Dialect türkçesi Dialect nedir

  • Ağız.
  • Gramer alanında kullanılır.
  • Ağgan.
  • Belirli bir bölge veya topluluğa has konuşma biçimi.
  • Lehçe.
  • Diyalekt.
  • Dil.
  • Bir dilin tarihi, siyasi, sosyal ve kültürel nedenlerle değişik bölgelerde, zamanla ses yapısı, şekil yapısı ve kelime hazinesi bakımından önemli farklarla birbirinden ayrılan kollarından her biri: türkçenin anadolu, azeri, özbek, kazak, kırgız, türkmen lehçeleri gibi. lehçeleri, yapıları bakımından birbirine yakın ve uzak lehçeler olarak ayırabildiğimiz gibi, taşıdıkları özelliklerdeki ortaklık bakımından da gruplara ayırabiliriz. nitekim yakut ve çuvaş lehçeleri türk dilinden çok eskiden ayrılmış kollar olarak türkiye türkçesine ve öteki türk lehçelerine uzak lehçelerdir; ayrılıklar çok derindir. azeri ve türkmen lehçeleri ise tt'nin yakın lehçeleridir.türkçenin kuzeybatı (kıpçak), güneybatı (oğuz-türkmen), güneydoğu ve kuzeydoğu (altay bölgesi lehçeleri) olmak üzere dört lehçe grubu vardır.

Dialect ile ilgili cümleler

English: It's hard to understand the Osaka dialect.
Turkish: Osaka lehçesini anlamak zordur.

English: In grammar and vocabulary, some dialects differ significantly from the standard language.
Turkish: Dilbilgisinde ve kelime hazinesinde, bazı lehçeler standart dilden önemli ölçüde farklıdır

 

English: In the same way as Hegel, Panovsky's notion of the dialectic makes history follow a predetermined course.
Turkish: Hegel'le aynı şekilde, Panovsky'nin diyalektik kavramı tarihe önceden belirlenmiş bir rotayı izlettirir.

English: Moustapha always makes fun of John because of his dialect.
Turkish: Lehçesinden dolayı, Mustafa her zaman John'la alay eder.

English: Teochew is a dialect of Min Nan.
Turkish: Teochew dili, Min Nan'ın bir şivesidir.

Dialect ingilizcede ne demek, Dialect nerede nasıl kullanılır?

Dialect geography : Lehçe coğrafyası. Konuşma tarzları ve lehçelerinin bölgesel dağılımını inceleyen bilim dalı.

Dialect play : Şive oyunu. Şive benzetmeleri ile gelişen yerel havada kısa oyun.

Beijing dialect : Pekin lehçesi.

Dialectal : Ağgana değişli. Lehçeye ait. Dünyayı ve olayları tez, antitez, sentez süreci içinde dinamik olarak algılamaya ve yorumlamaya çalışan düşünce yöntemi. Eytişim. Lehçe ile ilgili.

Dialectic : Mantıklı yorumlama. Mantık. Eytişim. Bir devinimsel sürecin, karşıtlıkların uzlaşarak yeni ve daha ileri biçimler yaratması yolunda oluşup geliştiğini söyleyen evrim yasası. Eğitim, sosyoloji alanlarında kullanılır. Karşılıklı savların ileri sürüldüğü bilimsel konuşmaları yönetme ve yürütme sanatı. fichte, hegel ve marx gibi filozofların, kavramların karşıtlarıyle birlikte düşünülerek gerçeğin bulunabileceği yolundaki görüşlerine verilen ad. genel anlamda sokrates'in soru sorma ve soruları karşılama temeline dayalı öğretim yöntemine benzer bir tartışma yolu. Eytişimsel. Diyalektik. Doğanın, toplumun ve düşüncenin durmayan bir devinim ve değişim içinde bulunmaları, bunlardaki evrimin her şeyde var olan iç çelişmelerin çatışması sonucu ortaya çıkması olgusu.

 

Dialecticism : Konuşmada diyalektik etki veya yol.

Dialectologist : Lehçebilim uzmanı. Lehçebiliminde uzmanlaşmış kimse.

Dialectics : Mantıklı düşünme sistemi. Eytişim. Diyalektik.

Dialectically : Diyalektik olarak.

Dialectology : Lehçebilim. Bölgesel diller bilimi. Ağganbilim.

