Hesap nedir, Hesap ne demek
Hesap; kökeni arapça dilinden gelmektedir.
- Aritmetik

- Bankadaki işlemlerin yapılabilmesi için kişi, kurum ve kuruluşlar adına düzenlenen çizelge.
- Alacaklı ya da borçlu olma durumu.
- Ödenecek ücretin dökümünü ve tutarını gösteren kâğıt, hesap pusulası, adisyon.
- Oranlama, tahmin.
- Bir girişimin, bir işin başarıya ulaşması için alınan önlemlerin bütünü.
- Matematiksel işlem.
- Tutum, durum, anlayış.
"Hesap" ile ilgili cümleler
- "Evdeki hesap çarşıya uymaz."
- "Bu hesapların dökümlerini alıp sizlere vereceğim." - N. Eray
- "Harbe nasıl, niçin ve ne hesapla girmiştik?" - F. R. Atay
- "İnsana daha insanca ortamlar yaratmak için bütün hesaplarımız." - A. Erhat
- "Al eline kalemi, şu benim hesapları görüver." - S. F. Abasıyanık
Yerel Türkçe anlamı:
Hesap tutma
İktisat alanındaki kelime anlamı:
Kişi, kurum ve kuruluşların borç ve alacaklarının sistemli bir biçimde kaydedildiği çizelge.
İngilizce'de Hesap ne demek? Hesap ingilizcesi nedir?:
account
Fransızca'da Hesap ne demek?:
calcul
Hesap anlamı, tanımı:
Hesap açmak : Gereğinde çekilmek üzere bankaya yatırılan para için işlem yapmak. birine borçlanma imkânı tanımak, kredi açmak.
Hesap çıkarmak : Alacakla vereceği kâğıt üzerinde karşılaştırmak.
Hesap etmek : Düşünmek, tasarlamak. bir işin kazancıyla giderini karşılaştırarak bir sonuca varmak.
Hesap görmek : Alacakla vereceği karşılaştırıp ödeşmek.
Hesap kesmek : İlişiğini kesmek.
Hesap sormak : Tehdit ederek uyarmak. bir konuda açıklama ve savunma istemek, sorumlu tutmak. birini, birilerini yöntem veya yasa dışı davranışlarından dolayı sorguya çekmek.
Hesap tutmak : Alışverişle ilgili sayıları bir yere yazmak.
Hesap vermek : Herhangi bir davranışın sebebini açıklamak, anlatmak. bir işin sorumluluğunu yüklenmek.
Hesaba almak : Göz önünde bulundurmak.
Hesaba almamak : Önem vermemek.
Hesaba çekmek : Bir kişiden, bir kuruldan yaptığı işler için açıklama ve savunma istemek.
Hesaba dökmek : Sayıyla ilgili bir konuyu açıklığa kavuşturmak için kâğıt üzerinde hesaplamak.
Hesaba gelmez : Umulmadık, beklenmedik. sayılamayacak kadar çok.
Hesaba katmak : Dikkate almak, göz önünde bulundurmak.
Hesaba katılmamak : Göz önüne alınmamak.
Hesabı kapamak : Alacak verecek bırakmamak.
Hesabı kapatmak : Her türlü ilişkiyi bitirmek, sona erdirmek.
Hesabı kesmek : Alışverişi veya ilgiyi kesmek.
Hesabı temizlemek : Borcunu ödemek.
Hesabı yok : Sayılamayacak kadar çok, sayısız.
Hesabına : Yönünden, için, ... adına, yararına.
Hesabına gelmek : Yararına uygun, elverişli olmak.
Hesabını almak : Bir iş sonunda hakkını almak.
Hesabını bilmek : Tutumlu olmak.
Hesabını görmek : Ücretini ödemek. alacağını verip ilişiğini kesmek. cezalandırmak.
Hesapta olmamak : Daha önce düşünülen şeylerin dışında olmak.
Hesaptan düşmek : Hesaptan, borçtan, alacaktan indirmek, çıkarmak.
Hesap belgesi : Alınmış veya ödenmiş olan tutarın dökümü, dekont. Bankalarda çekilen veya yatırılan para karşılığında verilen belge, dekont.
Hesap cetveli : Sayılar arasında birçok işlemin sonucunu kolayca bulmaya yarayan, iç içe yerleştirilmiş ve biri diğerinin üzerinde kayan iki parçadan oluşan cetvel.
Hesap cüzdanı : Bir bankada hesabı olanların yatırdığı veya çektiği paralarının yazılmasına yarayan defter.
Hesap günü : Kıyamet.
Hesap işi : Bir tür el işlemesi.
Hesap kamarası : Geminin seyri, denetlenmesi, haritaların kullanılması ile ilgili her türlü hesabın ve çalışmanın yapıldığı, köprü üstü arkasında yer alan oda.
Hesap kitap : Hesap yaparak, düşünüp taşındıktan sonra.
Hesap makinesi : Birçok sayısal işlemi yapmaya yarayan araç.
Hesap özeti : Hesap sahiplerinin hesabına yatan ve söz konusu hesaptan çekilen miktarların dökümünü gösteren cetvel, ekstre.
