Alacak nedir, Alacak ne demek

"Alacak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Bütün alacaklarımı topladım."
  • "Çarşıdan alacaklarım için bir liste yaptım."

Yerel Türkçe anlamı:

Ağaçtan meyva toplamaya yarıyan ucu çatallı sırık.

Meyveyi yaralamadan almaya yarayan alet

Biçilmiş ekini kaldırmaya yarıyan üç dişli aygıt.

İktisat alanındaki kelime anlamı:

Bilançonun aktifinde yer alan ve vadesi gelince kazanılacak para.

Bir paranın ödenmesi, bir malın teslimi veya bir işin görülmesini karşı taraftan isteme hakkı.

Bilimsel terim anlamı:

Çift yöntemli sayışımla verilen değerlerin alacaklı yönü, vezneden çıkan para, her tür sayışımdan çıkarılan değerler.

İngilizce'de Alacak ne demek? Alacak ingilizcesi nedir?:

claim, credit

Osmanlıca Alacak ne demek? Alacak Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

matlûp

Alacak kısaca anlamı, tanımı:

Alacak verecekle ödenmez : "bir yerden alacağınız parayla başka bir yere olan borcunuzu kapatamazsınız" anlamında kullanılan bir söz.

Alacağı olmak : Birinden alınacak parası olmak. bir teklifi vakit darlığından dolayı kibarca geri çevirmek.

Alacağı olsun : "günün birinde ondan öcümü alırım" anlamında kullanılan bir tehdit sözü.

 

Alacağım olsun da alakargada olsun : "borçlu olmaktansa alacaklı olmak iyi bir şeydir" anlamında kullanılan bir söz.

Alacağına saymak : Bir şeyi borca karşı almak.

Alacak verecek : Alışveriş ilişkisi.

Alaca : Birkaç renkli iplikten yapılmış dokuma. Ağaçta ilk olgunlaşan meyve. Çorum iline bağlı ilçelerden biri. Birkaç rengin karışımından oluşan renk, ala. Meyvelere, genellikle üzüme düşen ben. İki veya daha çok renkli. Keklik, bıldırcın vb. kuşları avlamak için kullanılan iki renkli bez.

Alacakarga : Saksağan.

Alacakaya : Elâzığ iline bağlı ilçelerden biri.

Alacaklandırıcı : Vadeli satış yapan firmaların her türlü mal ve hizmet satışından doğan haklarını devralan finansal kuruluş.

Alacaklandırma : Alacaklandırmak işi.

Alacaklandırmak : Vadeli satış yapan firmaların her türlü mal ve hizmet satışından doğan haklarını alacaklandırıcı adı verilen finansal kuruluşlara devretmek.

Alacaklı : Birinden alacağı olan (kimse), borçlu ve verecekli karşıtı.

Alacaklı çıkmak : Alacağı vereceğinden çok olmak.

Alacaklı olmak : Birinden alacağı bir şey bulunmak.

Alacaklılık : Alacaklı olma durumu.

Arı bal alacak çiçeği bilir : "işini bilen kimse nereye başvuracağını bilir" anlamında kullanılan bir söz.

Bal alacak çiçeği bilmek : Çıkar sağlanabilecek yeri veya şeyi bilmek, bulmak.

Borçlunun duacısı alacaklıdır : "borçlunun ölmemesi ve para kazanması için en çok dua eden alacaklısıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Can alacak nokta : Bir şeyin en önemli yeri.

Kan alacak damarı bilmek : Nereden veya kimden çıkar sağlanabileceğini bilmek.

 

Kefen alacak kişi yüzünden belli olur : "bir kimsenin herhangi bir eyleme girişeceği, o eyleme girişmesini zorunlu kılan durumlardan anlaşılır" anlamında kullanılan bir söz.

Hesap : Bankadaki işlemlerin yapılabilmesi için kişi, kurum ve kuruluşlar adına düzenlenen çizelge. Aritmetik. Tutum, durum, anlayış. Ödenecek ücretin dökümünü ve tutarını gösteren kâğıt, hesap pusulası, adisyon. Matematiksel işlem. Alacaklı veya borçlu olma durumu. Oranlama, tahmin. Bir girişimin, bir işin başarıya ulaşması için alınan önlemlerin bütünü.

