Çıngı nedir, Çıngı ne demek

Yerel Türkçe anlamı:

Kıvılcım: Ateş çıngı attı.

Kuru çam odunu.

Parça, zerre: Bir çıngı ekmek kes.

Sopa parçası, dal kırığı.

Su tası.

Ateşin kıvılcımı

Leke: Çeşmeyi çok açma sonra pantolonun çıngılanır.

Ateş.

Çıngı isminin anlamı, Çıngı ne demek:

Erkek ismi olarak; Kıvılcım. Parça.

Çıngı ile ilgili Cümleler

  • Ali bir çıngıraklı yılan tarafından ısırıldı.
  • Bir çıngıraklı yılanın ısırığı zehirle doludur.
  • Bebek çıngırağı sallıyordu.
  • Dikkat et. Çıngıraklı yılanlar ve akrepler var.
  • Ali bebekten çıngırağı aldı.

Çıngı anlamı, kısaca tanımı:

Çıngırağı çekmek : Ölmek.

Çıngırak : Çocuk oyuncağı olarak kullanılan saplı bir çıngırak türü. İçindeki tanelerin hareketiyle ses çıkaran metal nesne, çıngırdak. Küçük çan.

Çıngıraklı yılan : Çıngıraklı yılangillerden, kuyruk ucundaki sert pulları kımıldatarak kuru yaprak hışırtısına benzer bir ses çıkartan tehlikeli bir yılan (Crotalus).

Çıngıraklı yılangiller : Omurgalı hayvanlardan sürüngenler sınıfına giren bir familya.

Çıngırdak : Çıngırak.

Çıngırdamak : Çıngırak sesi çıkarmak.

Çıngırdatma : Çıngırdatmak işi.

Çıngırdatmak : Çıngırak sesi çıkarmasını sağlamak.

 

Çıngırtı : Çıngırağın sesine benzer keskin ve kesik sesin adı.

Kıvılcım : Demir, taş vb. maddelerin güçlü çarpışmasından sıçrayan ateş durumundaki parçacıkları. Harekete geçiren etken. Güneş yüzeyinde düzensiz aralıklarla görülen parlama. Yanmakta olan bir maddeden sıçrayan küçük ateş parçası, alev, çakım, çakın, çıngı, şerare.

Parça : Tane. Güzel, alımlı kız veya kadın. Bir bütünden kopma, kırılma, yırtılma vb. yoluyla ayrılmış bölüm, lime. Müzik eseri. Pasaj. Küçümseme ve değersiz sayma bildiren bir söz. Nesne. Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey. Birkaçı bir araya geldiğinde bir bütünü oluşturan şeylerin her biri, modül.

Zerre : 0,00156 gram olan ağırlık ölçü birimi. Çok küçük parçacık.

Çıngıl : Ufak ve seyrek taneli üzüm salkımı. İlgili cümle: "“Bağ bozumundan sonra kütüklerde kalan tek taneli, güneşten ısınmış üzüm çıngılının tadını hiçbir salkımda bulamazsınız.”" R. H. Karay. Küçük üzüm salkımı, üzüm salkımındaki küçük salkımcıklar. İnci, boncuk, gümüş ve altından yapılmış süs eşyası. Su veya süt taşınan kap, kova, bakraç. Kıvılcım Kumlu, çakıllı toprak. Dağ ve ağaç doruğu, ucu. bk. cıngıl. Gelinlerin başörtülerine takılan pul dizisi. Boncuk, nazarlık. Cam bilezik. Kalemin ucunu korumak için yapılan metal başlık. Püskül, kuyruk. Kayalık: çıngıl gurmak Zil; çıngırak. || çıngılli hamam - gurnasi temam || bir gelin aldım - babasi imam (saat) Ankara şehri, Şereflikoçhisar ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Çıngıl çıngıl : Bol, sık (meyve hk.): Bu yıl erikler çıngıl çıngıl. Çıngıldama sesini anlatır.

 

Çıngıl çıtak : Bol, sık (meyve hk.) Takıp takıştırmış: -Bu ne çalım kız Fadime çıngıl çıtak nereye ?

Çıngılamak : Su sıçrayıp dağılmak.

Çıngıldın : İnceli kalınlı: Kız pamuk ipini çıngıldın eğirmiş.

Çıngıllamak : Nazlanmak: Ne çıngıllanıyorsun ?

Çıngıllı : Süslü. Oynak, şımarık (kadın hk.). Küçük kazan Çaylak. Saçaklı, parçalı. Nazlı: Emme çıngıllısın ha. Dalları sık ağaç: İncir ağaçları çok çıngıllı kesmeli. Demirden, bakırdan, gümüşten yapılmış süs eşyası. Yufka tatlısı. (Nücüllü *Yalvaç -Isparta)

Çıngıllı yürüyüş : Titiz yürüyüş.

Çıngımak : Koşmak, yarış yapmak.

Çıngır : Bakır kap. Su kovası. Atmaca.