In evidence türkçesi In evidence nedir

  • Görünür bir şekilde.
  • Görülür.
  • Meydanda.
  • Aşikar.
  • Gözle görülür elle tutulur durumda.
  • Göz önünde.
  • Açık bir şekilde.
  • Açık seçik.
  • Ortada.
  • Kanıtlı bir şekilde.
  • Kabul edilen delil.
  • Açıkça.
  • Apaçık ortada.

In evidence ingilizcede ne demek, In evidence nerede nasıl kullanılır?

In : İktidardaki. Tutulan. İçeriye. Mevsimi gelmiş. Çok moda olan. De. Dahili. Da. Olarak. İç.

Evidence : İspat. Belirti. Bir olayın doğruluğunu ortaya koyabilen yöntem. yargı yerinde bir savı gerçekleştirmek için baş vurulan belgeler. Göstermek. Kanıt. Kanıtlamak. Belirmek. Tanıklık. Açıklamak. İspatlamak.

Be in evidence : Görünürde olmak. Görünmek. Göze çarpmak. Göz önünde olmak. Belirmek.

Be much in evidence : Çok göz önünde olmak. Belirgin olmak.

Call somebody in evidence : Tanık olarak göstermek. Şahitliğe çağırmak.

In a bad fix : Zor bir durumda. Zor bir halde. Zor durumda. Sıkıntıda.

In a bad condition : Kötü durumda.

İngilizce In evidence Türkçe anlamı, In evidence eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak In evidence ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Evidentiary : Delile dayanan. İnandırıcı. Apaçık. Kanıtsal. Kanıta dayanan. Delile ait.

Unmistakably : Yanlış olmayan bir şekilde. Şüphe edilemez bir şekilde. Belli bir şekilde. Şüphe götürmez bir şekilde. Tartışılmaz bir şekilde.

 

Unequivocally : Tartışmasız bir biçimde. Belli bir şekilde. Başka manaya gelmeksizin. Su götürmez bir şekilde. Kesin surette.

Directly : Yapar yapmaz. Doğrudan. Derhal. Direkt olarak. Dosdoğru. -er -mez. Düpedüz. Direkt. Hemen. Doğrudan doğruya.

Cloudlessly : Bulutsuz olarak. Bulutsuzca. Anlaşılmaz bir biçimde.

Communicatively : Açık yürekli olarak. Geveze bir biçimde. İletişimsel olarak. Çekinmeden. Konuşkan bir biçimde.

Declaredly : Kendi itirafı ile. Kesinlikle. Düşük.

Blazing : Keskin. Belirgin. Alevlenen. Bariz. Çarpıcı. Yanan. Cayır cayır yanan. Alevlenmiş. Gün gibi ortada.

Betweens : Aralarında. Arasına. Arada. Arasında. Ortasında. İla. Ağır kumaşlarda ince dikişler yapmak için kullanılan kısa iğne (dikişçilik). Araya.

Articulate : Sözlü ifade etmek. Hecelemek. Telaffuz etmek. Açık seçik konuşmak. Açık bir şekilde ifade etmek. Düşünce ve duygularını rahatça dile getirebilen. Boğumlu. Açık bir şekilde telaffuz etmek. Söylemek. Anlaşılır.

In evidence synonyms : candide, hardcore, in between, avowedly, above ground, confessedly, concretely, apodictic, clear, flagrant, around, as plain as a pikestaff, explicitly, definitively, apodeictic, overt, visibly, betwixt, bleakish, evident, explicits, kenspeckle, patent, manifest, bluntly, baldly, distinct, demonstrable, saliently, in the middle, in the open, allegedly, evidential.