Sulu nedir, Sulu ne demek

Sulu; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

"Sulu" ile ilgili cümle

  • "Ben diyor, akşamdan beri onu kolluyorum. Bilirim sarhoşluğu suludur." - M. Ş. Esendal
  • "Eczanede acaba nane suyu yahut zararsız bir sulu ilaç var mıdır?" - R. N. Güntekin
  • "Sulu süt."
  • "Onun getirdiği kızarmış eti, şarabı, iri ve sulu elmaları acele yuttu." - Ö. Seyfettin

Yerel Türkçe anlamı:

Gevşek bükülmüş ipek, pamuk, yün ve benzeri şeyler

Etle pişmiş sebze yemeği.

Kimya'daki anlamı:

Su molekülleri ile kuşatılmış, hidratlanmış.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Patatesli et haşlaması. (Sarıkeçili -Gaziantep)

Diğer sözlük anlamları:

Taze, solmamış.

Su taşımakta kullanılan.

İngilizce'de Sulu ne demek? Sulu ingilizcesi nedir?:

hydrated, hydrous

Fransızca'da Sulu ne demek?:

aqueux, se

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Kütahya şehri, Köprüören bucağına bağlı bir bölge.

Sulu hakkında bilgiler

Sulu, Filipinler'in güneybatı kesiminde Mindanao Özerk Bölgesi içinde yar alan yönetim bölgesi. Yönetim merkezi Jolo'dur. Toplam kara yüzölçümü 1600 km²'dir. Sulu Takımadalarının orta bölümünü kapsar. Nüfusu 2000 yılı tahminlerine göre 619,668 civarındadır.

 

Sulu ile ilgili Cümleler

  • Suluboya tablo suda çözünen boyalarla yapılmış bir tablodur.
  • Bu biftek çok sulu.
  • Sulu boyayı içme.
  • Sulu boya ile resim yapmayı severim.
  • Ali çiçekleri suluyor.
  • Ben sulu boya ile boyamak istiyorum.
  • Sulu boya ile boyamayı seviyorum.
  • Böyle bir sulu gözlü olma.
  • Baba çiçekleri suluyor.
  • Suluboya ile resim yapmaktan hoşlanıyorum.
  • Biz bahçeyi suluyoruz.
  • Ben suluboyayı pastel boyadan daha fazla seviyorum.

Sulu kısaca anlamı, tanımı:

Sulu boya : Bu tür boya ile yapılmış olan (resim). Su ile karıştırılarak kullanılan bir boya.

Sulu göz : Sulu gözlü.

Sulu kar : Yağmurla karışık bir biçimde yağan kar.

Sulu sepken : Yağmurla karışık bir biçimde yağan (kar). Yağmurla karışık bir biçimde (kar yağmak).

Sulu tarım : Sulamaya dayalı tarım.

Sulu yemek : Tencerede ve kendi suyu içerisinde pişirilen yemek türü, tencere yemeği.

Sulu zırtlak : Oyunlarda kuralları bozup mızıkçılık eden, ağlayan, kaçan (kimse). Gereğinden fazla sulu. Limon.

Sulu ziraat : Sulu tarım.

Ala sulu : İyi pişmemiş (yemek). Yeni olgunlaşmaya başlamış (yemiş).

Gözü sulu : Sulu gözlü.

Sulu gözlü : Çok önemsiz olaylarda bile gözyaşlarını tutamayan, ağlayan (kimse), gözü sulu, sulu göz.

Suluk : Tavukların su gereksinimlerini karşılamak üzere uzun, yuvarlak, küçük çanak veya damlalıklı biçimlerde değişik malzemeden yapılmış yarı otomatik veya otomatik düzen. Büyükbaş hayvanların barındığı yerlerde su içmelerini kolaylaştıran küçük tekne veya havuz. Kuş kafeslerinde su konan kap. Oda içinde yıkanmak için ayrılmış küçük yer, gusülhane. Öğrencilerin okula su götürdükleri kap. Küçük çocukların başlarında, yer yer saç dökülmesi ve kabartılarla beliren bir deri hastalığı. Yarışçıların su, glikozlu su, çay veya meyve suyu koymalarına yarayan kap.

 

Suluk zinciri : At vb. hayvanların gemlerinin altına takılan küçük zincir.

Sululaşma : Sululaşmak işi.

Sululaşmak : Kadınlara tatsız iltifatlarda bulunmak. Yersiz, yavan şakalar yapmak.

