In the balance türkçesi In the balance nedir

In the balance ile ilgili cümleler

English: He is now in the hospital and his life is in the balance.
Turkish: O, şimdi hastanede ve onun hayatı kritik.

In the balance ingilizcede ne demek, In the balance nerede nasıl kullanılır?

In : Halinde. İçeri. İçeri doğru yönelen. İçeriye. İçine. Olarak. Mevsimi gelmiş. İçinde. Da. İktidardaki.

The : Belirli durumlarda isimden önce kullanılır. Belgili tanımlık. Belirli veya spesifik bir kimse veya şeyi ifade etmek veya tanımlamak için kullanılan betimleyici (gramer). Belli bir objeyi veya kişiyi veya yeri nitelemek için kullanılır.

Balance : Denge. Denkleşme. Dengeli olmak. Düşünmek. Terazi. Tartaç. Kalan. Balans. Bir sesin tüm frekans aralıklarının, birisinin diğerine baskın gelmemesi için yakın değerlerde tutulması. stereo bir müzik sistemindeki her bir hoparlörden çıkan ses şiddetinin aynı değerde olması. icra veya kayıt sırasında çalgıların ses şiddetlerinin birinin diğerine baskın gelmeyecek biçimde yakın olması. Dengede durmak.

Be in the balance : Muallakta olmak. Sürüncemede kalmak.

Hang in the balance : Karara bağlanmamak. Askıda olmak. Sürüncemede kalmak. Karara bağlanmamış olmak. Tehlikede olmak. Nazik bir durumda olmak. Belirsiz olmak. Muallakta olmak.

 

Tremble in the balance : Askıda kalmak. Belirsiz olmak. Karara bağlanmamak.

In the abstract : Kuramsal olarak. Teoride. Genel olarak. Kavram olarak. Nazari olarak.

In the act : İşbaşında. Çalışır halde. Cinsel ilişki sırasında. Eylem halinde. Suçüstü. Eylemde.

In the altogether : Anadan doğma çıplak. Tamamen çıplak. Anadan üryan. Çıplak. Dımdızlak. Çırılçıplak. Anadan doğma.

In the afternoon : Öğleden sonra. İkindiyin.

İngilizce In the balance Türkçe anlamı, In the balance eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak In the balance ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Borderline : Sınıra yakın olan. Sınır çizgisi. Sınırdaki. Hudut. Sınır. Kesin olmayan. Ortada. Sınırda. Sınır boyu.

Cloudily : Bulanık. Bulutlu. Hareli. Gölgeli. Kapalı.

Open : Ferah. Geniş. Deşmek. Fora etmek. Hiçbir perdeye basılmaksızın tellerin açık bırakıldığı veya tüm tellerin herhangi bir perdeden tek parmakla kapatıldığı durumlarda bile sık kullanılan akorların elde edilebildiği akortlama biçimi. Genişletmek. Açmak. Açık. Bildirmek.

Undecided : İstikrarsız. Tereddüt içinde. Karar verilmemiş. Kararsız. Tereddütlü. Sallantıda. Kararlaştırılmamış. Muallakta. Muallak.

On ice : Durdurulmuş. Buzlu. Buzlukta.

Problematic : Sorunsal. Zor. Kesinleşmemiş. Şüpheli. Güç. Tartışmalı. Kuşku uyandıran. Tartışmaya açık. Bayağı sorun yaratan.

Abstract : Usavurma ya da çıkarsama yoluyla geçerlik kazanan kavramsal nesne. bk. somut. Özet. Damıtmak (biyoloji terimi). Çekmek. Kafasını meşgul etmek. Özetlemek. Bilgi erişimde, bir belgenin konusunu ya da soyunu belirtmek üzere, genellikle belgeleme konusunda uzmanlaşmış bir kişinin, standart olarak önerilen terimleri yeğ tutarak ürettiği, 200-250 sözcük boyunu aşmayan bir tür özet. Soyutlama yapmak. Soyutlamak.

 

Hanging : Asma. Duvar kağıdı. Sarkan. İpe çekme. Sarkma. Asılma. Duvar kumaşı. İdam.

In abeyance : Muallakta. Kararlaştırılmamış. Geçici pasiflik halinde. Ertelenmiş. Hükümsüz.

Pendant : Pandantif. Sallantılı. Flama. Sarkık. Sarkıt. İlave. Kolye. Küpe ucundaki süs. Benzer olan şey.

In the balance synonyms : hung, delphian, pending, in dependance, dreamy, dim, backhanded, clouded, pendents, suspensive, darksome, in suspense, pendent, perched, in the air, cloudiest, borderlines, cloudier, cloudy, as clear as mud, dubio, ambiguous, outstanding.