Yerli nedir, Yerli ne demek

Yerli; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

  • Taşınamayan, başka yere götürülemeyen.
  • Bir yerin ilk sakini olan, otokton.
  • Belli bir bölgede yetişen, otokton.
  • Oturduğu bölgede doğup büyüyen, ataları da orada yaşamış olan.
  • Amerika, Avustralya ve Afrika'nın uygarlıktan uzak, ilkel biçimde yaşayan kimi halklarına verilen ad.
  • Yurt içinde yapılmış olan veya bir yurdun kendine özgü niteliklerini taşıyan

"Yerli" ile ilgili cümle

  • "Yerli muz. Yerli meyve."
  • "Yerli halıları gördüm, koyu sıcak kırmızılarla diri maviler ağır basıyordu." - B. R. Eyuboğlu
  • "Yerli dolap. Yerli sedir."
  • "Daha önceki gidişinde kendini yerli halka sevdirmişti." - E. C. Güney

Yerel Türkçe anlamı:

Hiç: Cebinde yerli para kalmamış.

Tümü, hepsi.

Tümden, büsbütün: Hasan bu köye yerli gelmiyecek.

Coğrafya'daki terim anlamı:

Denizaşırı ülkelerde sömürge kurma dönemlerinde, dışardan gelenlerden ayırt etmek için, o ülkenin asıl halkından olan kişilere verilen ad.

Bilimsel terim anlamı:

İlkel diye nitelenen halkların ve toplulukların üyeleri.

İngilizce'de Yerli ne demek? Yerli ingilizcesi nedir?:

native, aborigin, indigenous people

Fransızca'da Yerli ne demek?:

indigène, aborigène, local, le, naturel

Osmanlıca Yerli ne demek? Yerli Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

 

sekene-i aslî

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Samsun şehri, Terme ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Çorum kenti, İskilip belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Yerli kısaca anlamı, tanımı:

Yerli dolap : Gömme dolap.

Yerli malı : Ülkede yetiştirilen veya üretilen sebze, meyve veya malların hepsi.

Yerli yerinde : Uygun, yakışır bir biçimde, gerektiği gibi. Eskiden olduğu yerde.

Yerli yerine : Kendine ait olan yere.

Yerli yersiz : Ulu orta. Uygun zamanı olup olmadığı düşünülmeden.

Baba yerli : Baba yerliliğe ilişkin olan, baba yerliliğe dayanan.

Yerli yerinde olmak : Uygun, yakışır olmak. eskiden olduğu yerde bulunmak.

Yerli yerine oturmak : Uygun düşmek.

Yerlileşme : Yerlileşmek işi.

Yerlileşmek : Bir yerde, bir ülkede çok uzun süre kalmış olmak.

Götürü : Fiyatı veya ücreti toptan belirlenen (iş vb.). Fiyatını toptan belirleyerek.

Yurt : Bir şeyin ilk veya çok yetiştirildiği yer, vatan. Bakıma ve barınmaya muhtaç bir grup insanın oturduğu, yetiştirildiği veya bakıldığı kurum. Yörüklerin yazın veya kışın oturdukları yer. Bir halkın üzerinde yaşadığı, kültürünü oluşturduğu toprak parçası, vatan. Göçebe Türklerin oturduğu çadır. Diyar. Öğrencilerin kaldığı, barındığı yer. Memleket. Sahip olunan arazi, emlak.

Yurdu : İğnenin deliği.

Nitelik : Bireyi, nesne veya yaşantının bir yönünü ötekilerden ayırt etmeye yarayan ve ölçülebilen özellik, keyfiyet. Bir şeyin iyi veya kötü olma özelliği, kalite. Bir şeyin nasıl olduğunu belirten, onu başka şeylerden ayıran özellik, vasıf, keyfiyet.

 

Bölge : Vücut yüzeyinde sınırları belli herhangi bir bölüm, nahiye. Sınırları idari, ekonomik birliğe, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerliğine veya üzerinde yaşayan insanların aynı soydan gelmiş olmalarına göre belirlenen toprak parçası, mıntıka.

Otokton : Yerli.

Büyü : Karşı durulamaz güçlü etki. Tabiat kanunlarına aykırı sonuçlar elde etmek iddiasında olanların başvurdukları gizli işlem ve davranışlara verilen genel ad, afsun, efsun, sihir, füsun, bağı.

Başka : Nitelik yönünden alışılmışın dışında bir üstünlüğü olan. Bilinenden ayrı, değişik, farklı, özge. "Ayrıca, üstelik, bir yana" anlamlarında -den başka biçiminde kullanılan bir söz.

Belli : Gizli olmayan, ortada olan, anlaşılan, bedihi, zahir, aşikâr. Bilinmedik bir yanı olmayan, malum. Beli olan. Belirli, muayyen.

