Evidence türkçesi Evidence nedir
- Açıklık.
- Delil.
- Tanık.
- Belirtmek.
- Göstermek.
- Tanıklık.
- Açığa vurmak.
- Şahitlik.
- İz.
- Bir olayın doğruluğunu ortaya koyabilen yöntem. yargı yerinde bir savı gerçekleştirmek için baş vurulan belgeler.
- Göze çarpma.
- Belirti.
- İfade.
- Bulgu.
- Tanıt.
- Kanıtlamak.
- Belirginlik.
- Şahit.
- Kanıt.
- Belirmek.
- İspatlamak.
- İspat.
- Hukuk, ekonomi alanlarında kullanılır.
- Açıklamak.
Evidence ile ilgili cümleler
English: Can you produce evidence to clear him?
Turkish: Onu temize çıkarmak için delil gösterebilir misin?
English: Can you offer any evidence in support of what you say?
Turkish: Söylediklerini destekleyecek herhangi bir kanıt sunabilir misin?
English: Everyone believes his story since there is no evidence to the contrary.
Turkish: Aksine kanıt olmadığı için herkes onun hikayesine inanıyor.
English: Facebook and text messages have emerged as key evidence in the trial of a man for raping a student.
Turkish: Facebook ve cep telefonu mesajları bir öğrenciye tecavüz etmesi nedeniyle bir adamın davasında kilit delil olarak ortaya çıkmıştır.
English: All the evidence points to his guilt.
Turkish: Tüm kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor.
Evidence ingilizcede ne demek, Evidence nerede nasıl kullanılır?
Evidence fabrication : Sahte delil. Mahkemede sunulmak üzere sahte delil üretimi (hukuk terimi). Suni delil.
Evidence from eye witness : Görgü şahidinin anlatımı. Olayı gören insanlar tarafından sunulan gerçekler.
Evidence in commission : Bunu yapmaya yetkili biri tarafından mahkeme salonu dışında bir araya getirilen (toplanan) delil veya şahit ifadeleri.
Evidence in support : İspat. Teyit etme. Kanıtlama. Doğrulama.
Evidence law : İspat hukuku. Mahkemede delil sunulmasını düzenleyen yasalar.
Evidence ordinance : Delilin mahkemede kabul edilebilmesi ile ilgili kanun. Delil yönetmeliği.
Adverse evidence : Bir davada karşı tarafa hizmet eden kanıt (hukuk terimi). Olumsuz kanıt. Aleyhinde bir duruma neden olan delil.
Be in evidence : Göz önünde olmak. Görünürde olmak. Görünmek. Göze çarpmak. Belirmek.
Admissible evidence : Muteber delil. Kabul edilir kanıt. Bir duruşmada yasal olarak kullanılabilir olan delil.
Be much in evidence : Belirgin olmak. Çok göz önünde olmak.
İngilizce Evidence Türkçe anlamı, Evidence eş anlamlısı
Sözcükler, direkt olarak Evidence ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.
Appears : Benzemek. Anlaşılmak. Ortaya çıkmak. Belli olmak. Gibi gelmek. Gözükmek. Görünmek.
Demonstrate : Açıklayarak tanıtmak. Gösteri yapmak. Açımlamak. Örnekle açıklamak. İspat etmek. Göstererek tanıtmak.
Divulged : Deşifre etmek. İfşaat. İfşa etmek. Söylemek. Yaymak. Ortaya dökmek.
Dixit : (latince) ifade. Laf. Söz. Telaffuz.
Account : Gözüyle bakmak. Hesaba katma. Rapor. Avlamak. Düşünmek. Tanım. Hesap vermek. Hesap görme. Sebep. Açıklama.
Egresses : Çıkma. Çıkış hakkı. Ağ çıkışı. Çıkmak. Çıkış. Çıkış kapısı. Tutulmanın sonu (astronomi terimi). Çare. Belirme.
Saliency : Dikkati çekme. Çıkıntı. Çıkıntılı şey.
Clarifies : Açıklığa kavuşmak. Aydınlığa kavuşturmak. Durulmak. Süzmek. Aydınlanmak. Arıtmak. Açık bir şekilde anlatmak. Temizlemek. Açıklık getirmek. Açıklığa kavuşturmak.
Earnests : Ağırbaşlı. Hevesli. Kapora. İçten. Avans. Pey akçesi. Ciddi. Tadım. Teminat.
Evidence synonyms : smoking gun, footprint evidence, testifiers, emerges, defines, argument, dint, connoting, justifications, probable cause, finds, specificities, foretoken, aperture, come out, specificity, circumstantial evidence, denoting, finding, witnessers, certifies, confirmation, betokening, discoveries, connotation, betraying, prove, clews, evidenced, connote, apparentness, trouvaille, clear up.
Evidence zıt anlamlı kelimeler, Evidence kelime anlamı
Circumstantial evidence : İkinci derecede delil. Belirti. İkinci derecede kanıt. İkinci derecede deliller. Emare. İkinci derece delil. İkinci derece kanıt. Dolaylı beyyine. Dolaylı delil.
Direct evidence : Kesin kanıt. Doğrudan doğruya beyyine. Doğrudan beyyine. Yeterli kanıt. Kesin delil. Doğrudan delil. Doğrudan kanıt.
Evidence ingilizce tanımı, definition of Evidence
Evidence kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : Evidence of the truth or falsehood of a statement. The ground of belief or judgement. To render evident or clear. Any mode of proof. That which makes evident or manifest. As, the evidence of our senses. That which furnishes, or tends to furnish, proof. As, to evidence a fact, or the guilt of an offender. To prove. To evince.

Bu kısımda Evidence kelimesinin türkçesi nedir? ingilizcede Evidence ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik olarak hemen sorabilir, daha sonra kısaca ingilizce Evidence anlamı, açılımı ya da türkçe kelime anlamı hakkında bilgiler verebilir veya dilerseniz Evidence ile ilgili cümleler sözler yazılar ile ingilizce türkçe çeviri sözlük anlamları paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.