Tura nedir, Tura ne demek

  • Tuğra.
  • Metal paranın resimli yüzü.
  • Halat gibi örülmüş iplik çilesi.
  • Bazı oyunlarda, vurmak için kullanılan düğümlenmiş mendil.
  • Ucu düğümlenmiş bir mendil aracılığıyla yanan veya yanılanların ebe tarafından cezalandırıldığı bir tür çocuk oyunu

Yerel Türkçe anlamı:

Karşı.

Topuz

1.Çatı. 2.Çatı arası : Soba ve borularını turaya koydum. 3.Odalardan başka evdeki diğer bölümler.

1.Ev duvarlarını dış etkenlerden korumak için üzerlerine çakılan tahta perde : Tura devrildi. 2.Bahçe kapısını korumak için beşik örtüsü biçiminde tahtadan yapılmış olan örtü.

Sergen.

Dam, çatı.

Kıvrılarak sıkıştırılmış iplik çilesi.

On taneden oluşan tabaklanmış deri bağlamı.

Dış etkenlerden korumak için duvar ve kapı üstüne çakılan tahta perde.

Kılıçbalığının yırtarak dolaştırdığı ağ.

Bir köy oyunu

1.Kimi oyunlarda ebeye vurmak için kullanılan düğümlenmiş mendil. 2.Düğünlerde oynanan bir çeşit oyun.

Düğümlenmiş mendille erkeklerin düğünlerde oynadıkları, güce ve vurmaya dayalı sert bir oyun

Kadınların başlarına taktıkları küçük altın dizisi.

Diğer sözlük anlamları:

Deriden veya ipten örülen kamçı.

(Teslim sırasında) "oldu" anlamına.

Tura isminin anlamı, Tura ne demek:

 

Erkek ismi olarak; Tuğra. Kalkan, siper.

Tura hakkında bilgiler

Yazı tura, havaya atılan bir madeni paranın, düştüğünde üstte kalacak tarafını tahmin etmeye dayalı şans oyunu. Oyun, adını madeni paraların yüzlerine verilen isimlerden alır. Madeni paraların, üzerinde ünlü bir şahsın büstü olan tarafına tura, çoğunlukla yazı ve sembollerle bezeli olan diğer tarafına ise yazı denir.

İki kişi arasında oynanan oyunda genellikle bir taraf parayı havaya atar, diğer taraf da tahminde bulunur. Atan kişi, işaret parmağı ve baş parmak arasında sıkıştırdığı paraya baş parmağı ile ivme ve dönü kazandırır. Atıcı, hızla dönerek havaya yükselen paranın ya yere düşmesine izin verir ya da diğer elinin tersi ile havada yakalar. Tahminci kişi para havada iken tahminde bulunur. Para havadayken tahminde bulunulmasının nedeni hile yapmayı önlemektir. Para kontrol edildiğinde tahmin edilen yüz gelirse tahmin eden taraf, diğer yüzü gelirse parayı atan taraf oyunu kazanır. Eğer havada yakalamak yerine paranın yere düşmesine izin verilirse, atıcının hile yapma olasılığı oldukça düşer.

Paranın havada yakalandığı klasik yazı tura oyununda yalnız iki olasılık vardır, para ya yazı ya tura gelir.
Yazının ya da turanın art arda birkaç defa gelmesi doğal karşılanır ancak yazı tura atılmaya devam edilirse, yazıların ya da turaların oranı gitgide %50'ye yaklaşır.

Paranın havada yakalanmadığı yazı tura oyununda yere düşen paranın dik gelmesi ihtimali çok düşüktür. Bu nedenle yazı ve tura oranları uzun vadede yine %50'ye çok yakın olacaktır.

Tura ile ilgili Cümleler

 
  • Haydi yazı tura atalım.
  • Yazı tura ile karar verelim.
  • Tura mı yoksa yazı mı?
  • Ali yazı tura attı.
  • Yazı tura at.
  • Turalar ben kazanırım, yazılar sen kaybedersin.
  • Onun için yazı tura atacağız.
  • Sadece yazı tura atamaz mıyız?
  • Yazı tura atalım.

Tura anlamı, tanımı:

Para : Kazanç. Devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı, nakit. Kuruşun kırkta biri.

Oyun : Teniste, tavlada taraflardan birinin belirli sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç. Yetenek ve zekâ geliştirici, belli kuralları olan, iyi vakit geçirmeye yarayan eğlence. Seslendirilmek veya sahnede oynanmak için hazırlanmış eser, temsil, piyes. Bedence ve kafaca yetenekleri geliştirmek amacıyla yapılan, çevikliğe dayanan her türlü yarışma. Şaşkınlık uyandırıcı hüner. Müzik eşliğinde yapılmış olan hareketlerin bütünü. Tiyatro veya sinemada sanatçının rolünü yorumlama biçimi. Güreşte rakibini yenmek için yapılmış olan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket. Kumar. Hile, düzen, desise, entrika.

Taraf : Bir şeyin belli bölümü, kısmı. Yön, yan, doğrultu. Yöre, yer. Bir kişinin soyundan gelenlerin hepsi. İstekleri, düşünceleri karşıt olan iki kişiden veya iki topluluktan her biri. Ön, arka, sağ, sol, üst, alt vb. yanların her biri.

Yazı tura : Havaya atılan bir metal paranın, düştüğünde üstte kalacak tarafını önceden bilmeye dayanan şans oyunu.

Tura çıkmak : Gezinti yapmak.

