Kulak nedir, Kulak ne demek

Kulak; bir anatomi terimidir.

  • Başın her iki yanında bulunan işitme organı.
  • Saban kulağı.
  • Balıklarda başın iki yanında bulunan ve ağızdan alıp solungaçlardan geçirdiği suyu dışarıya vermeye yarayan yarıklardan her biri.
  • Telli çalgılarda tel germeye yarayan burgu.
  • Bu organın, sesleri toplayıp içeriye almaya yarayan dış bölümü.
  • Duvar, baca, şömine vb. yerlerde kulağa benzer çıkıntı
  • Akarsuların ve özellikle göllerin karaya giren ve durgunlaşan yerleri.
  • Varlıklı Rus köylüsü.
  • Seslerin uygunluğunu seçebilme ve değerlendirebilme yeteneği.

"Kulak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Elleriyle kulaklarını tıkayıp yatağının yanında tortop oldu." - H. E. Adıvar
  • "Kulaklarımın uğultusu içinde, söylediği lakırtıların hiçbirini duymuyordum." - H. C. Yalçın

Yerel Türkçe anlamı:

Küçük dereler.

Arkların ya da göl ve dereden tarlaya alınan suyun ağzı.

Köprünün iki yanındaki duvarlar : Köprünün kulağına oturdum.

İki yol arasında kalan toprak parçası.

Göllerin karaya giren sivri kısımları.

Oku boyunduruğa bağlayan kayış.

Çamlıklarda biten, yemeği yapılmış olan bir çeşit ilkbahar bitkisi.

Kolayca taşınması için çuvalın ağzının iki yanına yapılmış olan tutma yeri, kulp.

Telli müzik araçlarında akort vidası, burgu.

 

Yağmur ve sel sularının toplandığı çukur, su yatakları.

Gücü sırığını koymaya yarayan dokuma aygıtının yan direkleri.

Sabanın toprağa giren kısmının iki tarafında bulunan ve toprağı yanlara dökmeye yarayan parça.

Kağnı arabalarında iki oku boyunduruğa yakın yerde birbirine tutturan sivri ağaç parçaları.

Makbuz.

Küçük vadi.

Akarsuların karaya giren ve durgunlaşan yerleri.

Kenar.

Tarlanın köşesi, dar yeri.

Koyun ve keçilerin butlarındaki açı biçiminde sinir.

Sarmısaklı yoğurt dökülerek yenilen bir hamur yemeği, mantı.

Biyoloji'deki anlamı:

İşitme organı; memelilerde dış, orta ve iç kulak bölgelerinden oluşan yapı.

İktisat alanındaki kelime anlamı:

Toprak sahibi olan, ücretli emek kullanarak tarımsal üretim yapan veya toprak ve tarımsal araçları kiraya vererek tefecilik yoluyla haksız kazanç sağlayan varlıklı Rus köylüsü.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Kotanın ayarını sağlayan iki demir parçası. (Akbulut *İspir -Erzurum)

Zooloji alanındaki anlamı:

İşitme organı olup memelilerde dış-, orta-ve iç-kulak olmak üzere üç bölgeden meydana gelir.

İngilizce'de Kulak ne demek? Kulak ingilizcesi nedir?:

ear

Fransızca'da Kulak ne demek?:

oreille

Osmanlıca Kulak ne demek? Kulak Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

üzn

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

İçel şehrinde, Tarsus ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Afyon şehri, Şuhut ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

Kulak anlamı, kısaca tanımı:

Kulak arkası etmek : Dikkate almamak, göz önünde tutmamak.

Kulak asmak : Önem vermek, dinlemek.

 

Kulak kabartmak : Belli etmemeye çalışarak dinlemek.

Kulak kesilmek : Büyük bir dikkatle dinlemek.

Kulak kıvırmak : Domatesin olgunlaşmasını sağlamak için işlem yapmak.

Kulak tıkamak : Bir şeyi duymazlıktan gelmek.

Kulak tırmalamak : Kulağı rahatsız etmek.

Kulak tutmak : Dinlemek, işitmek istemek.

Kulak vermek : Merak edip dinlemek, işitmeye çalışmak.

Kulağı ağır işitmek : Kulağı iyi işitmemek.

Kulağı çınlasın : Konuşulan yerde bulunmayan, sevilen biri anıldığında söylenen bir söz.

Kulağı dikilmek : Konuşulanları dinlemek için dikkat kesilmek.

Kulağı duvar olmak : Sağır olmak.

Kulağı okşamak : Kulağa hoş gelmek.

Kulağı olmak : Dikkatini bir şeye vermek.

Kulağı ters taraftan göstermek : Kolay yolu varken bir işi daha zor ve uzun yollar kullanarak yapmak.

