Ear türkçesi Ear nedir
- Başaklanmak.
- Kulak verme.
- Çıkıntı.
- Kulak.
- Dikkat.
- Duyma yeteneği.
- Biyoloji alanında kullanılır.
- Kulp.
- Başak.
- İşitme organı; memelilerde dış, orta ve iç kulak bölgelerinden oluşan yapı.
- İşitme duyusu.
Ear ile ilgili cümleler
English: Ali grinned from ear to ear.
Turkish: Ali ağzı kulaklarına vararak gülüyordu.
English: Ali got his left ear pierced.
Turkish: Ali sol kulağını deldirdi.
English: Ali doesn't have an ear for music.
Turkish: Ali bir müzik kulağına sahip değil.
English: Ali can play the piano by ear quite well.
Turkish: Ali piyanoyu notasız olarak oldukça iyi çalabilir.
English: Ali always sleeps with one ear open.
Turkish: Ali her zaman bir kulağı açık uyur.
Ear ingilizcede ne demek, Ear nerede nasıl kullanılır?
Ear ache : Kulak ağrısı.
Ear canal : Kulak kanalı. Kulak yolu.
Ear canal resection : Dış kulak yangısının medikal tedavilerle iyileşmediği ve vejatatif üremelerle kulak yolunun tıkandığı durumlarda dış kulak yolunun ameliyatla uzaklaştırılması. hinz, zepp ve bunun gibi pek çok yöntemle dış kulak yolu uzaklaştırılabilir. Kulak yolunun rezeksiyonu.
Ear cutting forceps : Kulağı sıkıştırmaya yarayan iki şubesi bulunan, uçlarından vidalarla sıkıştırılan, bu subelerin birbirine karşı gelen yüzleri dişli olan pens. bunların düz veya s biçiminde kıvrık olanları vardır. Kulak kesme pensi.
Ear doctor : Kulak doktoru.
Ear forceps : Kulak pensi. Kulaktaki yabancı cisimleri çıkarmaya yarayan dirsekli pens.
Ear infection : Kulak enfeksiyonu.
Ear flap : Kulak kapakçığı.
Ear mange : Kulak uyuzböceğinden ileri gelen ve etçillerde ağır sinirsel belirtilerden başka, sağırlığa, hatta ölümlere yol açabilen uyuz çeşidi. (ankara av köpeklerinde yaygındır.). Kulak uyuzu.
Ear lobe : Kulak kepçesinin küpe takılan alt bölgesi. Kulağın alt ucunda bulunan yuvarlak çıkıntı. Kulak memesi.
İngilizce Ear Türkçe anlamı, Ear eş anlamlısı
Sözcükler, direkt olarak Ear ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.
Caution : Dikkatini çekmek. Sakınma. Uyarı. İkaz etmek. İhtar etmek. İhtiyat. İhtar. Olası sakınca ya da kaçınılar karşısında önlem alma yeteneği. Tembih etmek.
Application : Uygulama. Halkın, geleneksel yollarla edindiği ya da dış ülkelerden ödünç alarak benimsediği oluşumlarla doğrudan doğruya kendisinin uyguladığı işlemlerden her biri. bk. uygulamalı halkbilim, uygulamalı insanbilim. Müracaat formu. Sürme. Anamal paylarına katılabilmek amacıyla yazılı olarak yüklenimde bulunulması. Müracaat. Dilekçe. Talep. Bilgisayar, hukuk, ekonomi alanlarında kullanılır. Yama işleme.
Abacus bodies : Dişteki odontoblast hücrelerinde içleri muntazam dizilmiş kalsiyum granülleri ve kollagen öncülerini içeren golgi kesecikleri. Abacus cisimcikleri.
