Fırsat nedir, Fırsat ne demek
Fırsat; kökeni arapça dilinden gelmektedir.
"Fırsat" ile ilgili cümle örnekleri
- "Önce istemedim, sonra düşününce bunun evden kurtulmam için bir fırsat olduğunu anladım." - A. Ümit
Fırsat kısaca anlamı, tanımı:
Fırsat beklemek : En uygun şartı, durumu veya zamanı kollamak.
Fırsat bilmek : Bir şeyden belli bir amaçla hemen yararlanmak.
Fırsat bu fırsat : "yararlanılacak en uygun zaman" anlamında kullanılan bir söz.
Fırsat bulmak : Uygun, elverişli zaman bulmak.
Fırsat düşmek : Bir imkâna kavuşmak.
Fırsat kollamak : Yapmak istediği iş için uygun bir zaman veya bir durum beklemek.
Fırsat sakal altından geçer : "fırsatı yakalayabilmek için uygun zamanı kollamak gerekir" anlamında kullanılan bir söz.
Fırsat her vakit ele geçmez : "fırsat insanın eline çok seyrek geçtiği için çıkan fırsat iyi değerlendirilmelidir" anlamında kullanılan bir söz.
Fırsat vermek : Bir işi yapmak için uygun, elverişli şartı sağlamak.
Fırsatı ganimet bilmek : Çıkan fırsattan en iyi biçimde yararlanmak.
Fırsatı kaçırmak : Elverişli durumdan yararlanamamak.
Fırsatını düşürmek : Kolayını bulmak.
Fırsattan istifade etmek : Ele geçirilen imkân veya durumdan en iyi biçimde yararlanmak.
Fırsat düşkünü : Kötülük yapmak için fırsat kollayan (kimse).
Fırsat eşitliği : Sunulan olanaklardan herkesin ayrım yapılmaksızın eşit biçimde yararlanması.
Fırsat yoksulu : Eline fırsat geçmeyen (kimse).
Fırsatçı : Duruma göre davranan, içinde bulunduğu şartları değerlendirmeyi bilen kimse, oportünist. Fırsatları iyi değerlendiren, fırsat kollayan kimse.
Fırsatçılık : Fırsatçı olma durumu. Güç durumlarda, davranışlarını ahlak kuralları veya düzenli bir düşünceden çok, çıkarlarına uyacak biçimde ayarlamayı amaçlayan tutum, oportünizm.
Eline fırsat geçmek : İmkân bulmak.
Uygun : Yakışır, yaraşır, mutabık, mütenasip. Elverişli, yarar, müsait, muvafık. Orantılı, oranlı.
Zaman : Çağ, mevsim. Olayların oluş ve akış sırasını belirleyen, düzenli ve dönemli gök olaylarını birim olarak kullanan sanal bir kavram. Bu sürenin belirli bir parçası, vakit. Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler, vakit. Belirlenmiş olan an. Yer kabuğunun geçirdiği gelişimde belirlenen ve fosillere göre dörde ayrılan geniş evrelerden her biri. Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit. Dönem, devir. Fiillerin belirttikleri geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman kavramı.
Durum : Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Duruş biçimi, konum, tavır. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon.
Şart : Olması başka durumların gerçekleşmesini gerektiren şey, koşul. Temel kural belgesi.
Vesile : Sebep, bahane. Elverişli durum, fırsat.
Okazyon : Kelepir. Fırsat.
Fırsat beklemek : en uygun şartı, durumu veya zamanı kollamak.
Fırsat düşmek : bir imkâna kavuşmak. İlgili cümle: "Evet mademki fırsat düşmüştü. Cesaretini göstermek lazımdı." Ö. Seyfettin.
Fırsat kollamak : yapmak istediği iş için uygun bir zaman veya bir durum beklemek. İlgili cümle: "Sonra fırsat kollamasını biliyordu ve tekme yapıştıracak, çelme takacak zamanı içgüdülerin şaşmazlığıyla seçiyordu." T. Buğra.
Fırsat maliyeti : Çeşitli seçenekler arasında bir tanesini seçmekle, vazgeçilen diğer seçenekler nedeniyle uğranılan kayıplar. Bir aramalını veya üretim faktörünü, bir malın ya da hizmetin üretiminde kullanabilmek için vazgeçilen başka bir mal veya hizmetin üretim değeri, diğer bir deyişle bir malın diğer mal cinsinden marjinal maliyeti. krş. üretim olanakları eğrisi, iktisadi seçim, kıtlık, göreli fiyat
Fırsat öğretimi : Çok az rastlanan ya da bir daha rastlanılacağı düşünülmeyen durum ve olaylar karşısında ders programı ya da planında gerekli değişiklikler yaparak öğrencilerin birtakım değerli yaşantılar elde etmesine olanak sağlayan öğretim etkinliği.
Fırsat pencereleri : Tekno-iktisadi paradigma değişimleri sırasında ekonominin yeni baştan yapılandırılması gereğinin, gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkeleri yakalaması için bir fırsat olduğunu savunan ve C. Perez, C. Freeman, L. Soete tarafından geliştirilen görüş. krş. birinci fırsat pencerisi, ikinci fırsat pencerisi
Fırsat pencereleri önsavı : Tekno-ekonomik paradigma değişimleri sırasında ekonominin yeni baştan yapılandırılması gereğinin, gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkeleri yakalaması için bir fırsat olduğunu savunan ve C. Perez, C. Freeman, L. Soete tarafından geliştirilen görüş. krş. birinci fırsat pencerisi, ikinci fırsat pencerisi
Fırsatçı mikobakteriyel granülom : Kedilerin atipik mikobakteriyel granülomu.
Fırsat ile ilgili Cümleler
- Ali Mary'nin ona verdiği fırsattan yararlanmanın iyi bir fikir olduğunu düşündü.
- Fransızca konuşmak için birkaç fırsatım var.
- Fransızcayı sık sık kullanma fırsatım yok.
- Fırsat için tekrar teşekkürler.
- Fırsatı en iyi şekilde değerlendirdik.
- Geçen yıl ben Amerika Birleşik Devletleri'ndeyken Japonca konuşmak için neredeyse hiç fırsatım olmadı.
- Fırsat hiç kimseyi beklemez.
- Fırsat için teşekkür ederim.
- Fırsat bulur bulmaz, bir ziyarete geleceğim.
- Ali bana düşünme fırsatı vermedi.
- Fırsat için teşekkürler.
- Fırsat kapıyı nadiren iki kez çalar.
- Yüzmek için fazla fırsatım yok.
- Tom'a elveda deme fırsatım olmadığına üzgünüm.
Diğer dillerde Fırsat anlamı nedir?
İngilizce'de Fırsat ne demek? : n. opportunity, chance, occasion, opening, break, facility, show, turn
Fransızca'da Fırsat : occasion [la], opportunité [la], conjoncture [la], rencontre [la]
Almanca'da Fırsat : n. Chance, Gelegenheit
Rusça'da Fırsat : n. оказия (F), случай: удобный случай (M)


Bu kısımda Fırsat nedir? Fırsat ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Fırsat tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Fırsat hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.