Bear with türkçesi Bear with nedir

Bear with ile ilgili cümleler

English: The only thing we could do was to bear with it.
Turkish: Yapabileceğimiz tek şey ona katlanmaktı.

English: Kill that bear with a rifle.
Turkish: Şu ayıyı tüfekle öldür.

English: Benjamin shot a bear with a rifle.
Turkish: Benjamin, bir ayıyı tüfekle vurdu.

English: Ali shot a bear with the rifle his father gave him.
Turkish: Ali babasının ona verdiği tüfekle bir ayı vurdu.

English: Please bear with me.
Turkish: Lütfen bana katlan.

Bear with ingilizcede ne demek, Bear with nerede nasıl kullanılır?

Bear : Katlanmak. Ürün vermek. Sapmak. Çekmek. Uymak. Yakışık almak. Borsa fiyatlarını düşürmek. Sahip olmak. Getirmek. Ayı.

With : Canlı. Li. Sayesinde. İle beraber. -e karşın. Beraber. -la. İle. İle ilgili. Beraberinde.

Bear a grudge : Düşmanlık beslemek. Kin gütmek. Kan gütmek. Kin beslemek.

Bear a grudge against : -e karşı düşmanlık beslemek. Kin duymak. Kin beslemek. Kuyruk acısı olmak. -e karşı kan gütmek. İle düşmanlığı olmak. -e karşı kin beslemek.

Bear a hand : Yardım etmek. Yardım eli uzatmak.

Bear a load : Ağır bir yük taşımak. Yük taşımak. Ağır yükü olmak.

 

İngilizce Bear with Türkçe anlamı, Bear with eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Bear with ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Attracts : Cezbetmek.

Absorb : Anlamak. Soğurmak. Karşılamak (masrafı). Devralmak. Emmek (sıvıyı veya gazı veya ışığı veya sesi). İşgal etmek. Sönümlemek (sarsıntıyı veya salınımı). Uzay, veterinerlik alanlarında kullanılır. Almak (dikkati veya enerjiyi veya zamanı veya parayı). Bir madde veya sıvıyı emmek, içine çekmek, içine almak, yutmak, absorbe.

Live and let live : Her insanın kendi inançları ve dünya görüşleriyle yaşaması gerekir. Yaşa ve yaşat. Başkasını olduğu gibi kabul etmek. Kendinden pay biçmek. Müsamahalı olmak. Kimsenin tavuğuna kışt dememek. Farklı şekilde yaşayanları kabullenmek. Kimsenin işine ve tercihlerine karışmamak.

Arrive : Başarmak. Ulaşmak. Üstesinden gelmek. Bir ereğe ulaşmak. Ayak basmak. Başarı kazanmak. Dönmek. Vasıl olmak. Doğmak.

Bear : Taşımak. Dönmek. Üzerinde bulunmak. Aklında olmak. Beslemek. Bulundurmak. Sapmak. Ayı. Vermek.

Forbore : Vazgeçmek. Kendini tutmak. Sakınmak. Boş vermek. Tahammül. Kaçınmak. Yapmamak (merhametten veya şefkatten dolayı). Ata.

Forbearing : Sakınmak. Hoşgörülü. Dayanıklı. Tahammüllü. Sabırlı. Kendini tutmak. Kaçınmak. Vazgeçmek.

Abide : Bir yerde kalmak. Tab getirmek. Kurala uymak. Sabit durmak. Durmak. Sadık kalmak. Çıdamak. Tahammül etmek. Olmak.

Bear up : Başa çıkmak. Yardım etmek. Destek olmak. Göğüs germek. Cesareti elden bırakmamak. Dayanabilmek. Neşelenmek.

Abidden : Sadık kalmak. Uymak. Baki kalmak. Sadık kalmak (vaade veya karara). Durmak. İkamet etmek. Beklemek.

 

Bear with synonyms : beareth, be patience of, attract, forbears, endure, abideth, appeal, acquiesced, base upon, acquiesces, be among the living, endured, abstract, forbear, endures, arrest, abides, be predicated on, allures, allured, abided, accite, abuts, absorbs, abut, forborne, accept, acquiesce, abutted, accepts, abide by, be patient, base on.