Bones türkçesi Bones nedir

Bones ile ilgili cümleler

English: Don't throw bones to the dog!
Turkish: Köpeğe kemik atma!

English: An efficient FBI agent does not make any bones about carrying out his duties.
Turkish: Verimli bir FBI ajanı görevlerini yürütme hakkında bir şey söylemiyor.

English: He broke one of the bones in his leg.
Turkish: Bacağındaki kemiklerden birini kırdı.

English: Ali broke some bones in his arm and hand.
Turkish: Ali kolundaki ve elindeki bazı kemikleri kırdı.

English: Buffalo bones were made into tools.
Turkish: Bizon kemiklerinden aletler yapıldı.

Bones ingilizcede ne demek, Bones nerede nasıl kullanılır?

Make no bones of it : Tereddüdsüz yapmak. Açık açık söylemek. Çekinmemek. Çekinmeden yapmak. Çekinmeden açıklamak. Tereddüd etmemek.

A bag of bones : Kemik torbası. Sıska veya bir deri bir kemik kimse (kemik torbası). Uçacak gibi. Canlı cenaze. Bir deri bir kemik. İskelet gibi. Çok zayıf. Çok sıska.

Appendicular bones : Uzantı kemikler.

Bag of bones : Bir deri bir kemik kimse. Bir deri bir kemik. Kemik torbası.

Bare bones : Bir şeyin temelleri. Basit ancak en hayati gerçekler ve ilkeler.

Flesh and bones : Et ve kemik. Çok ince.

Break bones : Vurmak. Dövmek. Kemiklerini kırmak. Kıçını tekmelemek. Fena benzetmek.

 

Knuckle bones : Ayak parmağı kemiği. Aşık kemiği. Parmak kemik.

Marrow bones : İlik kemiği.

Carpal bones : Yarımay kemik.

İngilizce Bones Türkçe anlamı, Bones eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Bones ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Anatomies : İnceleme. Vücut yapısı. Gövdebilim. Yapıbilim. Teşrih. Analiz. Anatomi. Anatomik yapı. Gövde yapısı.

Castanets : Kastanyet. Küçük elde tutulan vurmalı enstrüman. Çalpara.

Integuments : Kabuk. Integument. Deri.

Laminas : İnce levha. Varak. Safiha. Yaprağın ince uzun kısmı. Yaprak. Pul. İnce yaprak. Tabaka. İnce tabaka.

Indusium : Biyoloji, veterinerlik alanlarında kullanılır. Üst zar, en üst tabaka. İndusyum. Örtenek(anatomi, zooloji, botanik). Kurtçuk kesesi. Sporangiyumların etrafını çeviren, genelde zarsı, bazen köselemsi, böbrek ya da yumurta şeklindeki yapı.

Framing : Kafes. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Çatı. İskelet (binaya ait). Çerçeve düzeltme. Çerçeveleme. Sinemacı ya da televizyoncunun, elindeki malzemeyi görüntü çerçevesinin ikiboyutlu alanı içerisine en uygun, en elverişli biçimde yerleştirmesi işi. Ahşap çatkı. Filmi gösterici, bakımlık, kurgu aygıtı ya da film yayın aygıtında resmin pencereye tam olarak çakışmasını sağlayacak biçimde geçmek.

Extruder : Püskürtme haddesi. Ekstrüzyon aygıtı. Ekstrüderler. Sıkma aygıtı. Barbut. İplik çekme makinesi. Malzemeye (plastik veya metal gibi) arzu edilen bir şekil vermek için kullanılan alet veya cihaz. Sıkmaç. Ekstruder.

Membrana : Kanatlılarda göğüs, köprücük ve karga kemikleri arasında kalan boşluğu kapatan kirişsel zar. Membrana interkostalis eksterna. Membrana sterni. Dışta kaburgalar arasında bulunan kasların, interkostal aralıkta alttaki devam eden zarı. Membran.

 

Carcases : Kadavra. Bina iskeleti. Enkaz. Enkaz (gemi vb). Gövde. Leş. Kalıntı. Karkas. Vücut. Ölü.

Diaphragm : Alıcının ya da bazı basım aygıtlarının mercek düzeni içinde bulunup, birbiri üzerine binen incecik maden yapraklardan oluşan, açılıp kapanarak, duyarkat üzerine gelen ışığın niceliğini düzenleyen düzenek. Diafram. Titreşerek ses üreten ince metal yaprak. Biyoloji, fizik, uzay, kimya, sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Bir doğum kontrol aygıtı. Fotoğraf makinesi. Basaç zarı. Memelilerde, akciğerlerde gaz alış verişini kolaylaştıran, göğüs boşluğu ile karın boşluğunu ayıran kas ve tendon tabakası. Diyafram. İnce bir ışık demeti elde etmek için kullanılan gözbebeği gibi, çapı ayarlanabilir dairesel delik.

Bones synonyms : finger cymbals, percussive instrument, integument, barebone, atomies, percussion instrument, carcass, bareboned, laminae, film, cortes, frameworks, barebones, clappers, diaphfagm, anatomy, extruders, dice, diaphragms, lamina, framework, frame, atomy, carcase, carcasses.