Kararmak nedir, Kararmak ne demek

"Kararmak" ile ilgili cümleler

  • "Hava iyice kararmış, caddenin bütün elektrikleri yanmıştı." - P. Safa
  • "Eşsiz hafızası sönüyor, sağduyusu kararıyordu." - F. R. Atay

Yerel Türkçe anlamı:

Surat asmak.

Kin tutmak.

İnat etmek.

Diğer sözlük anlamları:

Canı sıkılmak, kederlenmek

Fransızca'da Kararmak ne demek?:

obscurcies(s)

Kararmak kısaca anlamı, tanımı:

Kararma : Görüntülerin gittikçe kararıp görünmez duruma geçmesine dayanan bir noktalama türü. Kararmak işi.

Karar : Değişmez olma. Bir iş veya sorun hakkında düşünülerek verilen kesin yargı. Değişmeyen, düzenli durum, düzenlilik, yöntemlilik. Herhangi bir durum için tartışılarak verilen kesin yargı, hüküm. Bu yargıyı bildiren belge. Türk müziğinde, taksim yaparken ana makama dönüş. Tam ölçüsünde, ne az ne çok.

Gözü kararmak : Başı dönmek, hafif baygınlık geçirmek. umutsuzluğun veya aşırı bir isteğin etkisi altında ne yaptığını bilmez duruma gelmek.

Hava kararmak : Güneşin batmasıyla ortalık kararmak. gökyüzü iyice bulutlanmak.

İçi kararmak : Umutsuzluğa düşmek. hiçbir şeyden tat alamaz olmak. sıkılmak, bunalmak.

 

Kalbi kararmak : Yüreği kararmak. inancını kaybetmek.

Ortalık kararmak : Akşam olmak.

Sular kararmak : Akşam olmaya başlamak.

Yüreği kararmak : İçine karamsarlık ve sıkıntı çökmek.

Karaya : Eczacılıkta kullanılan ve çürümeyen bir bitki.

Dönmek : Durumdan duruma geçmek, değişmek, olduğundan daha değişik bir durum almak, benzemek. Bir şeyi andıracak duruma girmek, benzemek. Geri gelmek, geri gitmek. Hileyle, gizlice yapılmak. İnanç, din veya düşüncesini değiştirmek. Yönetilmek, düzene konulmak, çekip çevrilmek. Kendi ekseni üzerinde veya başka bir şeyin dolayında hareket etmek. Bırakılan bir konu veya işe başlamak. Sapmak. Söz konusu etmek, hatırlamak. Belirli bir yerde dolaşmak. Yönelmek. Sınıfta kalmak. Kendini bir yandan bir yana çevirmek.

Siyahlaşmak : Rengi karaya dönmek, kararmak.

Işık : Mutluluk, sevinç veya zekâdan doğan, özellikle yüzde ve gözlerde beliren parıltı. Yol gösteren, aydınlatan kimse, düşünce, eser vb. Yüksek derecede ısıtılan cisimlerin veya çeşitli enerji biçimleriyle uyarılan cisimlerin gaz ışı yaydığı gözle görülen ışıma. Cisimleri görmeyi, renkleri ayırt etmeyi sağlayan fiziksel enerji, erke, ziya, nur, şavk. Aydınlanmak için kullanılan elektrik. Bir yeri aydınlatmaya yarayan araç.

Sönmek : Yanmaz, aydınlatmaz, parlamaz olmak. Yanardağ etkinliğini yitirmek. Duygular dinmek, yatışmak, etkisini yitirmek. Parlaklığını, ışığını yitirmek. Tükenmek, yok olmak, yitmek. Hava veya başka bir gaz ile şişirilmiş bir şeyin havası kaçıp şişkinliği inmek. Ses duyulmaz olmak. Gerilemek, parlaklık ve önemini yitirmek.

 

Kısılmak : Hafifçe kapanmak. Hacmi, niceliği azalmak. Kaçıp kurtulma yolu kalmamak.

Azalmak : Az denecek bir miktara inmek. Etkisini yitirmek, hafiflemek. Eskisinden az bir duruma gelmek.

Ateş : Patlayıcı silahların atılması. Coşkunluk. Yanıcı cisimlerin tutuşmasıyla beliren ısı ve ışık, od, nâr. Öfke, hırs, hınç. Tehlike, felaket. Genellikle hastalık etkisiyle artan vücut sıcaklığı, kızdırma. Isıtmak, pişirmek için kullanılan yer veya araç. Tutuşmuş olan cisim. Büyük üzüntü, acı.

Yüz : Bir şeyin görünen bölümünde kullanılan kumaş. Bir kumaşın dikiş sırasında dışa getirilen gösterişli bölümü. Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm, sima, çehre, surat. Yorgana ve yastığa geçirilen kılıf. Bir yapının dışa bakan düşey yüzeylerinin her biri. Utanma. Birinin görülegelen veya umulan hoşgörürlüğüne güvenilerek gösterilen cüret. Nedeniyle, sebebiyle. Yan, taraf. Kesici araçlarda ağız. Bu sayıyı gösteren 100 ve C rakamlarının adı. Yüzey. On kere on, doksan dokuzdan bir artık. Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı. Kere, kat vb. kelimeler ile birlikte kullanılarak yapılmış olan işin çokluğunu abartılı bir biçimde anlatan söz.

Tutmak : Avlamak. Ele geçirmek, yakalamak. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek. Bağlamak. İşgal etmek. Gereğini yapmak, yerine getirmek. Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek. Bir şeyi kullanması için uzatmak. Beklenen sonucu vermek. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj. Sarmak, bürümek. Elde bulundurmak, ele almak. Ulaşmak, varmak. Kaplamak. İzlemek. Başlamak. Benimsemek, beğenmek. Desteklemek, birinden yana çıkmak. Alacağa veya vereceğe saymak. Kapatmak, sarmak. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak. Denetimi ve yetkisi altına almak. Uygun gelmek, çelişmez olmak. Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek. Hizmetine almak veya kiralamak. Bir kimsenin yerini almak. Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak. Asılmak, kuvvetlice sarılmak. Yaklaştırmak. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak. Bir yerde kalmasını sağlamak. Sürmek, zaman almak. Yanında bulundurmak, alıkoymak. Hedef olarak almak. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek. Herhangi bir durumda bulundurmak. Biriktirmek, tasarruf etmek. Uğramak. Kullanmak. Sunmak. Bırakmamak. Varsaymak, farz etmek. Bir şey düşünmek. İş görebilmek. Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, markaja almak.

Kederlenmek : Kederli olmak, üzülmek, tasalanmak, mükedder olmak.

Canı : Acımasız, gaddar. Cinayet işlemiş olan kimse, kıyacı.

Sıkılmak : Can sıkıntısı duymak. Sıkma işi yapılmak. Sıkıntıya düşmek. Utanıp çekinmek.

Yitirmek : Yakın birini ölüm sonucu kaybetmek. Bazı nitelik veya özelliklerin yok olması durumuna uğramak, kaybetmek. Yanlış yola girmek, kaybolmak. Ne olduğunu, nerede bulunduğunu bilememek, kaybetmek.

Diğer dillerde Kararmak anlamı nedir?

İngilizce'de Kararmak ne demek? : v. grow dark, darken, tarnish, blacken, get dark, dim, lour

Fransızca'da Kararmak : noircir, brunir, se brunir, s'obscurcir, se hâler, se noircir

Almanca'da Kararmak : v. verdüstern, verfinstern

Rusça'da Kararmak : v. мрачнеть