Lie türkçesi Lie nedir

Lie ile ilgili cümleler

English: Ali and Mary claim that they never lie to each other.
Turkish: Ali ve Mary birbirlerine asla yalan söylemediler.

English: Ali and Mary lie to each other all the time.
Turkish: Ali ve Mary birbirine sürekli yalan söyler.

English: Ali did nothing but lie in bed all day.
Turkish: Ali bütün gün yatakta uzanmaktan başka bir şey yapmadı.

English: A lie has no legs.
Turkish: Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.

English: A good lie is easier to believe than the truth.
Turkish: İyi bir yalana inanmak bir gerçeğe inanmaktan daha kolaydır.

Lie ingilizcede ne demek, Lie nerede nasıl kullanılır?

Lie about : Aylaklık etmek. Tembellik etmek.

Lie algebra : Lie cebiri.

Lie behind : Ardında yatmak. Arkasında gizli olmak. Arkasında yatmak. Nedeni olmak. Altında yatmak. Yol açmak. Temelinde yatmak. Ardında gizli olmak.

Lie detector : Yalan göstergeci. Yalan makinesi.

Lie down : Uzanmak. Şekerleme yapmak. Sere serpe yatmak. Boylu boyunca yatmak. Boylu boyunca uzanmak. Serilip yatmak. Yatmak. Kestirmek (uyku).

Lie in : Loğusa olmak. Geç vakte kadar yatmak. Sabah geç sögenlere kadar uyumak.

Lie low : Susup beklemek. Araziye uymak. Ortalıkta görünmemek. Aşağılanmak. Niyetini gizlemek. Arazi olmak. Gizlenmek. Saklanmak. Göze batmamaya çalışmak.

 

Lie in wait : Pusuya yatmak. Pusu kurmak. Pusuda beklemek.

Lie fallow : (yetenek) (uzun süredir) kullanılmamak. Boş kalmak. Nadasa bırakılmak. (yetenek) körelmek. Dinlenmeye geçmek. Nadasa bırakılmış olmak.

Lie like a trooper : Çok yalan söylemek.

İngilizce Lie Türkçe anlamı, Lie eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Lie ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Deceit : Düzenbazlık. Üçkağıt. Yamuk. Kötüye kullanma. Namussuzluk. Hile. Aldatma. Dalavere. Yalancılık.

Cast aside : Terketmek. Başından atmak. Kurtulmak. Kenara koymak. Başından savmak. Bir kenara bırakmak. Kenara itmek. İhmal etmek. Kenara atmak.

Fairy : Halk efsaneleri ile peri masallarının olağandışı dünyasını, göz kamaştırıcı ve büyüleyici donatımla sağlayan, gerçekliği yansıtmaya yönelik imgesel öğelerle bezenmiş oyun biçimi. Peri. Peri gibi. İbne. Nonoş. Teksas eyaletinde şehir. Perilere ait. Eşcinsel erkek. Çocuk.

Fibbed : Beyaz yalan. Uydurma. Küçük ve önemsiz yalan. Küçük yalan. Uydurmak. Zararsız yalan.

Prevaricate : Kaçamak cevap vermek. Kaçamaklı söz söylemek. Kaçamak cevaplar vermek. Lafı dolandırmak. Boğuntuya getirmek. Kaçamak yanıtlarla gerçeği gizlemeye çalışmak. Lafı kıvırmak. Gargaraya getirmek.

Bamboozle : Yamuk yapmak. Kafeslemek. Üçkağıda getirmek. İşletmek. Aldatmak. Kazıklamak. Şaşırtmak.

Bunk down : Uyumaya gitmek. Yatakta yatmak. Uyumak.

Beguiles : Çekmek. Saptırmak. Hoşça geçirmek. Aklını çelmek. Eğlendirmek. Cezbetmek. Aldatmak. Büyülemek. Ayartmak.

 

Juts : Çıkıntı yapmak. Çıkıntı. Çıkmak.

Applesauce : Boş laf. Elma sosu. Saçma. Elma püresi. Saçmalık. Abuk sabuk. İpe sapa gelmez.

Lie synonyms : recumb, look out over, lie awake, look across, look out on, false pretense, couched, cashiering, flank, dosses, kip down, cap, axe, bed, grasp at, fabrications, deceive, be left, catapulted, look, lap, cut out, baloneys, bunkum, dossed, continues, go to, be left over, abide, deceives, couching, boasting, fabricates.

Lie zıt anlamlı kelimeler, Lie kelime anlamı

Front : Önde bulunan. Maske. Önle ilgili. -e bakmak. Önde gelen. Davranış. Karşı olmak. Tiyatro, jeoloji, uluslararası ilişkiler alanlarında kullanılır. Önderlik etmek. Çehre.

Back : Arka çıkmak. Savunucu. Art. Alt tahta. Arkalık. Sırt. Ayak arkası. Arkaya. Gövdenin, ense ile kuyruksokumu arasındaki ve ayrıca cimnastikte bir devinim grubunun alanı olan bölümü. Geçmişe.

Arise : Doğmak. Yükselmek. Baş göstermek. Ayağa kalkmak. Doğrulmak. Görünmek. Zuhur etmek. Husule gelmek. Oluşmak. Meydana gelmek.

Lie antonyms : stand, sit.

Lie ingilizce tanımı, definition of Lie

Lie kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : An untruth spoken with the intention to deceive. A falsehood uttered or acted for the purpose of deception. As, the book lies on the table. [Bakınız: Lye]. To rest extended on the ground, a bed, or any support. The lay, as of land or country. He lies in his coffin. To be stretched out. To be, or to put one`s self, in an horizontal position, or nearly so. To utter falsehood with an intention to deceive. The snow lies on the roof. The position or way in which anything lies. An intentional violation of truth. To say or do that which is intended to deceive another, when he a right to know the truth, or when morality requires a just representation. To be prostate. Often with down, when predicated of living creatures.