Acacia : Küstüm otugiller (mimosaceae) familyasından, parçalı yapraklı, sarı çiçekli, çanak ve taç yaprakları 4-5 parçalı, park ve bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilen, ülkemizde doğal olarak yayılış gösteren çalı ya da ağaç formundaki bitkiler. Akasya. Mimoza. Arap zamkı. Akasya sakızı. Salkım ağacı.
Cautioning : Tembih etmek. Temkin. Dikkatini çekmek. İhtiyat. Uyarmak. Tembihlemek. İhtar etmek. İkaz etmek. İhtar vermek.
Flange : Yaka. Flanş. Ek tekeri. Başlık. Flanj. Bir film makarasının göbeğini iki yandan örten, filmin göbeğe düzgün olarak sarılmasını, sarılmış filmin göbekten çıkmamasını sağlayan ve filmi koruyan teker biçimindeki yüzeyler. Buden. Flanşlamak. Kenar.
Cautions : Tembihlemek. Uyarmak. İhtar etmek. Dikkatini çekmek. İkaz etmek. Tembih etmek. İhtiyat. İhtar vermek. Temkin.
Audition : İşitme gücü. Giriş sınavı. Koro. Yetenek denemesi. Ses sınavı yapmak. Ses sınavı. İşitme. Kulak sınavı. Seçme (tiyatro vs. için).
Abiotic environment : Organizmanın topografi, jeoloji, iklim ve inorganik besin maddeleri gibi biyolojik olmayan faktörlerden oluşan çevresi. Abiyotik ortam. Abiyotik çevre. Cansız çevre. Organizmanın topografi, jeoloji, iklim, inorganik besin maddeleri gibi biyolojik olmayan faktörlerden oluşan çevresi.
Attention : Hazır ol duruşu. Kayıt. Titizlik. Vücudun, baş dik, göğüs ilerde, omurga ve bacaklar gergin, topuk ile bitişik kollar doğal yerinde, avuçlar uyluklarda ayakta bulunduğu durum. (cimnastikte çoğu alıştırmalar için bir başlama duruşu. bütün kas aygıtının duruk (statik) çalışmasıyla ulaşılan bir duruş olarak düzeltici değeri çoktur.). İlgi. Özen. Bakım. Hazırol durumu. Bilgisayar, eğitim, jimnastik, sosyoloji alanlarında kullanılır.
Ear synonyms : auditory modality, arteria auricularis, auricular artery, vestibular apparatus, vestibular system, vestibule of the ear, myringa, sensory receptor, aardvark, tympanic membrane, attentiveness, a cell, heeds, anthers, anther, gilling, eardrum, listen, a cells, spicas, advertence, bossage, heed, handle, bezel, bulges, abambulacral area, holder, lobe, eaves, handholds, cape, virgos.
Ear zıt anlamlı kelimeler, Ear kelime anlamı
Effector : Etkileyen. Modülatör. Etkileyici. Sese efekt veren cihazların genel adı. Efektör. Etkileyen kimse veya şey. Faaliyete geçiren şey. Yardımcı manevra unsuru. Dengeleyici. Gitar, veterinerlik alanlarında kullanılır.
Inattention : Aymazlık. Dikkat eksikliği. Dikkat etmeme. İnatansiyon. İhmal. Dikkatsizlik. Özen göstermeme. Gaflet.
Ear ingilizce tanımı, definition of Ear
Ear kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : To hear. The organ of hearing. To cultivate. As, this corn ears well. The external ear. To take in with the ears. To put forth ears in growing. The spike or head of any cereal (as, wheat, rye, barley, Indian corn, etc.), containing the kernels. To plow or till. To form ears, as grain.

Bu kısımda Ear kelimesinin türkçesi nedir? ingilizcede Ear ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik olarak hemen sorabilir, daha sonra kısaca ingilizce Ear anlamı, açılımı ya da türkçe kelime anlamı hakkında bilgiler verebilir veya dilerseniz Ear ile ilgili cümleler sözler yazılar ile ingilizce türkçe çeviri sözlük anlamları paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.