Ends türkçesi Ends nedir

Ends ile ilgili cümleler

English: "Confessions" by St. Augustine tells us the timeless story of an intellectual quest that ends in orthodoxy.
Turkish: Aziz Augustine tarafından yazılan "İtiraflar" bize ortodokslukta biten entelektüel arayışın zamansız bir hikayesini anlatır.

English: Ali could barely make ends meet when he was in his early twenties.
Turkish: Ali yirmili yaşlarının başında iken geçimini güçlükle sağlıyabiliyordu.

English: Ali couldn't make both ends meet on his income.
Turkish: Ali gelirine göre geçinemiyordu.

English: Ali and his wife both have to work to make ends meet.
Turkish: Ali ve karısı kıt kanaat geçinmek için her ikisi çalışmak zorunda.

English: Ali and Mary struggled to make ends meet.
Turkish: Ali ve Mary sonunda kavuşabilmek için savaştılar.

Ends ingilizcede ne demek, Ends nerede nasıl kullanılır?

Ends and means : Amaçlar ve araçlar.

Ends of the earth : Dünyanın en ırak bölgeleri.

Ends with : Sonu. Biter. İle biten. İle biter. Belirtilen karakterle biter. Son harfi. Son karakter. Bitsin. Bununla biter.

Beam with both ends built in : Her iki ucu ankastre kiriş.

Can hardly make ends meet : Her ay faturalarını nadiren öder. Gerçekten gücü fazla yetmez.

 

Loose ends : Yarım kalmış işler. Sonuçlandırılmamış işler. Yarım kalmığ işler.

Make both ends meet : Kazancı masrafına yetişmek. İki yakası bir araya gelmek. Kıt kanaat geçinmek. İdare etmek. Ucu ucuna yetişmek. Ayağını yorganına göre uzatmak. Zar zor iki yakasını bir araya getirmek. Geçinmek. İki ucunu bir araya getirmek. Geliri gidere denkleştirmek.

Left no loose ends : Gitmeden önce tüm işlerini tamamladı. Tüm işleri bitirdi. Yapılmadık hiçbir şey bırakmadı.

Make ends meet : Kıt kanaat geçinmek. İki ucunu bir araya getirmek. Geçimini sağlamak. Geçinebilmek.

Beam ends : Küpeştesi suda.

İngilizce Ends Türkçe anlamı, Ends eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Ends ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Painter : Pruva halatı. Badanacı. İmleç. Nakkaş. Ressam. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Bezemleri boyayan kimse. Boyacı. İbre.

Caput : Kafatası (latince). Kaput. Kısım. Bölüm. Dal. Segment. Baş. Filiz.

Deadly : Çok etkili. Çok. Ölümcül. Öldürücü. Müthiş. Amansız. Sıkıcı. Ölümüne.

Consequence : Ehemmiyet. Netice. Semere. Serencam. Eser. Önem. Önemli sonuç.

Fate : Talih. Akibet. Felaket. Kısmet. Helak. Gelecek. Kader tanrıçası. Felek. Yazgı.

Goals : Belirli zaman dönemi içinde gerçekleştirilmesi istenen işlerin somut biçimde ortaya konması. Sayı. Amaç. Hedef. Kale. Gol. İdeal.

Backwashes : Dümen suyu. İkincil etki. Geri yıkama. Serpinti. Geriye gelen dalga. Sonraki etki. Olayın yankıları. Ters yıkama. Dalganın geri çekilmesi.

Culmination : En yüksek noktaya varma. En son noktaya erişme. En yüksek nokta. Meridyen üzerinde bulunma. Bir kemer yapısının en yüksek kesimi. Sonuçlanma. Doruk. Zirve.

 

Destination : Varış. Gönderilen yer. Amaç. Maksat. Malın gideceği yer. Varış yeri. Varış noktası. Gidilecek yer. İstikamet.

Ends synonyms : cigarette butt, decease, backside, chump, butts, consequences, catastrophe, breads, curtain, coffering, leavings, cashes, demise, milieu, pickerels, facet, butt, boundary, closure, part, corollaries, dog end, cigarette end, bottom line, conclusory, demising, conclusion, apices, ending, denouement, child, ciggy, consequent.