Lasts türkçesi Lasts nedir

Lasts ile ilgili cümleler

English: I hope this fine weather lasts till the weekend.
Turkish: Umarım bu güzel hava hafta sonuna kadar sürer.

English: Nothing lasts forever.
Turkish: Hiçbir şey ebediyen sürmez.

English: The summer vacation lasts a couple of weeks.
Turkish: Yaz tatili 2 hafta sürecek.

English: Dying is nothing. So start with living, it's less funny and it lasts longer.
Turkish: Ölüm hiçbir şey. Bu yüzden yaşamla başla, daha az komik ve daha uzun sürer.

English: The performance lasts two and a half hours.
Turkish: Performans iki buçuk saat sürer.

Lasts ingilizcede ne demek, Lasts nerede nasıl kullanılır?

Ballasts : Denge sağlamak. Çakıl döşemek. İstikrar sağlamak. Safra koymak.

Blasts : Kavurmak (bitki). Bangır bangır çalmak. Havaya uçurmak. Patlatmak. Yıkmak. Beddua etmek. Lanet etmek. Bas bas bağırmak.

Fibroblasts : Bağlayıcı doku liflerinin üretimine katılan hücre.

Iconoclasts : İkonoklast. Gelenek veya kurumlara saldıran kimse. Yerleşmiş inanç. Yerleşmiş gelenekleri hiçe sayan. Putları yıkan. Putkıran. Geleneklere karşı çıkan kimse. İkon düşmanı. Gelenek veya kurumlara karşı çıkan kimse. İkon kırıcı.

Outlasts : Daha çok dayanmak. Daha fazla yaşamak. -den çok daha kalıcı olmak. Daha uzun süre dayanmak. Daha uzun yaşamak. Daha fazla sürmek. -den çok dayanmak.

 

Last but one : Sondan bir önceki. Sondan ikinci.

Last chance : Son şans. Son olasılık. Son umut.

Last but not least : Sonuncu ama son derece önemli olarak. Sonuncu ama son derece önemli. Sıra olarak en son ancak daha az önemsiz değil. Son fakat aynı derece önemli. Son ama çok önemli. Sonuncu. Son olarak önemli noktalardan bir tanesi de. Son fakat nitelik veya değer açısından daha düşük değil. Son ama en önemsiz olmayan. Son fakat aynı derecede önemli.

Last change : Son değişiklik.

Last call : Son çağrı.

İngilizce Lasts Türkçe anlamı, Lasts eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Lasts ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Carrying forward : Nakletmek (hesap). İlerletmek.

Attended : Beraberinde getirmek. Eşlik etmek. Dikkatini vermek. Katılmak. Hizmet etmek. Kulak vermek. Bakmak. Dinlemek. Hazır bulunmak.

Base upon : Dayandırmak. Temele dayandırmak. Dayamak.

Sunset : Güneş batışı. Güneş'in gözerimi altına inmesi. Gurup. Son. Gün batması. Akşam. Güneş battığı zaman. Günbatımı. Güneş batımı.

Be among the living : Canlı olmak. Göğüs görmek. Canlı kalmak. Yaşayanlar arasında olmak. Yaşamak.

Do : Yetişmek. Rolünü üstlenmek. Yapmak. İlgilenmek. Tamamlamak. Dolandırmak (argo terim). Düzeltmek. Uymak. Ayağını kaydırmak. Gezmek.

Be in progress : Yapılmak.

Banish : Kovmak. Kafasından atmak. Sürgüne yollamak. Sürgün etmek. Aklından çıkarmak. Sürgüne göndermek. Defetmek. Düşünmemek. Sürmek (bir yerden atmak).

Be predicated on : Dayalı olmak. -in üzerine kurulmuş olmak.

 

Attend : Bakmak. Hizmet etmek. Hazır bulunmak. Kulak vermek. Bulunmak. Eşlik etmek. Beraberinde getirmek. Katılmak. Beklemek. İştirak etmek.

Lasts synonyms : fourth year, continues, abut, abided, be tolerant of, continueing, be sufficient, abrupt, abide, base on, get along, banished, bedaub, be enough, last, bedaubs, continue, abideth, ultimate, senior, abrook, carry forward, carrying over, burgeon, abuts, carry on with, arrive, abides, answers, reach, banishing, answered, abidden.

Lasts zıt anlamlı kelimeler, Lasts kelime anlamı

Future : İstikbal. İlerideki. Gelecek zaman kipi. Gelecek. Fiilin gösterdiği oluş, kılış ve durumun geleceğe bağlı olduğunu belirten zaman. bk. gelecek zaman kipi. Filin anlattığı işin şimdiki zamandan sonraki bir zamana ait olduğunu gösteren kip. türkçede bir oluş ve kılışın gelecekte kesin olarak gerçekleşeceğini gösteren ek, -acak ekidir: dik-ecek, anlat-acak, sar-acak gibi. bu ek şahıs ekleri ile genişletilerek çekimli fiil olur. insanlara yalnız onlardan aldığımı vereceğim (t. buğra, yalnızlar, s. 102). yarın ben de onu bana gönderen makamın huzuruna çıkarak neşredilme imkanları aramakta olan dört kitabımdan söz açacağım… bakalım, beni nereye gönderecek (a. n. asya, ayın aynası, s. 71). meçhul yerlere doğru gideceğim, oradan kendimi en meçhule atacağım (peyami safa, bir tereddüdün romanı, s. 184). biraz sonra o, belki hepiniz bana nasihat vermeğe kalkacaksınız (a. h. tanpınar, huzur, s. 255). fakat, evvela cibalı’ya kadar yürüyeceğiz orada bir arkadaşa haber vereceğim (p. safa, mahşer, s. 292). vb. karşıtı geçmiş zaman’dır. bk. bildirme kipleri. İleriki. Yarın. Ati. İlerki.

Present : Adamla getirtme. Vermek. Şu anki. Bir filmi gösterici yardımıyla görüntülük üzerine yansıtarak izlenmesini sağlamak; gösterimi gerçekleştirmek. Şimdiki zaman. Sahnede göstermek. Hukuk, gramer, sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Fiilin gösterdiği oluş ve kılışın içinde bulunulan zamanda yapıldığını ve süregelmekte olduğunu gösteren zaman. bk. şimdiki zaman kipi. Şimdiki. Göstermek.

First : Başta gelen. İlk. Önce. Önde gelen. İlk olarak. İlkönce. Birincilik. İlk kez. Mükemmel. Başta.