The young türkçesi The young nedir

The young ile ilgili cümleler

English: Generally speaking, the young people of today are clever.
Turkish: Genel olarak konuşursak, bugünkü gençler akıllıdırlar.

English: Ali failed to impress the young lady.
Turkish: Ali genç bayanı etkilemekte başarısız oldu.

English: He proposed to the young woman.
Turkish: O, genç kadına evlenme teklif etti.

English: Ali tried to impress the young lady.
Turkish: Ali genç bayanı etkilemeye çalıştı.

English: Her mother and her sister came to visit the young worker, and sometimes they spent a day with her.
Turkish: Annesi ve kız kardeşi genç işçiyi ziyaret etmek için geldi, ve bazen onunla birlikte bir gün geçirdiler.

The young ingilizcede ne demek, The young nerede nasıl kullanılır?

The : Belirli veya spesifik bir kimse veya şeyi ifade etmek veya tanımlamak için kullanılan betimleyici (gramer). Belirli durumlarda isimden önce kullanılır. Belgili tanımlık. Belli bir objeyi veya kişiyi veya yeri nitelemek için kullanılır.

Young : Genç. Gençlik. Gençler. Yavru. Hayvan yavrusu. Taze. Döl. (hayvan) yavru. Küçük. Yeni.

The young and the restless : Amerikan televizyon pempe dizisi. Genç ve huzursuz.

Cato the younger : Eski roma cumhuriyeti'nde bir devlet adamı. Cato the elder'ın (ihtiyar cato) torununun oğlu. Genç cato. Marcus porcius cato uticencis (iö 95 - iö 46).

 

The 1967 borders : Yeşil hat. 1967 sınırları. Bağımsızlık savaşı sonrasında ateşkes anlaşmalarında oluşturulan sınırlar (israil tarihi).

The 2004 tsunami : 2004 tsumanisi. Bir depremin tetiklediği ve iki kıtada 8 ülkede (tayland, hindistan, endonezya, malezya, maldivler, seylan, somali ve sri lanka) yaklaşık 225. 26 aralık 2004'teki büyük tsunami. 000 insanın ölümüne yol açan 26 aralık 2004'te meydana gelen yıkıcı tsunami.

The a team : A takımı. Televizyonda macera dizisi ismi.

İngilizce The young Türkçe anlamı, The young eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak The young ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Dew : Damlacık. Jale. Tazelik. Nem. Çiylenme. Çiy. Su buğusunun açık ve durgun havalarda, sabaha karşı yoğunlaşarak otlar, yapraklar ya da açıkta kalmış nesneler üzerinde oluşturduğu küçük su damlacıkları. Şebnem.

Youngs : Yeni. (hayvan) yavru. Taze. Döl. Hayvan yavrusu. Küçük. Genç.

May : -ebilmek. -abilir. Yılın beşinci ayı. Mayıs ayı. Olası olmak. Bahar. Mümkün olmak. Akdiken. Mayıs çiçeği.

Dewed : Damlacık. Jale. Islatmak. Çiylenme. Tazelik. Şebnem. Çiy. Nem.

Adolescent : Adölesan. Yeniyetme. Adolesan. Ergenlik çağında olan (genç). Delikanlı. Ergen. Genç. Yeni yetme. Ergenlik.

Youths : Yıldızlar. Ergenlik. Bahar. Delikanlı. Genç (adam). Yarış günü onaltı yaşından büyük, onsekiz yaşından küçük olan atletler. Delikanlılar.

Young blood : Genç kan. Genç kimse. Genç dimağlar. Taze kan.

Maying : -ebilir. -ebilmek. Mayıs ayı. Bahar bayramını kutlama. -abilmek. Yılın beşinci ayı. Olası olmak. -abilir. Mümkün olmak.

 

Juvenilities : Çocuklar. Çocukça davranış. Çocukluk.

Jejuneness : Olgun olmama. Kuvvetsizlik. Uysallık. Tecrübesizlik. Besin değeri olmama niteliği. Toyluk. Çocukluk. Delikanlılık. Gelişmemiş olma.

The young synonyms : juvenility, juvenile, teens, mayings, the juniors, juniors, youth, dewing, young, the youth, juv, agelessness, juvenescence, dews, adolescence, youngsters.