoit ışıldak. Yüksek gücü olan bir ışıldak türü. çoğu kez uzaktan ve yöresel ışıklama gereksinimi için kullanılır ve izleyici ışıldak görevini yapar. en önemli özelliği ışıtaçtan aldığı gücün yüzde yetmiş beşini toplayıp denetleyebilmesidir. ışığı dağıtmaması için dışbükey mercek takılmıştır.

 

Fresne spotlight : Adını merceğinden alan bu ışıldağın gücü 500 ile 2000 vat arasında değişir. merceği yivli olduğundan hem sınırlı, yumuşak ışık verir, hem de ısıya dayanıklıdır. içindeki ışıtaç merceğe çok yaklaşabildiğinden aydınlatma alanı elli dereceye kadar genişletilebilir. Yivli-mercekli ışıldak.

İngilizce Spotlights Türkçe anlamı, Spotlights eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Spotlights ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Glare : Işıklılıkların uygun olmayan dağılışı, ya da çok yüksek ışıklılıklar, ya da zaman ya da uzay içindeki aşırı ışıklılık farkları sonucu, nesneleri ayırt etme yeteneğinde bir azalma, ya da görme eyleminin eziyetli olması ya da her ikisini de kapsayan görüş koşulları, bk. dolaylı göz kamaşması, dolaysız göz kamaşması, fizyolojik göz kamaşması, ruhbilimsel göz kamaşması, yansımayla göz kamaşması, köreltici göz kamaşması. Göz kamaşması.

The limelights : Sahne ışığı. İlgi merkezi. Spotlu lamba. En ilgi çekici. Spot. İlginin merkezi. İlgi odağı. Karpit lambası. Kireç lambası.

Prominence : Öne çıkma. Şöhret. Çıkıntı. Göze batma. Herkesçe tanınma. Burun. Ün. Göze çarpan şey. Ehemmiyet. Önem.

Lightings : Aydınlatma. Yükünü azaltmak. Lambalar. Hafifletmek. Işıklandırma. Tenvirat. Tutuşturma. Yakma.

Lighting : Konmak. Işık saçmak. Sinema, televizyon, tiyatro alanlarında kullanılır. Işık tutmak. Neşelendirmek. Denk gelmek. Sahnedeki oyuna uygun, sahneye özgü ışık dizgesinin kapsamına giren tüm konular. Işıklandırma jüyesi. Hafifletmek. Yakmak.

 

Foreground : Ön plana almak. Önalan. En öndeki görüntü. Bilgisayar, sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Görünçlüğün önündeki bölüm; öne düşen yerler. dip karşıtı. bazı ikinci, üçüncü sınıf sinemalarda görüntülüğe en yakın sıralar. Ön. Ön plan. Önplan.

Footlights : Taban ışıtaçları. Taban lambaları. Tiyatro mesleği. İşlik düzlüğünün tabanına, görünçlüğü önden aydınlatacak biçimde yerleştirilen bir dizi ışıtaç. Ramp ışıkları. Sahne önündeki ışıklar. Yer ışıkları. Sahnenin önünde yerde bulunan ışıtaçlar. bunlar bugünkü tiyatrolardan kaldırılmıştır. Sahnenin önündeki ışıklar.

Limelight : Kireç lambası. Spotlu lamba. Kireç ışığı. Spot. İlgi merkezi. İlgi odağı. Karpit lambası. Halkın aşırı ilgisi. Sahne ışığı.

Play up : Vurgulamak. Oyun oynamak. Abartmak. Daha yüksek sesle çalmak. Elinden gelenin en iyisini oynamak (spor terimi). Daha sesli çalmak. Üzerinde durmak. Yaramazlık etmek. Sorun çıkarmak. Belirtmek.

Spotlights synonyms : public eye, bank of lights, bring out, highlight, set off, spots.

Spotlights zıt anlamlı kelimeler, Spotlights kelime anlamı

Obscurity : Loşluk. Az tanınmışlık. Anlaşılmazlık. Gizlilik. Bilinmezlik. Meçhullük. Çapraşıklık. Karanlık. Belirsizlik.

Play down : Hafifsemek. Önemini azaltmak. Önemsizleştirmek. Önemsememek.

Background : Fon. Zemin. Geçmiş deneyimler. Geçmiş. Bir olgu ya da kavramı hazırlayan bağlam, koşul ya da durum. Ardyöre. Görünçlüğün gerisinde yer alan, geriye düşen yerler. ön karşıtı. Taban sayımı. Özgeçmiş. Geri.