İlik kesmek nedir, İlik kesmek ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Bilerek, isteyerek birini öfkelendirmek.

İlik kesmek anlamı, kısaca tanımı

İlik : Giysi, yorgan çarşafı, yastık kılıfı vb.nin gereken belirli yerlerine düğmenin geçirilebilmesi için iplikle örülerek, parça geçirilerek veya biye ile yapılan küçük yarık. Kemiklerin iç boşluklarını dolduran yağlı madde. Düğme. Yaka. Temiz. Söz götürüp getiren. Küçük sepet. -den başlayarak, -den sonra, -den beri: Ali tarlayı bundan ilik sen sür, bundan ilik ben süreyim. Kabak ve fasulyelerin uzayan kısımları: Kabak ilikleri bu sene çok uzadı. Kemik iliği, ilik. Düğme. (Yukarıdinek Şarkikaraağaç, Gücüllü Yalvaç Isparta; Güllüce Gümüşhacıköy Amasya). Düğme deliği. (İnönü Eskişehir). Düğme dikilen yer. (Aksaray Niğde). Ağaç çuvaldız. (Saçıkara İslahiye Gaziantep). Samanın çekilme zamanında arabaya takılan çulu yan direğe bağlayan halka. (Yeşilova Aksaray Niğde). Kağnının yan kanadının basamakları. (Gücünkaya Aksaray Niğde)

Kesme : Kesmek işi. Nazımda veya nesirde, bir cümleyi sonu anlaşılacak biçimde yarım bırakma sanatı, kat. Kesme işareti. Teneke, sac vb.ni kesmek için kullanılan makas. Çizgisel iki doğru parçası ve bir eğri yayı ile sınırlanan düzlem yüzeyi. İki çekimin birbirine doğrudan doğruya bağlanmasından, iki ayrı çekimin birbirini izlemesinden doğan durum. Kesin, değişmez, maktu. Lokum. Kıyılarımızda yaygın olarak bulunan, yuvarlak tepeli, 5 metre kadar boylu, her dem yeşil, yaprakları küçük ve kenarları testere dişli, çiçekleri yeşilimsi beyaz renkli olan bir süs ağacı, akçakesme (Phillyrea latifolia). Küp biçiminde veya köşeli olarak kesilmiş olan.

 

Kesmek : Bıçak, makas vb. bir araçla bir şeyi ikiye ayırmak, parçalamak, doğramak. Karşı cinsten birisini sürekli olarak süzmek, dikkatli bir biçimde bakmak. Belirtmek, kararlaştırmak. Yazıyı, filmi kısaltmak. Rüzgâr, soğuk vb. çok etkili olmak. Birini yermek, kötülemek. Oyuncuyu takım kadrosuna almamak. Akımı durdurmak. Hasta organı ameliyatla almak. Bir şeyden yoksun bırakmak, vermemek. Vahşice öldürmek. Kesici bir araçla yaralamak. Azaltmak, güçleştirmek. Hayvanın başını gövdesinden ayırmak, boğazlamak. Ara vermek. Son vermek, gidermek. Geçişi önlemek. Para basmak. İskambil kâğıtlarında destenin üzerinden bir bölümünü kaldırıp öte yana koymak. Susmak. Verilecek şeyin bir bölümünü alıkoyup vermemek. Ucunu almak. Dibinden ayırmak. Bölmek, ayırmak. Düzgün parçalara ayırmak. Uydurmak, yalan söylemek.

Öfkelendirmek : Öfkelenmesine yol açmak, kızdırmak.

Öfkelendirme : Öfkelendirmek işi.

Bilerek : İsteyerek, kasten.

Öfke : Engelleme, incinme veya gözdağı karşısında gösterilen saldırganlık tepkisi, kızgınlık, hışım, hiddet, gazap.

Biri : Bir tanesi. Bilinmeyen bir kimse.

Bile : Da, de, dahi. Birlikte. Üstelik.

Diğer dillerde İlgisizlik ölçütü anlamı nedir?

İngilizce'de İlgisizlik ölçütü ne demek ? : criterion of irrelevance