Lean on türkçesi Lean on nedir

Lean on ile ilgili cümleler

English: Don't lean on my chair.
Turkish: Sandalyeme yaslanma.

English: Don't lean on your friends for help.
Turkish: Yardım için arkadaşlarınıza güvenmeyin.

English: Don't lean on my desk.
Turkish: Masama yaslanmayın.

English: Tom doesn't have anyone to lean on.
Turkish: Tom'un dayanacağı hiç kimsesi yok.

Lean on ingilizcede ne demek, Lean on nerede nasıl kullanılır?

Lean : Yağsız. Eğilmek. Yaslanmak. Zayıf. Dayanmak. Cılız. Kıt. Fidan gibi. Eğri durmak. Kaykılmak.

On : Olmakta olan. Giyilmiş. E doğru. Üstünde. Makbul. Yönünde. İle. Hazır. Esnasında. Üzerinde.

Lean on a broken reed : Güvenilmez kişiye güvenmek. Güvenilmez bir şeye bağlı olmak. Layık olmayan bir şeye güvenmek.

Lean against : Yüklenmek. Abanmak. Dayamak. İstinat etmek. Yaslanmak. Dayanmak.

Lean atmosphere : Zayıf atmosfer. Seyreltik atmosfer. Arık atmosfer.

Lean back : Arkana yaslan. Kaykılmak. Geriye yaslan. Arkasına yaslanmak. Arkaya yaslanmak. Geriye yaslanmak.

İngilizce Lean on Türkçe anlamı, Lean on eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Lean on ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

 

Constrict : Boğaz. Büzmek. Sıkmak. Kısmak. Daraltmak. Kısıtlamak. Büzme. Sıkıştırmak (elbise vb).

Buffaloing : Karasığır. İnanda. Dombay. Manda. Sığır. Bufalo. Camız. Bizon.

Reclined : Arkaya yatmak. Uzanmak. Dayamak. Yatmak. Birbirine dayamak.

Abutted : Bitişik olmak.

Bear against : Karşı koymak. Bastırmak.

Bring pressure to bear on : Baskı kurmak. Harekete geçmesi için zorlamak. Zorlamak.

Predicate : Bir nesneye yüklenen iş, eylem ya da durumu gösteren edimsel etkinlik. Kurmak. Kaziyede hüküm ve isnad etmek. Belirlemek. Cümlede hareketi, olayı, işi, yargıyı bildiren, fiil çekimine girmiş kelimenin cümle bilgisindeki adı. cümlenin bütün ögelerini kendine bağlayan temel öğe durumundaki yüklem, fiil veya ad soylu bir kelime olabilir: mubarek su, saçlarımın arasından, kulaklarımın arkasından enseme ve oradan sırtıma doğru serin serin akıyordu (y. k. karaosmanoğlu, erenlerin bağından: diğer nesirler: s. 106). hoca, son senelerde mektep bütçesinden tasarruf yaparak bevvaba yol vermiş olduğu için burası boştu (r. n. güntekin, kızılcık dalları, s.140).manevi şeyler kendilerine bir destek olarak maddi bir varlığa ne kadar muhtaç iseler, maddi şeylerin de içinde nefes aldıkları ve yaşadıkları bir manevi tarafa, bir havaya, bir ruha o kadar ihdiyaçları bulunduğunu görüyoruz (a. ş. hisar, çamlıcadaki eniştemiz, s. 219). insan başlı büyükçe bir asma ikide bir ayaklarına takılıyor, onları düşürüyor ve litarnacı kıyafetli adamın gırtlağı ile keskin bir ağız kavgasına girişiyordu (a. h. tanpınar, abdullah efendinin rüyaları: abdullah efendinin rüyaları, s.58). ben bu yaşayışımdan bedbinleşecek kadar gururlu değilim (t. buğra, yalnızlar, s. 123). kapının tunç tokmağı bu karlı gecenin sesleri sağır eden durgunluğu, dolgunluğu içinde kof bir uğultu çıkardı (r. h. karay, memleket hikayeleri: sarı bal, s. 55); ali inliyordu. ayağa kalkmaya davrandı, fakat düştü (s. faik, bütün eserleri şahmerdan, lüzumsuz adam: bir define arayışı, s.50) vb. Yüklem. Göstermek. Haber. Beyan etmek.

 

Besets : Etrafını çevirmek. Kuşatmak. Rahat bırakmamak. Sıkıntı vermek. Etrafını sarmak. Rahat vermemek. Dört bir yandan saldırmak. Sarmak.

Bear : Spekülatör. Dönmek. Bulundurmak. Hazmetmek. Katlanmak. Yakışık almak. Gütmek (kin). Borsa fiyatlarını düşürmek. Beslemek. Spekülasyon yapmak.

Bargain on : Beklemek. Ummak. Bel bağlamak.

Lean on synonyms : leant, abort, abided, besiege, attributed, browbeating, menace, lean toward, astringe, lean, arrive, base on, osculated, calculate, intimidates, coerces, calculates, browbeat, coercing, astringed, attributes, builds, reclining, accrediting, believes, bet on, buffalos, domineered, buffalo, osculate, build on, efforce, believeth.