Kulağı olmamak : Ses titreşimlerinin yükselip alçalmasını ayırt edememek.

Kulağına çalınmak : Başkasına söylenirken kendisi de duymuş olmak.

Kulağına çarpmak : Duyulmak.

Kulağına fısıldamak : Çok alçak ve hafif bir ses tonuyla kulağına eğilip bir şeyler söylemek.

Kulağına gelmek : Duymak. kulağına çalınmak.

Kulağına girmemek : Söylenilen sözlere önem vermemek, söylenenleri anlamamak, benimsememek.

Kulağına gitmek : Duymak.

Kulağına inanmamak : Duyduklarının doğruluğundan şüphe etmek.

Kulağına kar suyu kaçırmak : Dolaylı olarak duyurmak.

Kulağına kar suyu kaçmak : Bir duyum almak.

Kulağına koymak : Bir duruma veya söze hazırlamak için önceden kısaca anlatmak, düşünce aşılamak, telkin etmek.

Kulağına küpe olmak : Başa gelen bir durumdan alınan dersi unutmamak.

Kulağına söylemek : Fısıldamak.

Kulağını açmak : Dikkatle dinlemek.

Kulağını bükmek : Bir sorun karşısında dikkatli davranması için uyarıda bulunmak.

Kulağını çekmek : Ceza olarak kulağını tutup bükerek çekmek. uyarmak için hafif bir ceza vermek.

Kulağını çınlatmak : Birini anmak.

Kulağını doldurmak : Bir kimseye başkasından bilgi almadan önce konu üzerinde bilgi verirken kendi düşüncesini aşılamak.

Kulağını sağır etmek : Sağırlaşmasına sebep olmak, işitemez duruma getirmek.

Kulağının üzerine yatmak : Görmezlikten, duymazlıktan gelmek, dikkate almamak.

Kulağının zarı patlamak : Gürültü yüzünden rahatsız olmak.

Kulakları dolmak : Aynı şeyi dinlemekten usanmak.

Kulakları paslanmak : Çoktan beri müzik dinlememiş olmak.

Kulakları patlatmak : Gürültüyle rahatsız etmek.

Kulakları uğuldamak : Kulakta uğultu olmak.

Kulaklarına kadar kızarmak : Çok utanmak.

Kulaklarını dikmek : Hayvan dikkat kesilmek.

Kulaklarının pasını gidermek : Hoşa giden ses veya güzel bir müzik dinlemek.

Kulak altı bezi : Kulağın yakınında bulunan tükürük bezlerinin en büyüğü.

Kulak çivisi : Kağnıda tekerleğin çıkmaması için mazının ucuna takılan çivi.

Kulakdavulu : Kulak zarı.

Kulak demiri : Pullukta, uç demirinin kaldırdığı toprağı ters çeviren demir.

Kulak dolgunluğu : İşiterek elde edilen (bilgi).

Kulak erimi : Sesin işitilebileceği uzaklık.

Kulak kepçesi : Kulağın sesi toplayarak orta kulağa göndermeye yarayan, yarım daire biçimindeki bölümü, sayvan.

Kulak kulağa : Gizlice, başkası duymaksızın.

Kulak memesi : Kulağın yumuşak ve kıkırdaksız olan alt ucu.

Kulak misafiri : Yanında konuşulanları konuşmaya katılmadan dinleyen kimse.

Kulak sadakası : Duyulan ve öğrenilen bilgilerin bir bölümünün başkalarına aktarılması.

Kulak tıkacı : Sesleri, gürültüleri hafifletmek veya su kaçmasını engellemek için kulağın içine veya üzerine konulan araç.

Kulak tırmalayıcı : Kulağı rahatsız eden.

Kulaktozu : Kulağın arkasındaki çukur bölüm, kulağın kökü.

Kulak zarı : Dış kulakla orta kulağı birbirine bağlayan zar, kulakdavulu.

Kulağı delik : Olup bitenleri çabuk haber alan (kimse).

Kulağı kesik : Görmüş geçirmiş, deneyimi fazla olan, uyanık.

Kulağı kirişte : Söylenecek sözü, gelecek haberi sabırsızlıkla bekleyen (kimse), kulağı tetikte. Söylenecek sözü, gelecek haberi sabırsızlıkla bekler bir biçimde.

Kulağı tetikte : Kulağı kirişte.

Kulağı tıkalı : Dinlemek istemeyen. Sağır, ağır işiten.

Dış kulak : Kulağın, kulak kepçesi ve dış kulak yolundan oluşan bölümü.

Ekşikulak : Kuzukulağı.

İç kulak : Kulağın işitme sinirlerinin bulunduğu bölümü, dolambaç.

Kabakulak : Tükürük bezlerinin, özellikle kulak altı bezlerinin iltihaplanmasıyla beliren bulaşıcı, salgın ve ateşli bir hastalık, kabaşiş, yazma.