Sululuk : Sulu olma durumu. Yersiz şakalar yapma veya kadınlara tatsız iltifatlarda bulunma durumu.

Sululuk etmek : Sululaşmak.

Suluova : Amasya iline bağlı ilçelerden biri.

Sulusaray : Tokat iline bağlı ilçelerden biri.

Gözü sululuk : Gözü sulu olma durumu.

Karşıt : Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, zıt, kontrast.

Yersiz : Barınacak yeri olmayan. Yerinde olmayan, uygunsuz, anlamsız, manasız.

Davranış : Dıştan gözlemlenebilecek tepkilerin toplamı. Davranma işi, tutum, davranım, muamele, hareket. Organizmanın uyaranlar karşısındaki tepkilerinin bütünü.

Çevre : Bir kimse ile ilişkisi bulunanlar, muhit. Hayatın gelişmesinde etkili olan doğal, toplumsal, kültürel dış faktörlerin bütünlüğü. Kişinin içinde bulunduğu toplumu oluşturan ortam. Bir birimden önce veya sonra gelen aynı türden birimlerin tümü, bunların oluşturduğu küçük grup, kontekst. Yağlık. Düzlem üzerindeki bir şekli sınırlayan çizgi. Bir şeyin yakını, dolayı, etraf, periferi. Aynı konu ile ilgisi bulunan kimselerin tümü, muhit.

Tedirgin : Rahatı, huzuru kaçmış, bizar.

Gereksiz : Boş yere. Gereği olmayan, yararsız, lüzumsuz.

İltifat : Birine güler yüz gösterme, hatırını sorma, tatlı davranma. İlgi gösterme, rağbet etme. Söz söylerken, daha çok etki sağlamak için beklenmedik bir anda sözü, konu ile çok yakından ilgili birine veya bir şeye yöneltme. Yüzünü çevirerek bakma.

Güneybatı : Güneyle batı arasındaki yön.

Suyu : Herkesçe duyulma, yayılma.

Çok : Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı. Aşırı bir biçimde.

Su : Sutaş. Demir araçları ateşte kızdırdıktan sonra, suya daldırılarak sağlanılan sertlik. Kez. Bazı kokulu yaprak veya çiçeklerin imbikten çekilmesiyle elde edilen kokulu sıvı. Yemeğin sıvı bölümü. Bu sıvıdan oluşan kitle, deniz, akarsu. Meyve, sebze vb.nin sıkılmasıyla elde edilen sıvı. Hidrojenle oksijenden oluşan, sıvı durumunda bulunan, renksiz, kokusuz, tatsız madde, ab.

Sulu ağız : Üç günlükten küçük kuzularda Escherchia coli enfeksiyonunda salya akıntısı, fiziksel çöküntü, iştah kaybı ve şirdende gaz toplanmasıyla belirgin olan hastalık.

Sulu ayrışım : Bir tuzun asit kökü, baz kökü ya da her ikisinin suyla bir ölçüye değin tepkime vererek asit ve baz oluşturması; yansızlaşmanın tersi. Kimi organik bileşiklerin suyun etkisiyle bozunmaları.

Sulu deermi : Bir armut çeşidi

Sulu gözlülük : Sulu gözlü olma durumu.

Sulu halep çıbanı : Bulaşmadan 1-6 hafta sonra ortaya çıkan ve genellikle sümüksel zarlara yerleşen bir çeşit Halep çıbanı. (Orta Asya ve Güney Rusya'da görülür.)

Sulu halep çıbanı kamçılısı : Sulu Halep çıbanı etkeni olarak suçlu görülen kamçılı hayvan.

Sulu kalp : Kovdriyozis.

Sulu kılıç : Su verilmiş çelikten yapılan kılıç.

Sulu konsantre yem : Bulamaç.

Sulu perikart iltihabı : Hidroperikardit.

Diğer dillerde Sulu anlamı nedir?

İngilizce'de Sulu ne demek? : [Sulu] adj. watery, juicy, wet, moist, hydrated, hydrous, aqueous, sassy, saucy, sloppy, weak, lush, pappy, ripe, runny, slushy, smarmy, soft, soupy, succulent, washy

adv. saucily

n. water, aqua, juice, bourne, bourn, hydric oxide, adam's ale

Fransızca'da Sulu : aqueux/euse, déliquescent/e, (yemi

Almanca'da Sulu : adj. saftig, wasserhaltig, wässerig, wasserreich, wässrig

Rusça'da Sulu : adj. сочный, водянистый, водоносный, наливной, налитой, жидкий, поливной