Bir : Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Aynı, benzer. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Ancak, yalnız. Sadece. Tek. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Bu sayı kadar olan. Eş, aynı, bir boyda. Sayıların ilki. Bir kez. Beraber. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer.

Yerli baltası : Kuzey Amerika yerlilerinin kültürlerinde önemli bir yer tutan; silah, araç, ağızlık ve savaş simgesi olarak kullanılan balta.

Yerli çekirge : Yurdumuzda, tarımsal bitkiler için de zararlı olabilen çekirge türü.

Yerli dilekçiler : Bir ülkenin uyruğu olan dilekçiler.

Yerli film : Herhangi bir ülkenin kendi ürünü olan film. Bazı ülkelerde, belirli koşullara uyduğu takdirde, yasalara göre o ülkenin ürünü sayılan film. Yabancı film karşıtı.

Yerli granit : Büyük migmatit ve başkalaşım kayaç kütleleriyle çevrelenmiş granitleşme graniti.

Yerli ırklar : Daha çok doğal koşulların etkisi altında oluşmuş ve kötü etkilere ve hastalıklara dayanıklı, büyüme ve gelişmeleri yavaş, yemden yararlanma güçleri zayıf, verimleri ve döl verimleri düşük, yaşadıkları çevre koşullarına iyi uyum göstermiş ve düşük değerli yemleri iyi değerlendiren ırklar.

Yerli kara sığırı : Türkiye’nin Orta Anadolu bölgesinden köken alan, siyah renkli, küçük yapılı, başı dar ve uzun, boynuzları kısa, ince ve uçları öne dönük, boynu ince göğsü dar, butları zayıf ve ince, memeleri küçük, cılız, çoğunlukla siyah renkli ve kıllarla örtülü, kas gelişimi zayıf, geç gelişen, ekonomik önem taşıyan verim özellikleri tümüyle yetersiz olan Anadolu’nun yerli sığır ırkı.

Yerli kavak : (botanik)

Yerli kayaç : Hangi türden olursa olsun, dışgüçlerle sürüklenip başka yerlere taşınmayarak olduğu yerde kalabilmiş kayaç. Başka yerlerden getirilmiş ya da sürüklenmiş olmayıp, ilkel yerinde bulunan kayaç ya da maden.

Yerli kütie : Alp dizgesinde, tortul bir örtü ile kristal bir çekirdeği olan, yan basınca uğramış, kıvrılıp yükselirken yatay yönde yerini değiştirmemiş bir dağ kütlesi.

Yerli ile ilgili Cümleler

  • Sadece yerli Amerikalıları görmek için Amazon ormanını ziyaret etmek istiyorum.
  • Tom, Boston'un yerlisidir.
  • Fransızcada daha iyi olmanın en iyi yolu yerli konuşucularla Fransızca konuşmak.
  • Yerli Amerikalılar festivallerde karşılaştıklarında hala kendi dillerini kullanıyorlar mı?
  • Yerli Amerikalılar düşmanlarının kafa derisini yüzdüler.
  • Yerli bir konuşmacı olmana rağmen etkili bir casus olmak için sınavı geçebilmek zorunda olduğunu düşünüyor musun?
  • Yerli bir konuşucu ile üç yıl Fransızca çalıştım.
  • Bu kitabı al. O, Peru'nun Yerli Amerikalıları hakkında.
  • Ben dillerini korumaları için yerli Amerikalılara yardım etmek istiyorum.
  • Yerli bir konuşur ile dört yıl İngilizce çalıştım.
  • Ben yerli köyümü hayal ettim.
  • Yerli Amerikalıları Brezilya'da görmek istiyorum.
  • Yerli bir konuşucuyla Fransızca öğrenmek istiyorsan, lütfen benimle irtibat kur.
  • Hayvanlar Amerikan yerlileri için insanların daha kutsaldılar.

Diğer dillerde Yerli anlamı nedir?

İngilizce'de Yerli ne demek? : adj. aboriginal, autochthonous, domestic, domicilled, homemade, indigenous, local, native, native born

n. aboriginal, autochthon, habitant, inhabitant, resident, American Indian, Amerind, Amerindian

n. earth, premises, footing, whereabouts, glebe, ground, locale, locality, location, locus, mother earth, place, position, post, quarter, room, seat, site, situation, situs, slot, space, spot, stand, standing, station, stead, terrain, ubiety; pew

Fransızca'da Yerli : local/e, vernaculaire, indigène

Almanca'da Yerli : n. Eingeborene, Einheimische, Inländer, Ureinwohner

adj. bodenständig, eingesessen, einheimisch, grundständig, heimisch, hiesig, indigen, inländisch, örtlich, stationär

Rusça'da Yerli : n. местный житель (M), туземец (M), абориген (M), коренной (M)

adj. местный, туземный, коренной, отечественный, стационарный