Exposer türkçesi Exposer nedir

  • Meydana koyan.
  • İfşa eden.
  • Arz eden.
  • Alenen gösteren.
  • Gizli kusurları meydana çıkaran.
  • Bir şeyi açıkta bırakan veya ortaya çıkaran kimse (özellikle olumsuz bir şeyi).
  • Gizli bir şeyi açığa vuran.
  • Maruz bırakan.
  • Suçu ortaya koyan.
  • Karşı karşıya gösteren.
  • Kirli çamaşırları ortaya döken.

Exposer ingilizcede ne demek, Exposer nerede nasıl kullanılır?

Exposers : Gizli kusurları meydana çıkaran. Maruz bırakan. İfşa eden. Alenen gösteren. Karşı karşıya gösteren. Arz eden. Kirli çamaşırları ortaya döken. Suçu ortaya koyan. Bir şeyi açıkta bırakan veya ortaya çıkaran kimse (özellikle olumsuz bir şeyi). Gizli bir şeyi açığa vuran.

Expose oneself : Kendini teşhir etmek. Karşı karşıya kalmak. Teşhircilik yapmak. Kendini maruz bırakmak.

Expose oneself to ridicule : Kendini alay konusu yapmak.

Expose to : Maruz bırakmak. Maruz kalmak (kimyasal maddeye vb).

Expose to odium : Aleni suçlamak. Alenen kınamak. Aleni ayıplamak.

Be exposed : Maruz kalmak. Afişe olmak. Deşifre olmak.

Exposed name : Açık ad.

Expose to radiation : Radyasyona tabi tutmak. Radyasyona maruz bırakmak.

Exposes : Tutmak. Etkisine açık bırakmak. Açığa çıkarmak. Maruz kalmak. Işığa tutmak (fotoğrafçılık terim). Işıklandırmak. Teşhir etmek. Bırakmak. Ortada bırakmak. Ortaya çıkarmak.

 

Exposed : Açıkça. Maruz kalan. Muhafazasız. Ortada. Açıkta. Çıplak. Işığa tutulmuş (film). Meydanda. Maruz kalmış (kimyasal maddeye vb). Korunmasız.

İngilizce Exposer Türkçe anlamı, Exposer eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Exposer ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Windage : Rüzgar yönünü değiştirmek için yapılan ekleme. Rüzgarlama. Nişan ve vuruş noktaları arasındaki yatay farkı ortadan kaldırmak için yapılan nişangah ayarı. Rüzgar saptırma. Bir geminin rüzgara maruz kalan tarafı. Hareket eden bir nesne ile havanın çarpışması. Bir geminin rüzgara maruz olan yüzeyi.

Underexpose : Düşük ışıklamak (filmi). Fotoğrafı karanlık çıkarmak. Az ışıklamak. Karanlık çıkarmak (foto). Karanlık çıkarmak (fotoğrafçılık terim).

Divulgers : İfşa eden kişi. Açığa vuran. Açıklayan. Yayan. Ortaya döken.

Offeror : Teklifi sunan. Sunan kimse. Teklif sunan. İleri süren kimse. İcapçı. Kurban eden kimse. İfade eden kimse(iyi niyet, arkadaşlık, vs. hakkında). Teklif eden. Mucip.

Wind exposure : Rüzgara maruz kalma.

Solarise : (britanya ingilizcesi) güneş ışığına aşırı bir şekilde maruz bırakarak hasar vermek (bir fotoğraf negatifinde olduğu gibi). Güneş ışığı etkisinde bırakarak bozulmak. Güneşin etkisine maruz kalmak. Güneşte bırakmak. Güneşte kalmak. Güneşin etkisine maruz bırakmak (solarize olarak da yazılır). Güneş ışığına maruz kalmak.

Discloser : Gösteren kişi. İfşa eden kişi. Açıklayan. Ortaya döken.

Exhibitant : Gösteren. Sergileyen. Sergici. Sunumcu. Teşhir eden. Galerici. Bir sergiye katılan kimse. İbraz eden taraf. Resimle gösteren.

 

Subject : Yüklemin gösterdiği kılış ile doğrudan ilgili olan kişi ya da şeye verilen ad; bir oluş ve kılışın gerçekleşmesini sağlayan kimse veya şey: eskiler, baharı ya tabiatta yahud tecrid halinde, tek manzarasında severlerdi (a. h. tanpınar, yaşadığım gibi, s. 114). oda karşıma düşen duvardaki hücreye konmuş büyükçe bir gaz lambasıyla aydınlanıyordu a. h. tanpınar, abdullah efendinin rüyaları, s. 90). bu tahammül edilemez bir ömürdü… (r. h. karay, memleket hikayeleri, s. 34). agah bey, içti; biraz buruk, lakin baygın kokulu, tuhaf lezzetli, hoş bir içkiydi (r. h. karay, göst. e., s. 35). ben anadolu'ya gitmezden önce manevi kuvvet denilen şeyin millet mücadelelerinde büyük bir rol oynadığına ve bunun ruhtan gelen bir yüreklilikle oluştuğuna inandım (y. k. karaosmanoğlu, ergenekon, s. 114). odada, galiba, teyzesi yatıyor. (p. safa, şimşek, s. 210). hakikatte bütün istanbul garip bir sinirlilik içinde idi (a. h. tanpınar, sahnenin dışındakiler, s. 276). o, zamanın sahibi idi (a. h. tanpınar, saatleri ayarlama enstitüsü, s. 37). siz doğru dürüst konuşmasını bilmez misiniz hiç? (t. buğra, yalnızlar, s. 216). melek, hastanın başucuna götürüldüğü zaman, bu burnu uzamış, gözleri çukura kaçmış adamla alakasını anlayamamıştı (s. f. abasıyanık, bütün eserleri 3: medarı maişet motoru, s. 170). yol ayrımına, yolu olan gelir! (k. tahir, yol ayrımı, s. 310). insan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar (y.kemal bayatlı, kendi gök kubbemiz, s. 91) vb. Asal düşünce. Tabi. Mecbur etmek. Özne. Çeken. Bir oyunun en kestirme biçimde anlatılabilecek baş olgusu. Bir konunun, bir düşünceyi belirtmek için işlenmesiyle ortaya çıkan düşünce. bir oyunda asal düşünce yanısıra, o düşünceyi destekleyici, renklendirici ya da anlamlandırıcı yan düşünceler yer alır. Denek. Etmek.

Solarize : Güneşte bırakmak. Güneşte kalmak. Güneş ışığıyla tedavi etmek. Güneşte bırakıp bozmak. Güneş ışığına maruz kalmak. Güneş ışığı etkisinde bırakarak bozulmak. Güneş ışığı ile tedavi etmek.

Exposer synonyms : air out, solarisation, air, ventilate, exposers, overexpose, divulger, sun, insolate, vulnerability, exhibiter, aerate, exhibiters, offerors, solarization.

Exposer zıt anlamlı kelimeler, Exposer kelime anlamı

Overexpose : Filme aşırı poz vermek. Çok uzun süre veya çok fazla ışığa tutmak (fotoğrafçılık). Aşırı ışıklamak. Aşırı poz vermek (filme). Fazlaca açıkta bırakmak.

Underexpose : Fotoğrafı karanlık çıkarmak. Karanlık çıkarmak (foto). Karanlık çıkarmak (fotoğrafçılık terim). Az ışıklamak. Düşük ışıklamak (filmi).

Invulnerability : Yaralanmazlık. Zarar görmezlik. Yara almama. Sağlamlık. Yaralanamazlık.

Exposer ingilizce tanımı, definition of Exposer

Exposer kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : One who exposes or discloses.