İngilizce Dialect Türkçe anlamı, Dialect eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Dialect ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Active verb : Etken fiil. Öznesi belli olan, öznesiyle kesin ilişkisi bulunan ve herhangi bir çatı eki almamış olan fiil: o hızlı yürüdü, ben kaçtım. (p. safa. şimşek, s. 23). büyük babam esrarlı şeyleri çok severdi (p. safa, göst. y.). asırlarca birbirlerinin kanlarını emen, gözlerini oyan insanlar, kol kola oynadılar. doğan hürriyet güneşini alkışladılar (ö. seyfettin. harem, eshab-ı kehfimiz, s. 12). tanyeri nerdeyse ağaracaktı. dağlar kül rengi bir aydınlığın içinde kapkara yükseliyordu. (t. buğra, dönemeçte, s. 5). durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır. (t. fikret) vb. karşıtı edilgen fiil’dir. bk. etken çatı. Etken eylem.

Linguiform : Dile benzeyen (zooloji, botanik, anatomi). Linguform. Dil biçiminde.

Accusative : İsmin i hali. İsmin -i halindeki. İsmin -i halindeki sözcük. İsmin -i halindeki sözcük grubu. İsmin -i haline ait. İsmin -i hali. Belirtme durumu. Geçişli fiil taşıyan bir cümlede fiilin doğrudan doğruya etkilediği yani fiildeki işlevin etki bakımından üzerine yüklendiği adın içinde bulunduğu durum. türkçede bu durum ya eksiz yahut da yalın veya iyelik ekleriyle genişletilmiş adlardan sonra gelen +(y)ı/+(y)u eki ile karşılanır: iş bulmak, görüş bildirmek, yol sormak, ağaçlar+ı budamak, yaka+yı kurtarmak, okul+u bitirmek, istedik+im+i getirdi; yazdıklarınız+ı okudum, görünüş+ü koruyunuz gibi. ancak, bu ek üçüncü şahıs teklik ve çokluk iyelik eklerinden sonra araya bir zamir n’si alarak +nı/+nu biçimine girer; arkadaşımın yeni ev+i+ni gezdim. artık yuva+sı+nı kurmaya çalışıyor; bildik+leri+ni anlattı, yorulduğ+u+nu görmedim vb. Yükleme durumu.

Polish : Düzeltmek. Ayakkabı boyası. Perdah. Polonya dili. Parlatmak. Kusursuzlaştırmak. Parlak. Polonyalı. Cila vurmak. Polonyaca.

Accent intensive : Söz içinde çoğu zaman vurguyu üzerinde taşıyan hecenin daha şiddetli vurgulanmasıyla, bir maksadın, bir duygunun daha iyi belirtilmesini sağlayan vurgu: yazlığa bu hafta mı taşınıyor sunuz? hayır, gele ıcek hafta; bu sevimsiz olaylar karşısında adamcağız ımahvoldu; bu gayretler yapıldı ama sonuç olarak ıhiçbir şey getirmedi; ıamma da yaptınız, dedi, siz hiç hasta görmediniz mi? vb. Pekiştirme vurgusu.

Lingua : Dile benzer yapı.

Beaks : Hakim (ingiliz ingilizcesi). Burun. Okul müdürü. Öğretmen (ingiliz ingilizcesi). Gaga. Kakaç. Gagalamak. Hakim. Büyük burun.

Brims : Siperlik. Silme dolu olmak. Kenar. Ağzına kadar dolmak. Taşma. Ağzına kadar dolu olmak. Dolmak. Şapka siperi. Şapka kenarı.

Dialects : Lehçeler.

Actif : Öznesi belli olan, öznesiyle kesin ilişkisi bulunan ve herhangi bir çatı eki almamış olan fiil: o hızlı yürüdü, ben kaçtım. (p. safa. şimşek, s. 23). büyük babam esrarlı şeyleri çok severdi (p. safa, göst. y.). asırlarca birbirlerinin kanlarını emen, gözlerini oyan insanlar, kol kola oynadılar. doğan hürriyet güneşini alkışladılar (ö. seyfettin. harem, eshab-ı kehfimiz, s. 12). tanyeri nerdeyse ağaracaktı. dağlar kül rengi bir aydınlığın içinde kapkara yükseliyordu. (t. buğra, dönemeçte, s. 5). durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır. (t. fikret) vb. karşıtı edilgen fiil’dir. bk. etken çatı. Etken fiil.

Dialect synonyms : eye dialect, non standard speech, vernaculars, action noun, beastings, glosso, necks, accentuation, brinks, vernacular, beak, idiom, clapper, ablaut, accent of group, langue, accidence, patois, brim, clappers, accent, adams apple, the vernacular, chops, blade, action verb, brink, parlances, debouchment, adjectival construction, idioms, cutting edge, parlance.

Dialect ingilizce tanımı, definition of Dialect

Dialect kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : Means or mode of expressing thoughts. Language. Tongue. Form of speech.