İftar tabağı nedir, İftar tabağı ne demek

  • Ramazanda genellikle lokantalarda iftar açmak için bir tabağa dizilen ve yemek öncesi yenilen soğuk yiyecekler

İftar tabağı tanımı, anlamı:

İftar : Oruç açma, oruç bozma. İftar vakti. Ramazanda akşam yemeği.

Ramazan : Ay takviminin dokuzuncu ayı, üç ayların sonuncusu, oruç tutulan ay.

Genel : Herkesin yararlanabileceği (yer, nesne). Bir genelleme sonucunda elde edilen. Ayrıntıları göz önüne alınmayarak bütünü bakımından ele alınan. Yetkisi ve sorumluluğu çok olan. Bir şeye veya bir kimseye özgü olmayıp onun bütün benzerlerini içine alan, umumi.

Lokanta : Yemek pişirilip satılan yer, aşevi, restoran. Aşçı.

Açmak : Beğenmek. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Geçit sağlamak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Yapmak, düzenlemek. Ayırmak, tahsis etmek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Yakışmak, güzel göstermek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Engeli kaldırmak. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Ferahlık vermek. Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Alanını genişletmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Rengin koyuluğunu azaltmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Yarmak. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Savaşla almak, fethetmek. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak.

 

Dizi : Dizi film. Bir oktavın içinde sıralanan sekiz sesin bütünü. Saf durumundaki bir kıtada, birbiri arkasında duran erler. Bir iplik veya tel üzerine dizilmiş inci, boncuk vb.nin oluşturduğu bütün, sıra. Herhangi bir bakımdan bir bütün oluşturan şeylerin tümü, seri. Aynı söz dizimsel bağlam içinde birbirinin yerini alabilecek olan ve güçlü bir karşıtlık bağlantısı kuran ögelerin oluşturduğu bütün, paradigma. Değerleri artarak veya eksilerek art arda gelen terimler takımı. Yan yana, art arda veya zaman sırasına göre sıralanmış birbiriyle ilişkili nesne veya olayların oluşturduğu bütün sıra.

Yemek : Gücünü kırmak, perişan etmek, mahvetmek. Kandırmak. Batmak, çizmek, kaşındırmak, dalamak. Aşındırmak, kemirmek, oymak, delmek. Günün belli saatlerinde yenilen besin. Yemek yeme, karın doyurma işi. Birine alacağını vermemek, ödememek. Hakkı olmayan ve kendisine yasak edilmiş bulunan bir şeyi kabul etmek. Hoşa gitmeyen kötü bir duruma uğramak, tutulmak. Konuklara yiyecek verilerek yapılmış olan ağırlama. Başkasının parasını harcamak. Isırmak. Sürekli üzmek, tedirgin etmek. Ağızda çiğneyerek yutmak. Yasal yoldan cezalandırılmak. Harcamak, tüketmek, bitirmek. Yenmek için pişirilip hazırlanmış yiyecek, aş, taam, ekmek. Harcanmak, kullanılmak, sarf edilmek.

Yiyecek : Yenmeye elverişli olan her şey. Yenebilen.