Turaç : Sülüngillerden, uzunluğu 34 santimetre olan, soyu azalmış bir tür kuş (Tetrao francolinus).

Turalama : Turalamak işi.

Turalamak : Turlamak. İplik çilelerini turalarına ayırmak. Bazı oyunlarda, tura ile vurmak.

Turan : Turancıların dünyadaki bütün Türkleri birleştirerek kurmayı amaçladıkları ülkenin adı. Türklerin Orta Asya'daki en eski yurtları.

Turancı : Turancılık yanlısı (kimse, görüş vb.), panturanist.

Turancılık : Osmanlı Devleti'nin son yıllarında ortaya çıkmış olan, Osmanlılık ve İslamcılık akımları karşısında bütün Türklerin tek vatanda ve tek bayrak altında birleştirilmesini amaçlayan akım, Panturanizm.

Turani : Turanlı.

Turanlı : Orta Asya'da yaşamış olan halk veya bu halkın soyundan olan kimse, Turani.

Yazı tura atmak : Bir oyunda ilk başlayacak olanı tespit etmek amacıyla veya girişilen bir iddiada kazananı belirlemek için metal parayı havaya döndürerek atmak ve yere düştüğünde hangi yüzün üste geldiğine bakarak karar vermek.

Tuğra : Tura. Osmanlı padişahlarının imza yerine kullandıkları, özel bir biçimi olan sembolleşmiş işaret.

Metal : Dizgi makinelerinde satırları oluşturmak için eritilen antimon ve kurşun alaşımı. Çok yüksek elektrik ve ısı iletkenliği, kendine özgü parlaklığı olan, oksijenli birleşimiyle çoğunlukla bazik oksitler veren madde. Bu maddeden yapılmış.

Resimli : İçinde resimler bulunan, musavver.

Halat : Pamuk, kenevir, Hindistan cevizi gibi bitkisel liflerin veya çelik tellerin sarılmasıyla oluşan kolların bir arada bükülmesiyle elde edilen kalın ip.

İplik : Pamuk, keten, yün, ipek, naylon vb. dokuma maddelerinin uzun, ince liflerinden her biri. Bu liflerin birlikte bükülmüş ve çekilmiş durumu. Fasulye, bakla vb. sebzelerin veya bazı meyvelerin lifi.

Çile : Dervişlerin kırk gün süre ile kendilerine uyguladıkları zahmetli ve perhizli dönem. Zahmet, sıkıntı. İpek, yün, pamuk vb. her türlü iplik demeti. Yay kirişi.

Vurmak : Etkisi bir yere kadar uzanmak. Bağlama, ilişkilendirmek. Üzerinde görünmek, üzerine düşmek, yansımak, aksetmek. Çarpma işlemini yapmak. İçki içmek. Ses çıkarmak için bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca çarpmak. Dokunmak, hasta etmek. Elini veya elinde tuttuğu bir şeyi bir yere hızla çarpmak. Silahla yaralamak, öldürmek. Takmak, koymak, bağlamak. Herhangi bir biçimde haksız yoldan para almak, soymak. Ses çıkarmak, ses vermek, çalmak. Piyango vb. çıkmak, isabet etmek. Kalp, vuru durumunda olmak, çarpmak. Olduğundan başka biçimde görünmek. Batıcı veya kesici cisimleri saplamak, kakmak. Olumsuz yönde etkilemek. Soğuk, dolu vb. ürünlere zarar vermek. Hızla değmek, çarpmak. Duyulmak, hissedilmek. Bir şeyi başka bir şey üzerine koymak. Amaçladığı şeye rast getirmek. Manevi olarak yaralamak. Kadeh tokuşturmak. Hızla çarpmak. Sürmek. Uygulamak, basmak, koymak. Tavla oyununda pulu kırmak. Sırtına, omzuna yerleştirmek. Desteklemek, dayamak. Çıkmak.

Hava : Müzik parçalarında tür. Keyif, âlem. Görünüş, davranış, söz vb. için bir kimsenin durumunu belirten özellik. Sonuçsuz, anlamsız, boş (durum, davranış, söz). Çevreyi kuşatan boşluk. Meteoroloji ile ilgili olayların bütünü. Tarz, üslup. Canlılar üzerindeki etkisine göre hava yuvarının durumu. Müzik aletlerinden çıkan ses perdesi. Çekicilik. Gökyüzü. Hava yuvarını oluşturan, bütün canlıların solunumuna yarayan, renksiz, kokusuz, akışkan gaz karışımı. Durum, ortam, çevre, muhit, atmosfer, ambiyans. Esinti.

Gibi : İmişçesine, benzer biçimde. -e benzer. O anda, tam o sırada, hemen arkasından. -e yakışır biçimde.

Turaaltı : Ev.

Turabi : Iğdır şehrinde, Tuzluca ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Turaççılkuşu : (zooloji)

Turafe : Mendil.

Turah : Kaynatılarak koyulaştırılan ayran.

Turak : Yonga, talaş. [Bakınız: durak]

Tural : 3. Bir erkek ismi olarak anlamı; Duran, yaşayan.

Turalı : Trabzon ilinde, Tonya belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.

Turalp : 3. Bir erkek ismi olarak anlamı; Genç, delikanlı yiğit.

Turam : Kuru kil tabakası.

Diğer dillerde Tura anlamı nedir?

İngilizce'de Tura ne demek? : [Tura] v. stop, cork, plug

n. tour, round, rounder, circuit, lap

n. head

Fransızca'da Tura : face [la], écheveau [le]