Alınma : Alınmak işi.

Para : Kuruşun kırkta biri. Kazanç. Devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı, nakit.

Matlup : Alacak. İstenilen, aranılan.

Verecek : Birine verilmesi gereken para, borç, alacak karşıtı.

Karşıt : Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, zıt, kontrast.

Gerek : İcap. Gerçekleşmesi zorunlu olarak beklenen, lazım.

Gerekli : Yapılması, olması veya bulunması uygun olan, yerinde olan, lüzumlu, vacip, mukteza, zaruri.

Şey : Madde, eşya, söz, olay, iş, durum vb.nin yerine kullanılan, belirsiz anlamda bir söz. Nesne, madde.

Alacak geçirilen : alacağı temellük eden.

Alacak hakkı : Herhangi bir işlem sonucu doğan akçalı hak.

Alacak senedi : Bir gerçek ya da tüzel kişinin diğer bir kişiden alacağı olduğunu belirten hukuki belge.

Alacak üzerinde tutu hakkı : Pay, borç ve alacak belgitlerini tutulayarak bunlara karşılık bankalarca kişiye tanınan borç para verilme hakkı.

Alacak ve borçlar : Tecimsel anamala ilişkin olsun ya da olmasın yazılıklarındaki değerlerine göre işlem gören belgitli ve belgitsiz tüm alacak ve borçlar.

Alacakaranlık : Güneş doğmadan önce beliren ya da battıktan sonra süregelen, süresi eşlek ve eksenucu çemberleri arasında giderek artan yarı aydınlık durum. bk. günağarması. (astronomi)

Alacaklarıdırma : Bir parayı, sayışımın alacaklı bölümüne yazma.

Alacaklı indirimi : Gecikme, açık verme ya da herhangi bir dokunca nedeniyle alacaklısınca kabul edilen vazgeçme ya da indirim.

Alacaklı kalıntı : Sayışım ya da sayışımlardan arta kalan alacak.

Alacaklı sayışım : Genel olarak alacak kalıntısı veren sayışımlar.

Alacak ile ilgili Cümleler

  • "Bu yarıyıl tatilinde hangi dilin kursunu alacaksın?" "Arapça 5. seviye."
  • Başkanın adamları ipten alacak gücü vardı, bir kalem oynatmaya bakardı iş.
  • Biraz zaman alacak, fakat sanırım nasıl gitar çalınacağını öğrenebileceğim.
  • Eğer ne yediğine dikkat etmezsen, bu kadar uzun zaman kaybederek verdiğin bütün kiloyu geri alacaksın.
  • Dünya Sağlık Örgütünün alkolün zararlı kullanımını azaltmak için bir planı var. Bu alkolle ilgili vergi yükseltme, alkol alacak yerlerin sayısını azaltma ve içme yaşını yükseltmeyi içermektedir. Yetkililer diğer önlemlerin etkili sarhoş sürücü yasalarını ve bazı alkol reklamlarını yasaklamayı içermektedir.
  • Tom'un vasiyetine göre, Mary onun tüm gayrimenkulünü miras olarak alacak.
  • Ben bana doğru gelen şekilde yaşayacağım ya siz nasıl yaşayacaksınız beni örnek mi alacaksınız?
  • Daha az sayıda işçi eşya satın alacak paralı daha az sayıda insan anlamına geliyordu.
  • Hesabınız aktif edildikten sonra bir yöneticiden onaylama e-postası alacaksınız.
  • Tom'un istediği gitarı alacak yeterli parası yoktu bu yüzden daha ucuz olanını aldı.

Diğer dillerde Alacak anlamı nedir?

İngilizce'de Alacak ne demek? : adj. receivable

n. money owed to one, debt owed to one, credit, receivables, holding, claim; chose in action

v. exchange, take, get, buy, receive, accept, take in, seize, capture, conquer, pick up, gain (weight), put on (weight), admit, assume, borrow, collect, come in, divest smb. of, draw, enter on, enter upon, enucleate, excise, extract, fetch, garner

Fransızca'da Alacak : actif [le], arriéré [le], avoir [le], créance [la]

Almanca'da Alacak : n. Aktiva, Guthaben, Haben

Rusça'da Alacak : n. кредит (M)