Grouts türkçesi Grouts nedir

Grouts ingilizcede ne demek, Grouts nerede nasıl kullanılır?

Bituminous grout : Ziftli harç. Bitümlü harç.

Grout : Duvarcı sıvası. Telve. Enjeksiyon. Sıva. Harç. Tıkamak. Sulu harç. Bulgur lapası. Çimento şerbeti. Enjeksiyon yapmak.

Grouted : Harç ile doldurulmuş.

Grouting : Derzlendirme. Derz şerbeti. Derzleme. İçitim. Şerbet dökme. Derz dolgu. Şerbetleme.

Grouty : Somurtkan. Aksi. Suratsız.

Grouches : Yakınmak. Homurdanmak. Şikayet etmek. Homurdanma. Söylenmek. Söylenme. Vızıltı. Sızlanmak. Huysuzluk. Dırdırcı.

Grouchiest : Suratsız. Huysuz. Mızmız. Hiç memnun olmayan.

Cement grouting : Çimento enjeksiyonu. Çimento içitimi. Şerbetleme.

Grouchier : Hiç memnun olmayan. Mızmız. Suratsız. Huysuz.

Grouched : Homurdanma. Söylenme. Vızıltı. Huysuzluk. Söylenmek. Şikayet etmek. Dırdırcı. Yakınmak. Sızlanmak. Homurdanmak.

İngilizce Grouts Türkçe anlamı, Grouts eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Grouts ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Compost : Kompost. Çürümüş organik gübre. Gübrelemek. Parçalanmış organik madde. Bitki artıklarından yapılan gübre. Çürümüş yaprakla karışık gübre. Bitki artıklarının çürümesiyle oluşan gübre. Komposto. Organik gübre.

 

Human beings : Memeliler (mammalia) sınıfının, insansılar (anthropoidea) alt takımından, az tüylü olup iki ayakları üzerinde yürüyen, pek çok ırkları olan, mevcut canlıların içinde en akıllı olan türe sahip bir familya. İnsangiller. İnsanlar. İnsanoğlu.

Ethnic group : Etnik grup.

Beachfront : Sahile yakın. Sahil üzerinde veya sahile yakın bulunan. Sahile sıfır. Denize sıfır. Denize nazır.

Parquet : Gösteri salonlarında orkestraya bitişik bölüm. Parke döşemek. Parter. Parke kaplamak. Parke.

Subgroup : Altküme. Bağlı bulundukları soy yapısı içinde, kendilerine özgü soydan gelme dinsel kaynaklı: toplumsal, ekonomik ya da kültürel birer uğraşı ve yaşam yöntemleri bulunan, ayrıca, birbirleriyle ilişkilerini kutyasaklaşmış kurallara göre sürdüren topluluklardan her biri. bk. soy. krş. altkültür, yerel bölük. Alt türküm. Altgrup. Alt takım. Alt öbek. Düşey bölüm. Alt grup. Familya. Altbölük.

Plaster : Düzlemek. Yara bandı yapıştırmak. Plaster. Alçı. Alçılamak. Yakı yapıştırmak. Yumruklamak. Sıva vurmak. Sürmek.

Object : Cümlede öznenin, dolayısıyla fiili geçişli olan yüklemin etkilediği şahsı veya şeyi gösteren, yalın veya yükleme durumu eki almış kelime: abdullah efendi gecenin sükuneti içinde bu manzarayı doya doya seyretti (a. h. tanpınar, abdullah efendinin rüyaları, s. 52). çiy, garip bir aydınlık onları içinden aydınlatıyor, çok müşahhas ve zalim bir macera sahibi yapıyordu (a. h. tanpınar, göst. e., s. 53). kadının yüzündeki solgunluğu merak etmese idi bunları ona soracaktı (a. h. tanpınar, yaz yağmuru, s. 65). beni başkalarının merhameti, inayeti, yahut keyif ve hevesi idare ediyordu (r. n. güntekin, acımak, s. 49). sermed kendini yeniden dünyaya gelmiş sandı (s. erol, ülker fırtınası, s. 70). eve geldikleri vakit, teyzesi müfid'e bir mektup uzattı (p. safa, şimşek, s. 178). bir cürüm yaptığıma kani değilim. hakarete uğradım ve cevabını verdim siz de benim yerimde olsaydınız aynı şeyi yapardınız (p. safa, biz insanlar, s. 153). minareyi çalan kılıfını hazırlar. dünyayı unutmadık ne demek işte ben o gün orada anladım (k. tahir, esir şehrin insanları, s. 201). oğlum bana hediye göndermiş; sen bu konuda ne düşünüyorsun? dün akşamki toplantıda gençler ilgi çekici sorular sordular vb. || bir cümlenin nesnesini daha belirgin duruma getirmek, nitelendirmek veya pekiştirmek için nesneye, yine nesne durumunda olan açıklayıcı kelimeler eklenebilir: o kızı, o zengin kızı istiyorsun demek (h. z. uşaklıgil, ferdi ve şürekası, s. 107); ben dedim, gölü görmeye gidiyorum, karakurt gölünü (s. faik, bütün eserleriı: semaver, sarnıç: hanımın karısı, s. 180). iki ayaklıların dünyasını arıyor, kendi yaratacağı dünyayı (k. tahir, yol ayrımı, s. 461) vb. nesne türleri için bk. açıklayıcı nesne, belirli nesne, belirsiz nesne. Nesne. Tümleç. Bilgisayar, eğitim, fizik, gramer alanlarında kullanılır. Razı olmamak. Doğal çevresinden olduğu gibi alınarak incelenmek üzere dersliğe ya da deney odasına getirilen herhangi bir konu. İnsanın dışında kalan, görülebilen, dokunulabilen, bir ağırlığı ve kütlesi olan her türlü özdeksel varlık. Gaye. Hedef. Cins adam.

 

Fee : Ücret. Resmi dairelerde görülen hizmet karşılığı olarak iş sahibinden alınan para. Giriş vergini. Giriş ücreti. Fiyat. Bahşiş vermek. Vizite. Tımar. Ücretini vermek. Görümlük.

Scheme : Bir yapının, bileşenlerini, öğelerini ve aralarındaki ilişkileri gösterebilmek için küçük ölçekte çizgilerle gösterilmiş biçimi. Düzenlemek. Dolap çevirmek. Şema. Tasarlamak. Komplo. Joba. Dalavere yapmak. Uyum. Dalavere.

Grouts synonyms : ethnos, physical object, biological group, coastal plain, biotic community, lanthanoid, lanthanon, abstract entity, rare earth element, kingdom, screed, renderings, floor, parqueted, expenses, actinon, oxbow, terra firma, citizenry, ness, mainland, rare earth, daub, solid ground, race, humanity, dough, human race, lanthanide, humans, charge, woodland, aggregation.

Grouts zıt anlamlı kelimeler, Grouts kelime anlamı

Cenogenesis : Senojenetik. Senojenez. Türünün karakteristiğini göstermeyen embriyonik gelişim (biyoloji terimi).

Palingenesis : Paleojenez. Yeniden doğma. Palinjenezi. Palinjeni.

Nondevelopment : Kalkınmama. Gelişmeme.

Grouts antonyms : devolution.