Ankiloz nedir, Ankiloz ne demek

Ankiloz; bir tıp terimidir. kökeni fransızca dilinden gelmektedir.

  • Oynar eklemlerde oynaklığın kalmamasıyla eklemin işlemez duruma gelmesi, eklem kaynaşması

Su ürünleri alanındaki kelime anlamı:

Birbirine kaynaşma anlamında olup özellikle iki kemiğin birbirine veya dişin kemiğe kaynaşması.

Veterinerlik alanındaki anlamları:

Patolojik bir olay nedeniyle, eklemi oluşturan kemiklerin birbiriyle kaynaşması veya oynakların kaynaşması sonucu eklemin hareket yeteneğini kaybetmesi, oynakların yapışması, eklem katılığı. Eklem ve civar dokuların yangılarından, dejeneratif bozukluklardan veya kemik kırıklarından kaynaklanır.

İngilizce'de Ankiloz ne demek? Ankiloz ingilizcesi nedir?:

ankylose, ankylosis, anchylosis

Ankiloz hakkında bilgiler

Ankiloz, açısı ne olursa olsun sonunda herhangi bir durumda kıpırdamaz hale gelebilen eklem oynaklığının azalma sürecidir.

Ankiloz iyi ya da kötü bir konumda oluşabilir. Buna göre çeşitli derecelerde ve bir kol ya da bacak bölümünü ilgilendiren sakatlıklar ortaya çıkar. Sonuç ankilozun oluştuğu açıyla da ilgilidir. 180 derecelik durumda ankiloz olmuş bir dirsek eklemi 90 derecelik olandan daha çok can sıkıcıdır.

Ankilozan eklem travmasından ileri gelebileceği gibi, süreğen bir eklem hastalığı sonucunda da ortaya çıkabilir.

 

Ankiloza karşı fizik tedavi, bilinçlendirme ve ilaç tedavisi uygulanır. Bazı durumlarda, kalça protezi, diz protezi vb. gibi cerrahi girişimler uygulanır.

Ankiloz anlamı, kısaca tanımı:

Eklem : Vücut kemiklerinin uç uca veya kenar kenara gelip birleştiği yer, mafsal.

Oynak : Kımıldayan, yerinde sağlam durmayan, hareketli. Hareket, canlılık veren. Değişken, kararsız. Davranışları ağırbaşlı olmayan (kadın veya kız). Bükülüp doğrulmaya elverişli olan (eklem).

Durum : Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Duruş biçimi, konum, tavır. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl.

İşlem : Sayıları karşı karşıya getirip belirli birtakım kurallara uygun olarak birbiri üzerine etkilendirme yöntemi. Bir işi sonuçlandırmak için yapılmış olan iş veya uygulamaların hepsi, muamele, muamelat. Nakit veya menkul değerleri kullanarak alım satım, takas, borçlanma vb. piyasa hareketi. Madde üzerinde her türlü değişim yapma işi, muamele. Bir amaca ulaşmak için tutulan yol, prosedür. Ham veya ara malları ve maddeleri fiziksel, kimyasal değişikliklerle daha uygun, kullanılır duruma getirme, muamele.

Gelme : Gelmek işi. Gelmiş olan. Yetişme. Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi.

Kaynaşma : Huzursuzluk. Kaynaşmak işi. Kalabalığın çok olduğu bir yerde kıpırdanma, hareketlilik.

Kıpırdama : Kıpırdamak işi.

Azalma : Azalmak işi, eksilme, tenakus.

 

Konum : Bir şehrin uzak ve yakın çevresiyle her türlü ilişkisini sağlayan ve şehrin gelişmesini etkileyen coğrafi şartlarının bütünü. Bir kimsenin veya bir şeyin bir yerdeki durumu veya duruş biçimi, pozisyon. Yeryüzünde bir noktanın, enlem ve boylamların yardımıyla bulunan yeri, konuş.

Derece : Denli, kadar. Başarı gösterme. Sıcaklıkölçer. Ölçü aletlerinin ölçeğinde belirtilmiş bulunan başlıca bölümlerden her biri. Bir çemberin üç yüz altmışta birine eşit olan açı birimi. Bir süreç içindeki durumlardan her biri, basamak, aşama, rütbe, mertebe. Bir çözeltinin yoğunluğunu ölçmede kullanılan birim.