Kamışkulak : Kulakları ince, düzgün ve dik at.

Karakulak : Kedigillerden, çakala benzer vahşi bir hayvan (Caracal melanotis). Osmanlı Devleti'nde emir çavuşu, haberci.

Kepçe kulak : Kocaman ve öne doğru kulakları olan (kimse).

Orta kulak : Kulak zarı, çekiç, örs, üzengi kemiklerinin bulunduğu, dış kulakla iç kulak arasındaki bölüm.

Yelken kulak : Yelken kulaklı.

Aslankulağı : Bir sap üzerinde dizili sarı veya kırmızı çiçekli otsu bir bitki.

Ayıkulağı : Bir tür çuha çiçeği (Primula auricula).

Baca kulağı : Ocağın iki yanında taştan yapılmış ufak raf.

Cankulağı : Çok yakın dost, sırdaş.

Denizkulağı : Yassı kabuklu, içi sedefli, 10 santimetre uzunluğunda bir deniz yumuşakçası (Haliotis).

Deniz kulağı : Açık denizden bir kum setiyle ayrılan veya kıyı dilinin gelişmesiyle göl biçimini alan sığ koy veya körfez, lagün.

Eşekkulağı : Karakafes.

Farekulağı : Yabani mercanköşk. Çuha çiçeğigillerden, tohumu kuş yemi olarak kullanılan bitkilerin cins adı, bağırsak otu, sıçankulağı (Anagallis).

Filkulağı : Pazarlarda satılan bir sünger türü. Yılan yastığıgillerden, ana yurdu tropikal Amerika olan, kökü yumrulu bir süs bitkisi (Caladium).

Kuzukulağı : Karabuğdaygillerden, nemli yerlerde yetişen, yaprakları salata olarak kullanılan, çiçekleri iki evcikli ve kırmızımtırak bir bitki, ekşikulak (Rumex acetosa).

Müzik kulağı : Müziğin seslerine olan duyarlılık ve yatkınlık durumu.

Saban kulağı : Sabanın toprağa giren kısmının iki yanında bulunan ve toprağı yollara dökmeye yarayan parça, kulak.

Sıçankulağı : Farekulağı.

Tavşankulağı : Çuha çiçeğigillerden, kalp biçiminde geniş yapraklı, beyaz, pembe, şarap rengi çiçekli bir bitki, buhurumeryem, siklamen (Cyclamen coum).

Eli kulağında : Nerede ise olacak, çok yakında olması beklenilen.

Ağzı kulaklarında : Çok sevinçli, mutlu (kimse).

Kulak misafiri olmak : Yanında konuşulanları konuşmaya katılmadan dinlemek.

Kulakçı : Kulak, burun, boğaz hekimi.

Kulakçık : Kalbin üst bölümünde bulunan, sağdaki ana toplardamarlardan ve soldaki akciğer toplardamarlarından kanı alıp karıncıklara veren iki boşluğun adı.

Kulaklı : İki tarafında tutulacak yeri olan yayvan tava, tencere, kazan vb. Sapının ucunda kulak biçiminde iki geniş çatalı bulunan bir tür yatağan. Kulağa benzer çıkıntısı olan. Kulağı herhangi bir biçimde olan.

Kulaklı somun : Yanlarında kanat gibi çıkıntıları olan bir somun türü.

Kulaklık : Kulakları soğuk, rüzgâr vb. dış etkilerden korumak için kulak kepçesini örtecek biçimde yapılmış kılıf. Radyo, telefon, telsiz vb.nde kulak ile verici arasında ses bağlantısı kurmaya yarayan araç. Ağır işitenlerin daha iyi işitebilmek için kulaklarına taktıkları pilli araç.

Kulaksız : Kulak kepçesi olmayan.

Kulaktan : Yalnızca duyarak, dinleyerek.

Kulaktan dolma : Başkalarından işitilerek edinilen (bilgi).

Kulaktan kulağa : Gizli bir biçimde. Sözlü bir biçimde.

Kulaktan kulağa yayılmak : Sözlü bir biçimde bir diğer kişiye aktarılmak.

Ağzı kulaklarına varmak : Çok sevinmek.

Boynuz isterken kulaktan olmak : Daha iyisini, mükemmelini ararken mevcut olanı yitirmek.

Boynuz kulaktan sonra çıkar ama kulağı geçer : "bir konu üzerinde sonradan yetiştikleri hâlde kendilerinden önce yetişmiş olanları geçenler vardır" anlamında kullanılan bir söz.

Deve boynuz ararken kulaktan olmuş : "elindekiyle yetinmeyip daha çoğunu arayan, elindekinden de olur" anlamında kullanılan bir söz.