Hesap pusulası : Hesap.
Hesap uzmanı : Vergi yükümlülerinin dosyalarını incelemekle görevli Maliye Bakanlığına bağlı yetkili.
Açık hesap : Peşin para veya bono vermeden yapılmış olan alışveriş.
Cari hesap : İki taraf arasında sürüp giden alacak verecek işlemlerinin tutulan hesabı.
Diferansiyel hesap : Değişkenlerin sonsuz küçük farklarındaki artma değerlerini bulmaya yarayan hesap.
Ortak hesap : Birden fazla kişi veya kuruluşun kullandığı banka hesabı.
Şifreli hesap : Gizli hesap.
Toparlak hesap : Yuvarlak hesap.
Vadeli hesap : Belirli bir süre için açılmış banka hesabı, vadeli mevduat.
Vadesiz hesap : Süresi belirlenmemiş, paranın istenildiği zaman çekilebilmesine imkân tanıyan banka hesabı, vadesiz mevduat.
Yuvarlak hesap : Yaklaşık olarak bir bütün sayıya tamamlanabilen hesap, toparlak hesap.
Çömlek hesabı : Basit ve güvenilmez hesap.
Ebcet hesabı : Ebcet düzeninden yararlanarak bir kelimeyi rakama çevirme. Kelimelerle ve genellikle eski şairlerin yaptığı gibi dizelerle önemli bir olayın tarihini gösterme yöntemi.
İhtimaliyet hesabı : Olasılık hesabı.
İhtimaller hesabı : Olasılık hesabı.
Olasılık hesabı : Bir olayın gerçekleşme ihtimalinin yüzdesini bulmaya yarayan kuralları inceleyen matematik dalı, ihtimaliyet hesabı, ihtimaller hesabı.
Parmak hesabı : Parmaklar kullanılarak yapılmış olan hesap. Hece ölçüsü.
Zihin hesabı : Matematik işlemlerinin doğrudan doğruya akıldan yapıldığı hesap.
İntegral hesapları : Sonsuz integrallerin bulunması ve onların uygulanması ile ilgili yöntemleri kullanan matematik dalı.
Hesap etmek kitap etmek : Bütün ayrıntılarıyla düşünmek.
Hesap kitap yapmak : Ayrıntılarıyla hesap edip düşünmek.
Hesapça : Hesaba göre, hesaba uygun olarak.
Hesapçı : Hesabını iyi bilen, tutumlu, hesabi. Çıkarını kollayan, davranışlarını buna göre düzenleyen (kimse), hesabi.
Hesapçılık : Hesapçı olma durumu, hesabilik.
Hesaplama : Hesaplamak işi.
Hesaplanmak : Hesap edilmek.
Hesaplaşmak : Bir şeyin olumlu veya olumsuz yönlerini düşünerek, tartışarak bir yargıya varmak. Karşılıklı olarak kozlarını paylaşmak. Birbirindeki alacakla vereceğin hesabını yapmak.
Hesaplatmak : Hesap ettirmek.
Hesaplı : Satın alınabilen, bütçeye uygun, ekonomik. Ayrıntılarıyla düşünülüp tasarlanmış, planlı, rasyonel. Ölçülü davranan, ölçülü. Parasını ölçülü harcayan, tutumlu.
Hesaplı hareket etmek : Ölçülü davranmak.
Hesaplıca : Hesaplı. (hesaplı'ca) Hesaplı bir biçimde.
Hesaplılık : Hesaplı olma durumu.
Hesapsız : Hesabı tutulmayan. Önceden iyi düşünülmemiş, sonu belli olmayan. Ölçüsüz, tutumsuz, savruk, müsrif. Sayılamayacak kadar çok olan.
Hesapsız kitapsız : Deftere geçirmeden veya belgeye bağlamadan. Sorumsuz, ölçüsüz bir biçimde.
Hesapsızca : Hesapsız bir biçimde.
Hesapsızlık : Hesapsız olma durumu. Hesapsızca davranış.
Ay aydın hesap belli : "anlaşılmayacak bir şey yok, hesap ortada, açık." anlamında kullanılan bir söz.
Ayvaz kasap hep bir hesap : "ha öyle ha böyle, ikisi de bir" anlamında kullanılan bir söz.
Hadsiz hesapsız : Sayılamayacak derecede çok.
İlerisini gerisini hesaplamamak : Herhangi bir konuda çok ve ayrıntılı düşünmeden hareket etmek, tedbirsizce, ihtiyatsızca davranmak.
Sap döner keser döner gün gelir hesap döner : "her şey zaman içinde planlandığı gibi gerçekleşmeyebilir" anlamında kullanılan bir söz.
Aritmetik : Matematikle ilgili. Matematiğin, konusu sayılar, bunların özellikleri ve işlemler olan kolu, hesap.
Matematiksel : Matematik bilimi ile ilgili olan, riyazi. Kesin, sağlam, bütün kuşkulardan uzak olan.