Ense kulak yerinde olmak : Kelli felli olmak. iri yarı olmak.

Göz kulak olmak : Gözetmek, korumak, bakmak. görme, işitme yoluyla bilgi edinmeye çalışmak.

İki kulak bir dil için : "çok dinleyip az söylemeli" anlamında kullanılan bir söz.

Kalem kulaklı : Kulakları dik ve düzgün (at, geyik vb.).

Kelle kulak yerinde : Kanlı canlı ve iri yapılı olan. gösterişli, itibarlı sayılan.

Orta kulak boşluğu : Dış kulakla iç kulak arasındaki boşluk.

Orta kulak iltihabı : Orta kulakta oluşan iltihaplı hastalık.

Sevincinden ağzı kulaklarına varmak : Çok sevinmek.

Uzun kulaklı : Eşek.

Uzun kulaktan haber almak : Uzaktan uzağa haber almak.

Yarım kulak dinlemek : Umursamadan, önem vermeden dinlemek.

Yelken kulaklı : Dış kulağı iri ve geniş olan, yelken kulak.

İşitme : Duyma, sema. İşitmek işi.

Organ : Vücudun, belirli bir görev yapan ve sınırları kesin olarak belirlenmiş bölümü, uzuv. Bir görevi, bir işi yerine getirmekle yükümlü kuruluş.

Topla : Üç parmaklı dirgen.

Bölüm : Çağ, devir. Bir kuruluşun yönetim birimlerinden her biri, departman, seksiyon. Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, kısım. Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan birimlerinden her biri, departman. Canlıların bölümlenmesinde filumların bir araya gelmesiyle oluşan birlik. Bölme işlemi sonunda elde edilen sayı.

Balık : Zodyak üzerinde Kova ile Koç arasında yer alan takımyıldızın adı. Omurgalılardan, suda yaşayan, solungaçla nefes alan ve yumurtadan üreyen hayvanların genel adı.

Solungaç : Suda yaşayan hayvanların solunum organı, galsame.

Verme : Vermek işi.

Saban : Çift süren hayvanların koşulduğu demir uçlu tarım aracı.

Varlıklı : Zengin.

Rus : Rusya Federasyonu'nda yaşayan Doğu Slav halkı veya bu halkın soyundan olan kimse, Moskof gâvuru.

Kulak ağrıcıl :

Kulak ağrısı :

Kulak akarı : Psoroptidae ailesinde bulunan uyuz etkeni cinsi, Otodectes.

Kulak altı tükürük bezi : Ramus mandibula’nın arka kenarıyla atlas’ın procesus transversus’u arasında, kulak köküne yerleşmiş tükürük bezi, parotis bezi, glandula parotis. Etçil ve küçük ruminatların genç olanları müköz salgı da yaparlar.

Kulak altı tükürük bezi kanalı : Kulak altı tükürük bezinin salgısını vestibulum buccale'ye döken kanal, duktus parotideus.

Kulak arka atardamarı : A. carotis externa’dan çıkarak kulak kaidesine giden atardamar, arterya aurikularis kaudalis

Kulak aşı : Sarmısaklı yoğurt dökülerek yenilen bir hamur yemeği, mantı.

Kulak burmak : Kulağını bükmek, tenbih ve ikaz etmek. (Sazın) burgusunu bükerek düzen vermek

Kulak burulmak : İkaz edilmek, te’dip, tecziye olunmak

Kulak çalgısı : Gramofon.

Kulak ile ilgili Cümleler

  • Kulak içi cihazlar faydalı mı?
  • Kulak ağrısı dışında kendimi iyi hissediyorum.
  • Kulak kanalı, kulak zarına ses dalgaları gönderir.
  • Kulak memelerinin ne işe yaradığını merak ediyorum.
  • Burada kal ve onlara göz kulak ol.
  • Kulak misafiri olmadan edemedim.
  • Yaban tavşanlarının uzun kulakları vardır.
  • Sana kulak misafiri olmaktan kendimi alamadım.
  • Kulak misafiri olabilir miyiz?
  • Hiç kimsenin onlara sahip olmadığı yerde kulaklarım ve gözlerim var.
  • Kulak misafiri olmak istemedim ama tesadüfen duydum.
  • Benim kulaklarım kanıyor!
  • Bir an için bavuluma göz kulak olur musun?
  • Burada kal ve ona göz kulak ol.

Diğer dillerde Kulak anlamı nedir?

İngilizce'de Kulak ne demek? : n. wealthy peasant farmer in czarist Russia

adj. aural

n. ear, lug

Fransızca'da Kulak : burun-bo

Almanca'da Kulak : n. Gehör, Kipphalde, Lasche, Ohr

Rusça'da Kulak : n. ухо (N), слух (M), проушина (F), ушко (N)

adj. слуховой