İşlem : Sayıları karşı karşıya getirip belirli birtakım kurallara uygun olarak birbiri üzerine etkilendirme yöntemi. Nakit veya menkul değerleri kullanarak alım satım, takas, borçlanma vb. piyasa hareketi. Bir işi sonuçlandırmak için yapılmış olan iş veya uygulamaların hepsi, muamele, muamelat. Bir amaca ulaşmak için tutulan yol, prosedür. Ham veya ara malları ve maddeleri fiziksel, kimyasal değişikliklerle daha uygun, kullanılır duruma getirme, muamele. Madde üzerinde her türlü değişim yapma işi, muamele.
Alacaklı : Birinden alacağı olan (kimse), borçlu ve verecekli karşıtı.
Borçlu : Bir şeyi birinin yardımıyla elde etmiş olan. Borcu kalmış olarak. Borcu olan, borç almış olan, verecekli, medyun, alacaklı karşıtı. Manevi bir yükümlülük altında bulunan.
Durum : Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Duruş biçimi, konum, tavır. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri.
Ücret : Kiralanan veya satın alınan bir şey için ödenen para. İş gücünün karşılığı olan para veya mal.
Veya : Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz. Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut.
Olma : Olmak işi.
Oranlama : Oranlamak işi, tahmin, kıyas.
Tahmin : Önceden kestirilen, düşünülen şey. Yaklaşık olarak değerlendirme, oranlama. Akla, sezgiye veya bazı verilere dayanarak olabilecek bir şeyi, bir olayı önceden kestirme, kestirim.
Tutum : Para veya herhangi bir şeyi dikkatli kullanma, idare, idareli tüketme, iktisat, tasarruf, ekonomi. Tutulan yol, tavır.
Anlayış : Benzerlerinden ayıran özellik, konsept. Anlama işi, telakki. Anlama yeteneği, feraset, izan, zekâ. Bir toplum veya topluluktaki bireylerde görüş ve inanış etmenlerinin etkisiyle beliren düşünme yolu, düşünüş biçimi, zihniyet, mantalite. Hoş görme, hâlden anlama.
Hesap birimi : İktisadi varlıkların fiyat ve değerlerinin tanımlanması, kaydedilmesi ve karşılaştırılmasında kullanılan ortak ölçü birimi. Bu ölçü birimi, aynı zamanda paranın temel işlevlerinden biridir.
Hesap defteri : Kişi, kurum ve kuruluşların, borç ve alacaklarını sistemli bir biçimde kaydettikleri defter. bk. hesap cüzdanı
Hesap denetimi : İşletme ve kurumların hesaplarının yasalar gereği maliye bakanlığınca denetlenmesi.
Hesap dönemi : Birbirini izleyen iki bilanço arasındaki aylık, üç aylık ve yıllık vb. zaman dönemi.
Hesap durumu : İşletme ve kurumların belirli bir tarih veya hesap dönemi itibariyle, varlıklarını ve yükümlülüklerini muhasebe kayıtlarına uygun olarak gösteren belge.
Hesap etmek, kitap etmek : bütün ayrıntılarıyla düşünmek.
Hesap kitap yapmak : ayrıntılarıyla hesap edip düşünmek. İlgili cümle: "Yıllardır ilk defa hesap kitap yapmadan etrafına para saçıyordu." E. Şafak.
Hesap parası : Malların değişiminde yalnızca hesap birimi olarak kullanılan dolaşımda olmayan para.
Hesap planı : Bir işletme ya da kurumda hesapların sistemli bir biçimde ve çeşitli gruplara ayrılarak düzenlenmesini ve aynı işlemlerin her zaman aynı hesaplara kaydedilmesini sağlayan cetvel.
Hesap sahibi : Adına hesap açılan gerçek ya da tüzel kişi.
Hesap ile ilgili Cümleler
- Hesap 25 dolardan fazla geldi.
- Hesap bana ait.
- Bir küpün hacmi nasıl hesaplanır?
- Ben bir hesap açmak istiyorum.
- Bir küpün hacmini nasıl hesaplarsınız?
- Hesap, lütfen.
- Onların işi maaşları hesaplamak.
- Hesap bugün ödenmelidir.
- Yanlış hesaplamaydı.
- Lütfen bizim bankada bir hesap açın.
- Tanrım, ben şimdi 25 yaşındayım. Bu korkunç değil mi? Yuvarlak hesap, 30 yaşındayım!
- Hesap kartımı kaybettim.
- Hesap bozuk para ile ödendi.
- Hesap 30 dolardı.
Diğer dillerde Hesap anlamı nedir?
İngilizce'de Hesap ne demek? : n. counting, reckoning, calculation, computation, arithmetic, calculus, account, bill, count, estimate, score, settling, sum, sums
adj. calculating
Fransızca'da Hesap : compte [le], calcul [le], addition [la]
Almanca'da Hesap : n. Kalkül, Konto, Rechenschaft, Zeche
Rusça'da Hesap : n. исчисление (N), вычисление (N), счет (M), калькуляция (F), учет (M), отчет (M), расчет (M), замысел (M), ставка (F)
adj. вычислительный

Bu kısımda Hesap nedir? Hesap ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Hesap tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Hesap hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.